Yasemin ÇONGAR
Bugün Meclis Genel Kurulu’na gelecek olan MİT Yasası’nda değişiklik önerisinin amacı açık: Başbakan, MİT yöneticilerinin PKK ile yürüttükleri müzakereler nedeniyle “şüpheli” olarak sorgulanmalarının önüne geçecek. Erdoğan, bunu kendi “bilgisi ve onayı” dahilindeki bir siyasi sürece sahip çıkmak adına yapıyor. Ama bence aynı zamanda, dokuz yıla varan iktidarında kendisini hedef alan belki de en kritik –Balyoz, Sarıkız, Ayışığı vb. planlar, AKP’yi kapatma davası ve İrticayla Mücadele Eylem Planı’ndan bile daha kritik– “darbe” denemesine, nihai hedefi “barış” olan müzakereler üzerinden kendisini de sanık sandalyesine oturtmaya varabilecek bir girişime “dur” demeyi de amaçlıyor.
Bu “özel” durumun “özel” bir yasal düzenlemeyi âdeta “şart” kılması, “barışa yönelik siyasi girişimlerin sürdürülebilmesi için” böyle bir koruyucu hükme bugün için ihtiyaç duyulması, dün de yazmaya çalıştığım gibi düzenlemenin kendisinin ilerideki muhtemel anti-demokratik sonuçları açısından “hayır değil, şer” getirebileceği gerçeğini değiştirmiyor. Kürt meselesinde “diyalog yoluyla siyasi çözüme” inananlar açısından, ilkesel duruşla pratik gerekliliklerinin çatışır gibi göründüğü bir noktadayız. Başbakan’ın “Oslo sürecini” yürütenleri korumasına alması ve son tahlilde sürecin siyasi ve hukuki sorumluluğunu üstlenmesi ne kadar mâkulse; MİT’in ya da başka bir kurumun mensupları hakkındaki somut suç iddialarının soruşturulmasını önlemesi de o kadar akıl ve hukuk dışı. Öte yandan, herkes gibi ben de bu aralar, “MİT aleyhinde ciddi suç isnatları var”cümlesini bol bol işitip okuyorum ama şu an itibariyle, bu iddialı cümlenin içini dolduran somut bilgi ve belgeler var mı bilmiyorum. Herhalde Başbakan, benden, bizden fazlasını biliyordur ve Meclis’ten bugün geçmesi beklenen yasa değişikliğini, ciddi suç şüphelerinin kovuşturulmasını engellemek için kullanması halinde, bunun da ciddi bir cürüm oluşturacağının farkındadır.
Yazının başlığına ve dün bu sütunda girizgâh yaptığım Amerikan tecrübesine dönecek olursam, Başbakan’ın hâlihazırda kendisini içinde bulduğu durumun, bazı yönleriyle, ABD başkanlarına epey“tanıdık” geleceğini söyleyebilirim. Beyaz Ev’in istihbarat faaliyetleriyle bağlantılı suç iddialarının kovuşturulmasını önlemek için frene basması, ABD’de “istisnai” sayılamayacak bir vehamet zira.
Amerikan Merkezî İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) günahları üzerine cilt cilt kitap yazılabilir. Bu günahlar arasında, doğrudan insan hayatına kasteden ihlaller de var, bir ülkenin birkaç kuşağının istikbalini karartan müdahaleler de. Böyle hallerde, CIA’in çoğu zaman yalnız hareket etmediğini, arkasında bütün bir Amerikan devletinin ve siyasi iradenin bulunduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan, CIA’in, seçilmiş yetkililerin talep, onay ve yönlendirmesi dışında işlediği kusurlar, ihmaller, beceriksizlikler de çok. CIA’in öngöremediği olaylar arasında İran İslam Devrimi, Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve 11 Eylül saldırılarının bulunduğu düşünülürse –ve tabii, “CIA hepsini biliyordu ama bilmezlikten geldi; ya da bunları zaten CIA yaptı” nevinden acar teoriler bir yana bırakılırsa– bu kallavi teşkilatın pek de “iyi istihbarat yapmadığını” söylemek yanlış olmaz. Velhasıl, CIA deyince, kovuşturma gerektiren birçok işe imza atmış bir kurumdan söz ediyoruz. Peki, bu kurum gereğince kovuşturuluyor mu?
Bu soruya hepten “olumlu” bir cevap vermek imkânsız ama Amerikan sisteminin, mevcut “gri alanı”daraltmak için çaba harcadığı söylenebilir. Nitekim, CIA’e karşı polisiye ve adlî süreçlerin “gizlilik” ve“ulusal çıkar” gibi gerekçeler ve çeşitli siyasi mülahazalarla önlenmesine karşı bulunan çarelerden biri, “idari ve parlamenter denetimin” güçlendirilmesi oldu. Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) ve savcıların “CIA suç işledi” diye ortaya fırlamasından önce, böyle bir şüphenin Adalet Bakanlığı bürokrasisine ya da kamuoyuna yansımasıyla birlikte, ilk iş olarak, “ara kademeler”devreye sokuluyor.
Mesela, 1989’da yürürlüğe giren bir kanunla, görevi “istihbarat faaliyetlerinin bağımsız teftişi”olarak belirlenen “CIA Başmüfettişi,” Başkan tarafından aday gösterilip, ataması Senato tarafından onandıktan sonra, CIA Başkanı’nın ve Başkan’ın yanı sıra doğrudan Kongre’ye karşı sorumlu olarak çalışıyor. CIA Başmüfettişi, teşkilat hakkındaki herhangi bir kusur ve suç iddasını soruşturarak, sonuçlarını Kongre’ye sunmakla yükümlü.
Ayrıca, CIA’in hata, ihmal, ihanet vb. ithamlarla karşı karşıya kaldığı her olayda, Başkan’ın Beyaz Ev’de özel yetkili bir istihbarat komisyonu kurup, “dışarıdan” denetim yaptırması söz konusu olabiliyor.
Ve tabii, ABD’de federal yasama organının, yani Temsilciler Meclisi ve Senato’nun istihbarat konularında uzmanlaşan “özel” komisyonları var. Bu komisyonlar, yıl boyunca düzenli olarak CIA’den brifing almak dışında, istihbarat faaliyetine ilişkin itirazlarını, eleştirilerini ve önerilerini her düzeyden yetkiliyi “tanıklığa” çağırarak doğrudan iletiyor; açık ya da kapalı oturumlarda ağırladıkları istihbaratçıları bazen deyimin hakkını verecek şekilde “sigaya çekiyor,” hâsılı, ciddi bir “denetim işlevi” görüyorlar.
Ancak bu genel “doğrular,” özel durumlarda her zaman geçerli olmuyor. CIA’in yakın geçmişteki rezaletlerinden ikisi konusunda, Amerikan yargısının, polisinin, Kongre’nin, CIA Başmüfettişi’nin, Beyaz Ev Özel İstihbarat Komisyonu’nun ve tabii Başkan’ın neler yaptığını inceleyince, ABD’de istihbaratçılara sağlanan “dokunulmazlık” zırhının demokratik bir düzenle bağdaşmayacak kadar kalın olabildiğini de görüyorsunuz.
Yarın, bu iki spesifik meselede, yani CIA’in “Irak’ta biyolojik silah laboratuvarları var” yalanıyla savaşın fitilini tutuşturması ve El Kaide üyelerinin sorgusuna katılan CIA mensuplarının işkence yapması konularında Amerikan demokrasisinin nasıl işle(me)diğini anlatacağım.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları












































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.12.2013
24.09.2013
27.07.2013
29.05.2013
1.04.2013
8.12.2012
1.12.2012
17.11.2012
10.11.2012
3.11.2012