Roni MARGULIES
Beşiktaş çarşısından geçip kartal heykelinin bir Kemalizm abidesine çevrilmiş olduğunu gördükten sonra bir gece eve döndüğümde şöyle iki tweet attım:
"Beşiktaş'ta kartal heykelinin üstünde Atatürk, "TC" ve "Nutuk". Başörtülüler, Kürtler, Alen Markaryan [Çarşı grubunun önde gelen isimlerinden] ve ben rahatsız olabiliriz, aklınıza gelmedi mi?"
"Yoksa geldi de umurunuzda mı değil? İndirin bayraklarınızı, Atatürk'ünüzü, hep beraber direnelim."
Bu cümleleri Gezi günlerinde, 21 Haziran gecesi yazmışım. Bir buçuk ay olmuş, ama yeni kulağıma geldi. Bazı Müslüman çevrelerde şöyle düşünülmüş: "Gördünüz mü, Roni bile ulusalcılarla birlikte çalışmaya hazır". Yani, Türk bayrağı ve Atatürk resimleri sallamasalar, darbe taraftarlarıyla beraber davranacağım düşünülmüş. Attığım tweet, beraber davranmaya davet olarak algılanmış. Oysa ben, ne demek istediğimin çok açık olduğunu sanıyordum.
Bu kadar bile güven ilişkisi kurmayı başaramamış olduğumu düşünerek üzüldüm.
Üzüntüm önemli değil, bir yana dursun. Ama bu vesileyle, bazı temel siyasî yaklaşımları tekrar vurgulayayım bari. Kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde vurgulayayım.
Beyan ediyorum:
AK Parti hükümetine karşı devlet güçlerinden gelebilecek herhangi bir devirme girişimine karşı ben, tüm parti yoldaşlarımla birlikte, direneceğim.
Direnecek olmamızın AK Parti ile hiç alakası yok, demokrasiyi savunmak için direneceğiz.
"Herhangi bir devirme girişimi" ifadesini afakî bir şekilde kullanmıyorum. "Artık Türkiye'de darbe olmaz" diye düşünmüyorum çünkü. Niye mi? Buyurun, Milliyet gazetesinden Fikret Bila'nın 10 Ağustos tarihli sözlerini okuyun:
"Genelkurmay Başkanı'nın kamuoyuna [Ergenekon davası kararları hakkında] açıklama yapmamış olması, sustuğu anlamına gelmez... Hemen her gün bu konuya mesai ayırmış ve yetkili muhataplarıyla yaptığı resmî ikili görüşmelerde de İlker Paşa başta olmak üzere komutanlara yöneltilen suçlamaların kabul edilemez olduğunu... söylemiştir. Özel Paşa... bir Genelkurmay Başkanı'nın terörist ilan edilmesinin, TSK'nın terör örgütü olarak gösterilmesinin kabul edilemeyeceğini yüksek tonla devlet katında sık sık dile getirmiştir."
Yine Bila'ya göre, Genelkurmay Başkanı şöyle demiş: "TSK'nın terör örgütü gibi algılanmasına yol açabilecek türden açıklamalar, komutan olarak şahsımı ve bütün TSK mensuplarını derinden üzmekte ve rahatsız etmektedir. Bu haksız ithamlar ve mesnetsiz yakıştırmalar... TSK aleyhine faaliyet gösteren mihraklara güç kazandırmaktadır."
Böyle konuşan insanlar, hükümetin memurları olduklarını kabullenememektedir, seçilmiş hükümete neyin kabul edilebilir neyin "kabul edilemez" olduğunu söyleme hakkını kendilerinde görmektedir, yargı kararlarına müdahale etmeyi doğal bulmaktadır. Darbe yapabilirler, darbe yapmayı düşünmüşlerdir.
Yapmaya kalkışırlarsa, buna karşı duran herkesle birlikte, karşı duracağız. Hiçbir şey "Acaba?" diye düşünmemize yol açmaz; hiçbir durum duraksamamıza, kuşkuya kapılmamıza neden olmaz. Askerî bir yönetime olumlu bakmamıza yol açabilecek hiçbir durumu hayal bile etmek mümkün değil.
Bu kadarı basit. Bu yazdıklarım konusunda hiçbir kuşkum yok, partimin hiçbir üyesinin kuşkusu yoktur. Yoktur, çünkü biz aşağıdan sosyalizme, kitlelerin kendi eylemine inanırız. Toplumu değiştirmek için "yukarıdan" bir güce bel bağlamamız, kitleleri pasifize eden (ve öldüren) silahlı adamlardan medet ummamız söz konusu olamaz.
Bu kadarı basit, ama ayrıntılandırmak gerek. Çünkü Türkiye'deki (ve artık biliyoruz ki sadece Türkiye'de değil, tüm Ortadoğu'daki) tüm kitlesel muhalefet hareketlerinde, yani toplumu değiştirme potansiyeli taşıyan tüm hareketlerde, hem demokrasi için, eşit ve adil bir dünya için mücadele edenler olacak, hem de İslam'a karşı "beyazların" iktidarı için ve bu iktidarı sağlamak amacıyla ordunun darbe yapması için mücadele eden insanlar olacak.
Gezi'de de böyle oldu. Mursi'yi devirmek için 20-30 milyon kişinin sokaklara döküldüğü hareketin içinde de böyle oldu.
Bu durum, hayatın gerçeği. Keşke böyle olmasaydı. Ama böyle. Keşke ulusalcılık, milliyetçilik, beyaz Türklük, beyaz Mısırlılık, İslam düşmanlığı olmasaydı. Ama var.
Var olması, benim diktatörlüklere karşı (Müslüman dostlarımın ifadesiyle "Firavunlara" karşı), anti demokratik, baskıcı hükümetlere karşı olmamı engellemez. Bu hareketlerin içinde yer almamı engellemez.
Elbette ve kuşkusuz yer alırım, çünkü toplumu değiştirebilecek tek güç, Başbakan Erdoğan'ın sandığı gibi "bir Musa" değil, demokrasi ve özgürlük için harekete geçen kitlelerdir. Benim yerim bu kitlerin arasındadır.
Görevim ise, bu kitlelerin içinde beni dinleyen herkese Tayyip'in alternatifinin TC Genelkurmay Başkanı, Mursi'nin alternatifinin Sisi olmadığını anlatmaktır. Benim Gezi'de yaptığım gibi, Mısır'daki kardeş örgütümün Kahire meydanlarında yaptığı gibi.
Bu tartışmadan kurtuluşumuz yok. Ne Türkiye'de, ne Mısır'da, ne Tunus'ta.
Bu tartışmadan kurtulmanın yolu, darbecileri beğenmediğimiz için mevcut hükümeti desteklemek değildir.
Mısır'da Sisi'nin katliamlarına karşı çıkmanın yolu, Mursi'nin IMF politikaları uygulamasını, Filistinlilerin tek umudu olan Gazze tünellerini kapatmasını, kendi tabanını pekiştirmek için Kıptileri hedef gösterip düzinelerce kilisenin yakılmasına göz yummasını desteklemek değildir.
Türkiye'de darbecilere karşı çıkmanın yolu, sivil bir hareketin büyümesini engellemek için insan öldüren bir hükümetin insan öldürmesine sessiz kalmak olamaz.
Sisi bu hafta yüzlerce insan öldürdü. AK Parti hükümetinin güvenlik güçleri Haziran ayında beş kişi öldürdü. Beş kişinin ölümünü kabul edilebilir bulanlar acaba kaç ölümden sonrasını kabul edilemez buluyor?
Beyan ediyorum:
Ben darbeci askerlerle, sivil destekçileriyle, darbeyi desteklemez gibi görünüp bal gibi destekleyen ulusalcılarla hiçbir zaman, bayrak sallasalar da sallamasalar da, yan yana durmayacağım.
Beyan ediyorum:
Ben 28 Şubat travmasını anlıyorum, anlamaya çalışıyorum. Bir daha yaşanmaması için elimden geleni yapmayı siyasî görevlerimden biri olarak görüyorum. Yaşanması için çalışanlarla işim olmaz; bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmaz.
Ama kim hangi travmayı yaşamış olursa olsun, demokrasi isteyen kitlelerin üzerine asker ve polis gönderen Mursi'yi ve/veya Erdoğan'ı gözü kapalı destekleyenler de yanlarında durmamı beklemiyordur umarım.
http://marksist.org/yazarlar/roni-margulies/12540-darbe-misir-ve-turkiye
Yazarlar
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAdalet’in “VAR”ı olsa... 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSiyasi zeka ile siyasi tavır ilişkisi… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSavaş nereye? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart’ın Direniş Ruhu ile Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’na Çağrı... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTAkçakoca sapağı… 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANİran’dan Türkiye’ye yansıyanlar 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRLaleli ‘çamaşırhanesi’ -5- İşte ülke böyle çürüyor: Tapeler çıktı! 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanOrtaçağ karanlığına bir adım daha yaklaşmak 7.03.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraÖğrenme Korkusu 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçÜniversitenin-akademinin kamusal bir derdi var mıdır? 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuOrta Doğu’daki diktatörlükler yıkıldığında ne olur? 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRİyi ki Güney Afrika ve İspanya var… 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERİran savaşı ışığında dezenflasyon süreci 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENKüresel hegemonya mücadelesinde İran savaşı 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit Akçay2018-2023 arasında biz ne yaşadık? 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezGSYH nasıl böyle yükseldi? 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhan ÇETİNİran’daki Teokratik Rejimin Çöküşü ve Ortadoğu’da Muhtemel Domino Etkisi 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaABD ve İsrail'in hedefleri 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALAB üyeliği hayalinden vize kuyruğunda bekleme gerçeğine… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKBir simulacra: “Kürtlerin niye kendi devleti olmamalı?” 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜstü çizilmiş kadınlar 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm sürecinin Öcalan kanadından son haberler 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRLAİKLİK DEMOKRATLIK MIDIR? 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranRojava’da “Gün batımı!” 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENSuriye… Kürtler için acı bir anlaşma… 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞHukukun her alanında gerileyen Türkiye 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMKürşat Timuroğlu’nun anısına 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerKÜMELEŞMELER VE ORTAK RUH HALLERİ ÜZERİNE 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarOrtadoğulu erkekler 23.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakGeliyorum diyen krize dikkat! 23.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENAnadili, kimin dili! 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezLaiklik 100 yaşında: Elbette birlikte savunmalıyız 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENEve Dönüş 20.02.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNTop Artık Meclis ve İktidarda 20.02.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.03.2023
13.03.2023
27.02.2023
20.02.2023
13.02.2023
6.02.2023
29.01.2023
21.01.2023
15.01.2023
15.01.2023