Yusuf Ziya DÖGER
Karmaşa ve Düzen Siyaset Felsefesinin iki önemli kavramı. Evrende karmaşa halinin hüküm sürmeye başlaması kıyametin yaşanacağı an anlamına gelir. Oysa sosyal yaşamda karmaşa halinin oluşması geleceğe yönelik yeni umutların yeşermesi anlamına da gelebilir.
Sosyal yaşamın karmaşadan durumundan düzen durumuna geçilerek yeniden düzenlenmesi tarihsel süreç içerisinde hep siyaset eliyle gerçekleşmiştir. Bu nedenle toplumlar geleceklerini inşa ederken, geçmişte yaşanmış sıkıntılarından dersler çıkararak geleceğe yönelmek durumundadırlar.
Bu anlamda Kürdistan’ın son iki yüzyıl içerisindeki sosyal/siyasal yapısının geçirdiği aşamalar dikkate alınarak gelecek kurgusu oluşturulabilir. Bugün Kürdistan’ı ilgilendiren siyasi anlayışların ortaya koydukları sorunlu nitelik arz eden siyasi duruşların bu aşamaları önemsemediklerine yönelik önemli veriler bulunmaktadır.
Osmanlıda II. Mahmud’un merkezileşme ve batılılaşma çabalarının ortaya çıkışı Kürdistan’ın yaşadığı iki yüzyıllık sosyal/siyasal buhranlarının başlangıcını oluşturmaktadır.
Bundan öncesine ait Kürdlerin sosyal/siyasal yapıları nispi anlamda siyasal bağımsızlık ifade ediyordu. Osmanlının merkezileşme ve batılılaşma çabaları, Kürdistan aşiretsel yapılarının sahip olduğu nispi anlamdaki siyasal bağımsızlığın yeni düzen için bir sorun olarak algılaması günümüz Kürdistan sorununun temelini teşkil etmektedir. Dolayısıyla bugünkü sosyal/siyasal sorunu Kürdler ve onların topraklarındaki işgalci devletler açısından anlamanın yolu bu dönemdeki Osmanlı hedeflerinde gizlidir.
Hedef, nispi anlamda bağımsız olan Kürd aşiretlerini hizaya çekmek idi. İlk anda bu hedeflerin gerçekleştirilmesini önleyen sorun Mısır’da baş gösterince hedef değiştirilerek aşiretlerin hizaya sokulması yerine yardımlarına başvuruldu. Ancak kendileri açısından geleceği iyi okumayı gerçekleştirebilen Batılılar öncülüğünde Mısır sorunu kısa sürüde anlaşmalarla sonuçlandırıldı.
Osmanlı için bundan sonrasına ait hedef Kürd aşiretlerinin hizaya çekilmesiydi. Ancak bunu gerçekleştirme gücü için farklı Kürd aşiretlerini birbirine karşı kullanması gerekecekti. Osmanlı bu siyaseti o süreçte başarı ile uyguladı.
Bu durumdan kaynaklanan yüzyıllık süreci kapsayan hizaya sokma uğraşı Kürdler için yıkım ve ölümden başka bir şey üretmedi. Bu siyaset ile güçlü aşiretler yıpratılarak süreç içerisinde işlevsiz hale getirilmeleri amaçlandı. Ve başarı ile uygulandı. Kürdlere yönelik nerdeyse yüzyıl süren bu yıkımlar da Kürdler arasında o süreçte ulusal bir bilincin yeşermesine vesile olamadı.
Aynı yüzyılın sonunda dünyada yaşanan sosyal ve siyasal karmaşalara rağmen de Kürdler ulusal birlik oluşturama adına bundan yararlanamadılar. Kürdler ulusal birlik oluşturulamayınca egemen dünya muhatap alınacak Kürdi bir yapı karşılarında görmeyince Kürdistan’ın bugünkü işgalcilerini onlar adına muhatap olarak aldı.
Bu muhataplık, Kürdler için yüzyıl daha sürecek yıkım, ölüm ve gözyaşı anlamına geliyordu. Bunu fark eden bazı Kürtler harekete geçmeyi deneyince egemenlerin tarafına çekmeyi başardıkları aşiretler yardımıyla kısa sürede etkisizleştirildiler. İşgalcilerin bu siyaset anlayışı her seferinde buna alet olan Kürdler eliyle amacına ulaştı.
Bu siyaset anlayışı günümüzde de farklı düşünsel anlayışlara sahip olan siyasal Kürdi yapılanmalar aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Amaç, Kürdistan toprakları üzerinde karmaşa yaratarak oraya müdahil olmalarına meşruiyet kazandırmaktır. Kürdlere ait siyasal yapılanmalar artık bunun farkına varmalı ve aralarında sorun oluşturan konuları ortak platformlar aracılığıyla nihayete erdirmelidirler. Ancak Kürd siyasal yapılarının birbirine yönelik hazımsızlıkları nedeniyle bu durum daha bir süre devam edeceğe benziyor.
Dört parçaya ayrılmış Kürdistan toprakları üzerinde siyaset yapan ve kurtuluşu amaçlayan tüm Kürdi siyasal yapılar öncelikle bölgesel birlikler oluşturmak zorundadırlar. Dolayısıyla hem bölgesel hem de tüm Kürdistanı kapsayan birlik projeleri bu sorunun aşılmasında önemli görevler üstlenebilir. Bu anlamda Kürdistani projelere sahip olan ve kendisini Kürdi olarak tanımlayanların şapkalarını önlerine alıp yeniden düşünmeleri de elzemdir.
Bugün veya geçmişte yaşananlardan kaynaklanan dört parçada süregelen sorunların iç dengelere dayalı bölünmüşlüğün ortadan kaldırılması ancak ulusal birlik anlayışıyla gerçekleşebilir. Eğer bu birlik oluşturulmazsa farklı düşünsel anlayışlara sahip yapıların bölgesel iktidarlarını koruma adına diğer yapıları yok saymaya kalkışmaları hiçbir Kürd tarafından kabul edilmemelidir. Yoksa daha uzun bir süre ulusal birlikten söz edilemez.
Kürdistan’da siyaset yapan tüm siyasal yapıların temel önceliği inandıkları düşünsel dünya görüşü değil, ulusal birliğin sağlanması olmalıdır. Ancak bu şekilde belli bir yol alınabilir. Geçmişte ulusal birliği kendi alan koruma anlayışlarına kurban eden aşiretsel yapılardan farklı bir durum sergilenmek isteniyorsa bu zorunluluğa uyulmalıdır. Günümüz Kürd siyasal yapıları, ne geçmişteki aşiretlerin alan koruma avantajına sahiptirler nede koşulların buna müsait olmadığını iyi bilinmelidirler.
Sonuç: Somutlaştırırsak, Rojava’da sorun olarak gündeme oturan durum üzerinden birbirlerini hedef alarak hainlik suçlamasında bulunan Kürdi siyasal yapılar eski anlayışların tezahüründen başka bir şey yapmadıklarını bilmelidirler. Ki olup bitenler sağlıklı bir okumadan geçirilince bunun dışında bir anlam taşımadığı görülecektir.
Hele bu suçlamanın Küzey Kürdistan’a ziyaret gerçekleştiren Barzani’ye Bakurluların bir kısmı tarafından yöneltilmiş olması anlaşılabilir değildir. Bugün Kürdistan ölçeğinde Dünya’da muhatap alınan bir lidere Kürdlerin hainlik suçlamasında bulunmaları geçmişin yeniden Kürdler arasından sahnelenmesinden de başka bir anlam taşımamaktadır.
Eğer gerçek anlamda ulusal birlik amaçlanıyorsa her kesimin ezberlerinden öncelikle vaz geçmesi gerekmektedir. Kuzey Kürdistan’da oluşturulmaya çalışılan barış sürecinin akamete uğramaması halinde bu bölgede yeni Kürdi siyasal yapıların yolda olacağı kesindir.
Yeni Kürdi yapıların da eski yapılar gibi kendi dar düşünsel anlayışlarına hapsolmaları durumunda işlerin daha da çetrefilli hale geleceği aşikârdır. Bu nedenle oluşan veya oluşmakta olan Kürd siyasal yapılanmaları hedef olarak ulusal birliği öncelemelidirler. Kürdistandaki sosyal yaşam karmaşası ancak bu şekilde düzene dönüştürülebilir.
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
21.02.2018
13.10.2017
24.09.2017
27.03.2017
27.02.2017
16.02.2017
31.01.2017
28.01.2017
22.01.2017