Ümit KARDAŞ
Radyo Televizyon Üst Kurulu, Fox Televizyonu ana haber sunucusu Fatih Portakal’ın üç ayrı tarihte Koronavirüs salgını gündemiyle ilgili yaptığı yorumları 6112 sayılı Kanunun 8/1-b maddesinde yer alan hüküm kapsamında değerlendirerek toplumun kin ve düşmanlığa sevk edildiği sonucuna vardı ve Fox TV’ye üst limitten idari para cezası ve üç kez program durdurma idari tedbiri uygulanmasına karar verdi.
Aynı ihlallerin tekrarlanması halinde cezaların artacağı ve sonrasında yayın lisansının iptal edilebileceği ihtimali de bulunmakta.
RTÜK, Fox TV dışında eleştirel yayın yapan, içlerinde Tele 1, Halk TV, Haber Global TV gibi yayıncı kuruluşlarının bulunduğu kanallara yayın durdurma tedbiri ve para cezaları uygulanmasına karar verdi.
10 Nisan gecesi sokağa çıkma yasağını iki saat önce hiçbir detay açıklamadan ilan etme skandalından sonra halkın belirsizlik içinde gösterdiği toplumsal davranışın haber olarak verilmesi ve yorumlanması haber alma hakkının ve ifade özgürlüğünün doğal bir gereğidir. Buna karşılık RTÜK’ün evrensel hukuka ve Anayasa düzenlemelerine aykırı olarak ceza ve tedbir uygulaması tamamen hukuk dışı, keyfi ve hukuken sorumluluk doğuracak nitelikte.
RTÜK’ün sokağa çıkma yasağını bakanlık açıklamasından önce bildiren ve toplumsal paniğe neden olan TRT’ye yönelik bir uygulama yapmaması da kanunla verilen yetkinin kötüye kullanıldığını göstermekte.
RTÜK’ün görevi halkın haber alma hakkını ve bu hakkın kullanımını sağlayan medyanın ifade özgürlüğünü güvence altına almak, hak ve özgürlükler alanını genişletmektir. Bu kurum devlet iktidarının ideolojik aygıtı gibi davranamaz.
Medya dediğimiz aygıtın (işitsel, görsel ve yazılı yayın organları) işlevinin uzun mücadeleler sonucu insanlığın kazanımı haline gelmiş evrensel boyuttaki ilkelerle olduğu gibi insan hak ve özgürlükleri ile de yakından ilgisi bulunmakta.
Medya ilkesel olarak objektif ve tarafsız habercilikle hakikate yaklaşmaya çabalarken toplumun doğru bilgilendirilmesini hedefler. Böylece toplum siyasi kanaatini de bu bilgilendirmeler üzerinden inşa edebilir. İktidarın politikalarının eleştirilmesinin demokratik bir aracı olan medya üzerinde yaratılan yok etmeye yönelik baskılar faşizmin yoluna taş döşer.
Çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü ve hukuk güvenliği sağlayan demokrasilerde medyaya tanınan hukuki güvence aslında bireylerin doğuştan sahip oldukları hak ve özgürlükleri kullanabilmeleri için bir teminat sayılır.
Medya ile hukuk-demokrasi bağlantısını “düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü” ile “haber ve fikir alma özgürlüğü” bağlamında irdelemek gerekmekte.
Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 1. fıkrasında ifadesini bulmakta. Bu özgürlük kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ulusal sınırlara bakılmaksızın bir görüşe sahip olma, haberleri ve fikirleri elde etme ve bunları yayma özgürlüğünü içerir.
Medyanın bu bağlamda özgürlükleri yaşama geçirmekteki sorumluluğu çok önemli. Medya söz konusu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumlulukla birlikte kullanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, 10. maddenin 2. fıkrasında özgürlüğün kullanımında belirtilen iktidarca yapılabilecek müdahaleleri iki kriterle sınırlamıştır. Bu içtihatlara göre özgürlüğü sınırlayan durumlar hukukun öngördüğü ve demokratik bir toplumda gerekli nitelikte olmalıdır.
Sunday Times gazetesinin telidonid isimli bir ilacın sakat bebek doğumlarına neden olması üzerine olayların gelişimi ve sorumluluk konusunda yayınlamak istediği yazıya mahkemeye saygısızlık oluşturacağı gerekçesiyle yayın yasağı konması üzerine, Birleşik Krallık ( İngiltere) aleyhine AİHM’de dava açılmış, AİHM söz konusu davaya ilişkin 26.04.1979 tarihli kararında AİHS 10. maddesinin 2. fıkrasında sözü geçen iki kriterin ne anlama geldiğini açıklamıştır.
Yapılan müdahale hukukun öngördüğü bir müdahale olmalıdır. Yapılan müdahalenin hukukun öngördüğü bir müdahale sayılabilmesi için iki koşul öngörülmekte.
Uygulanacak hukuk kolay ulaşılabilir olmalıdır. Diğer bir deyişle yurttaşlar belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmelidirler. (accessibility)
Uygulanacak hukuk ayrıca yeterli açıklıkta önceden öngörülebilir (foreseeability) olmalıdır. Yurttaşların davranışlarını düzenlemelerine olanak vermek için yeterli açıklıkta düzenlenmemiş bir norm hukuk olarak kabul edilemez.
Oysa 6112 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun yayın hizmeti ilkelerini düzenleyen ve yaptırımlara esas teşkil eden 8. maddesi yeterli açıklıkta olmadığı gibi maddenin 1. fıkrasının alt başlıklarında 24 sınırlama gösterilmiştir. Bu sınırlamaların birçoğu keyfi uygulamalara yol açacak muğlaklıkta düzenlenmiştir.
Birkaç örnek vermek gerekirse; maddenin 1. fıkrasının (a) alt bendinde “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı olamaz” ve maddeye 02/01/2017 tarihli KHK ile eklenen daha sonra 01/02/2018 tarih ve 7072 sayılı Kanunla süreklilik kazanan (t) alt bendinde “Terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet edecek sonuçlar doğuracak şekilde sunamaz.” sınırlamaları bu muğlaklığı barındırmakta.
Ancak birçok yasa az ya da çok kaçınılmaz olarak muğlaktır. Bu muğlaklıkları evrensel ilkelere dayalı meşru hukuk çerçevesinde yorumlayarak hak ve özgürlükleri teminat altına almak ise bir uygulama sorunudur. İşte bu noktada yargıç kadrosunun niteliği önem kazanmakta.
AİHM’nin bu konuda aradığı ikinci kriter, hak ve özgürlük alanına yapılacak müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının tespitidir. AİHM, gerek Richard Handyside’a ait “Kırmızı Ders Kitabı” adlı kitabın müstehcen (ahlaka aykırı) olduğu gerekçesiyle mahkemece el konulması kararı nedeniyle Birleşik Krallık (İngiltere) aleyhine açılan davadaki 7.12.1976 tarihli karar gerekçesinde, gerekse Sunday Times gazetesinin açtığı davadaki gerekçesinde ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumda ne anlama geldiğini açıklamakta.
“İfade özgürlüğü…… devletin veya halkın bir bölümünün aleyhinde olan (offend), çarpıcı gelen (shock), rahatsız eden (disturb) bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir. Bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz.”
Bu gerekçeden anlaşılmaktadır ki bu alanda getirilen her formalite, koşul, yasak ve yaptırım izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır. Sonuç olarak ifade özgürlüğü alanına müdahaleyi demokratik bir toplumda gerekli kılan yeterli gerekçelerin bulunup bulunmadığı araştırılmak zorundadır.
Kuşkusuz şiddete teşvik, ırkçılık, nefret söylemi ifade özgürlüğünün sınırını oluşturur. Ancak bu sınırlara varmayan, yayınlarda ne dendiği önemli değildir. Önemli olan haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünün korunmasıdır.
RTÜK uygulamalarının hak ve özgürlüklerin kullanımıyla doğrudan olan ilgisini Anayasal düzenlemelerle analiz etmek gerekmekte. Özel radyo ve televizyonlara Kanunda belirtilen nedenlerle program durdurma tedbiri uygulaması Anayasada düzenlenmiş bulunan bazı temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının engellenmesi anlamına gelmekte.
Durdurma kararıyla Anayasanın 28. maddesinde düzenlenen “Basın özgürlüğü”, 26. maddesinde düzenlenen “Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü”, “Haber ve fikir alma özgürlüğü” (Düşünce ve fikirlere ulaşma hakkı ) gibi temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulmuş olunmakta.
Söz konusu temel hak ve özgürlüklerin kullanılmalarının durdurulması, nitelikleri gereği hukuken olanaklı değildir. Nitekim Anayasanın “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” başlıklı 26. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.” düzenlemesi de bunu doğrulamakta.
Temel hak ve özgürlüklerinin kullanımlarının durdurulması ancak Anayasanın öngördüğü olağanüstü dönemlerde olanaklıdır. Anayasanın 15. maddesinin 1. fıkrasına göre savaş, seferberlik veya olağanüstü hal durumlarında temel hak ve özgürlüklerin kullanımı kısmen veya tamamen durdurulabilir.
Kaldı ki olağanüstü dönemlerde dahi böyle bir durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için aynı fıkrada iki koşul birden aranmıştır. Olağanüstü bir dönemde bile bu durdurma ancak uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihmal etmemek ve durumun gerektirdiği ölçüde olmak koşulu ile yapılabilir.
Anayasanın 26/3 ve 15/1 maddelerindeki düzenlemelere göre RTÜK’e program durdurma yetkisi verilmesi Anayasaya aykırıdır. Olağan bir dönemde idari bir organa temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını durduran bir yetkiyi yasa ile vermek, hukukun tarihsel birikimini yok etmek anlamına gelir.
RTÜK’ün verdiği kararları, “erkler ayrılığı” ve “idari işlemlerin hukuki denetimi” ilkeleri bakımından da irdelemek gerekmekte.
Anayasal sistem yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılığı ilkesine dayanmakta. Siyasi partilerin gösterdiği adaylar arasından TBMM’ce seçilen idari bir kurulun program durdurma yetkisine sahip kılınması fonksiyon gaspıdır. Diğer bir deyişle yargının yerine geçerek yetki kullanmadır. Temel hak ve özgürlükleri yakından ilgilendiren çok önemli bir alan yargı güvencesi dışına çıkarılmıştır.
Oysa Anayasanın 26. maddesinin 3. fıkrasında, anlatım araç ve gereçlerinin belirtilen durumlarda toplatılması idari kararının 24 saat içinde yargıca bildirilmesi öngörülmekte. Yine Anayasanın 28. maddesinde belirtilen durumlarda sözü edilen basın ve yayının dağıtımının önlenmesi veya toplatılması gibi idari kararların 24 saat içinde yetkili yargıcın onayına sunulması gerekmekte.
RTÜK kararlarına karşı idari yargı yolunun açık olmasını yargı güvencesi gibi göstermek sadece demagojidir. Temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren bu alanda önemli olan, hukuka aykırılığın yargı güvencesi ile baştan önlenmesidir. Özgürlükleri yok ettikten sonra tanımış olduğunuz yargısal denetim göstermelik olur.
RTÜK, Anayasaya aykırı olarak kullandığı yetkiyle temel hak ve özgürlükleri budamaya devam ederken, siyasi kadro Türkiye’yi demokrasinin hayal dahi edilemeyeceği bir noktaya sürüklüyor.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.11.2025
17.10.2025
1.10.2025
7.09.2025
1.09.2025
27.08.2025
7.08.2025
4.06.2025
25.05.2025
11.05.2025