Roni MARGULIES
Bizleri, dünyanın bütün yönetilenlerini, kimler yönetiyor?
Cumhurbaşkanları, başbakanlar, hükümetler, değil mi?
Evet, ama o kadar basit değil.
Olmadığını şuradan anlıyoruz: Bu yöneticiler sık sık değişiyor; seçim kaybediyorlar, devriliyorlar, gelip gidiyorlar; sağcısı geliyor, solcusu geliyor, ilericisi, gericisi, sosyal demokratı, muhafazakârı geliyor... Ve pek fazla bir şey değişmiyor. Amiyane tabiriyle, düzen değişir gibi oluyor, düzülen hep aynı kalıyor.
Dahası, seçilen üst düzey yöneticiler, cumhurbaşkanları, başbakanlar olağanüstü akıllı ve becerikli de olsa, su katılmamış salak da olsa, yine bir şey fark etmiyor. Trump ilk değil. Ronald Reagan'ı, George W. Bush'u hatırlayalım. Salaklar başa geldiğinde Amerika'ya bir şey olmuyor; Amerika'nın çıkarlarına ters düşen hiçbir salaklık yapılmıyor.
"İthalatımız yurtdışından geliyor"
Salaklık yapılmıyor değil tabii. Bütün dünyayı eğlendiren, Amerika'yla en azından bu açıdan dalga geçebilmemizi sağlayan pek çok hıyarlık ediyor Reagan, Bush ve Trump gibileri.
Reagan'ın "Ağaçlar otomobillerden daha fazla hava kirliliğine neden oluyor" iddiası, "Bir nükleer santralin bir yılda ürettiği atık maddenin bütünü bir masanın altına sığar" saçmalığı hâlâ hafızalardadır. Bush'un dış ticaret dengesinden söz ederek söylediği "İthalatımızın giderek artan bir bölümü yurtdışından geliyor" diye öfkeyle şikâyet etmesi, uluslararası bir toplantıdan sonra "Afrika hakkında uzun uzun konuştuk ve öyle yapmamız doğruydu; çünkü Afrika pek çok hastalıktan mustarip bir ülke" demesi kargaları bile keyifle güldürmüştü. Benim en sevdiğim Bush klasiği ise, "Düşmanlarımız çok yaratıcı ve yenilikçi. Biz de öyleyiz. Ülkemize ve vatandaşlarımıza zarar vermenin yeni yollarını bulmak için hiç durmadan kafa patlatıyorlar. Biz de öyle."
Amerikalıları özellikle salak bulduğum sanılmasın. Cevdet Sunay ile Yıldırım Akbulut'u unutmuş değilim. Birincisinin "Fransız TRT'sine teşekkür" ettiğini başka kimsenin de unutmamış olduğunu umuyorum. Yıldırım Akbulut'un zekâ düzeyi ise fıkralara konu olacak düzeydeydi. Bir gün taksiye binmiş; az sonra şoför sormuş, "Abi sana bir Akbulut fıkrası anlatayım mı? Akbulut, bozuk bir sesle "Ben Yıldırım Akbulut'um" demiş. Şoför aynadan müşteriyi süzmüş: "Olsun abi," demiş, "ben yavaş yavaş anlatırım."
"Karargâh rahatsız"
Salak malak ama, ne Reagan Amerika'nın çıkarlarını zedeleyen herhangi bir politika uyguladı, ne Bush. Ne de Trump uygulayacak. (Sunay'la Akbulut'un yaptığı hiçbir şey hatırlayamıyorum zaten). Uygulamadılar ve uygulayamazlar, çünkü yöneticiler kendi kişisel çıkarları doğrultusunda yönetmiyor. Her birinin elbet kendi fikirleri, görüşleri, amaçları var, ama bunları uygulama olanakları kısıtlıdır, yapabileceklerinin sınırları belirlenmiştir.
Bu kısıtların, sınırların bekçisi devlettir. Seçilmemiş, bazıları silahlı, bazıları gizli, devletin devamlılığını her şeyin önüne koyan görevlilerden oluşan devlet mekanizması, seçilmiş yöneticilerin ne yaptığını, nasıl yaptığını, ne yapacağını kontrol eder, yönlendirir, sınırlarını çizer.
Nasıl yapar devlet bunu? Türkiye gibi ülkelerde göstere göstere yapar: Millî Güvenlik Kurulu komurdanmaya başlar veya "Karargâh rahatsız" manşetleri atılıverir veya muhtıra yayınlanır veya darbe olur. Demokrasinin daha köklü olduğu ve generallerin gak guk etmesinin hoş karşılanmadığı ülkelerde ise, daha kibar, daha derinden mekanizmalar işler: Bürokrasi direnir, medya "bağımsız" görünümüne sığınarak müthiş bir muhalefet başlatır, büyük sermaye yatırımları durdurur, yurtdışına taşınma tehdidini savurur... (Ve hatta "John Kennedy'yi kim öldürdü?" sorusunu biraz düşününce, "demokratik" ülkelerde bile devletin sadece demokratik yöntemler kullanmadığı açıktır. İngiltere'de 1960'ların ikinci yarısında İngiliz MİT'i MI5'in İşçi Partili başbakan Harold Wilson'u devirme planları yaptığı biliniyor.)
Ve ister Türkiye'de, ister daha demokratik ülkelerde, sonuç aynı olur. Devlet mekanizmasının çizdiği sınırları ihlal eden veya etmeyi düşünen hükümet ya yola gelir ya da düşer.
Bu dediklerimden devletin ülke çıkarlarından ve hepimizin iyiliğinden başka bir şey düşünmeyen, tarafsız, iyi huylu bir aygıt olmadığı sonucunu çıkarıyorsanız, haklısınız.
Peki devlet, çizdiği sınırları, savunduğu değerleri, koyduğu yasakları kimin çıkarları doğrultusunda belirler? Şöyle düşünelim: Yeterince solcu olmadığı, yeterince adil ve eşitlikçi politikalar uygulamadığı için devletin hışmına uğramış hükümet duydunuz mu hiç? Zenginlerden alınan vergi oranını azalttığı için askerî muhtırayla karşı karşıya kalan hükümet olmuş mudur? Olmamıştır, çünkü devlet aygıtı her zaman ve her ülkede büyük sermayenin, yatırımcıların, zenginlerin çıkarlarını temsil eder.
Bunun böyle olmasının çeşitli mekanizmaları vardır. İlle de Trump gibi bir milyarderin bizzat başa gelmesi gerekmez, genellikle de gelmezler, para kazanmayı tercih ederler; zaten hiçbir ülkede Genelkurmay Başkanı veya Hazine Müsteşarı bizzat sermaye sahibi değildir. Ama Batı ülkelerinde generaller, üst düzey bürokratlar ve büyük sermaye sahipleri aynı okullarda okur, aynı centilmen kulüplerine üyedirler, aynı yerlerde tatil yaparlar. Ve zaten hepsi aynı dünya görüşünü paylaşır. Sermaye sahipleri ile devleti yöneten üst kadrolar birbirlerine yakındır. Hükümet üyeleri ise, özellikle sol veya sosyal demokrat bir hükümetse, bunlarla aynı çevrenin insanları bile değildir.
Bu nispeten basit şema Türkiye'de biraz daha karmaşıktır. Sermaye ile devlet arasındaki ilişki, tarihsel nedenlerle, daha mesafelidir. Ama son tahlilde şemanın özü aynıdır. Genellikle zaten dünyaya benzer şekilde bakarlar, zaten benzer çıkarları savunurlar, ama son tahlilde devlet sermaye sınıfına tâbidir, hükümet devlete tâbidir.
Medet
Pekii, ben bunları niye anlattım durup dururken? Çünkü AK Parti hükümeti habisleştikçe, otoriterleştikçe, hükümete ve hatta tek bir adama o kadar odaklanır hâle geliyoruz ki, ne devlet kalıyor aklımızda, ne de egemen sınıf. Hatta hükümete karşı devletten medet ummaya başlayanlar bile oluyor.
Türkiye'de devletten medet ummak tehlikeli iştir. Hatırlatmak istedim.
Roni Margulies
Yazarlar
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAdalet’in “VAR”ı olsa... 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSiyasi zeka ile siyasi tavır ilişkisi… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSavaş nereye? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart’ın Direniş Ruhu ile Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’na Çağrı... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTAkçakoca sapağı… 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANİran’dan Türkiye’ye yansıyanlar 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRLaleli ‘çamaşırhanesi’ -5- İşte ülke böyle çürüyor: Tapeler çıktı! 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanOrtaçağ karanlığına bir adım daha yaklaşmak 7.03.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraÖğrenme Korkusu 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçÜniversitenin-akademinin kamusal bir derdi var mıdır? 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuOrta Doğu’daki diktatörlükler yıkıldığında ne olur? 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRİyi ki Güney Afrika ve İspanya var… 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERİran savaşı ışığında dezenflasyon süreci 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENKüresel hegemonya mücadelesinde İran savaşı 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit Akçay2018-2023 arasında biz ne yaşadık? 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezGSYH nasıl böyle yükseldi? 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhan ÇETİNİran’daki Teokratik Rejimin Çöküşü ve Ortadoğu’da Muhtemel Domino Etkisi 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaABD ve İsrail'in hedefleri 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALAB üyeliği hayalinden vize kuyruğunda bekleme gerçeğine… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKBir simulacra: “Kürtlerin niye kendi devleti olmamalı?” 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜstü çizilmiş kadınlar 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm sürecinin Öcalan kanadından son haberler 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRLAİKLİK DEMOKRATLIK MIDIR? 27.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranRojava’da “Gün batımı!” 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENSuriye… Kürtler için acı bir anlaşma… 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞHukukun her alanında gerileyen Türkiye 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMKürşat Timuroğlu’nun anısına 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerKÜMELEŞMELER VE ORTAK RUH HALLERİ ÜZERİNE 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarOrtadoğulu erkekler 23.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakGeliyorum diyen krize dikkat! 23.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENAnadili, kimin dili! 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezLaiklik 100 yaşında: Elbette birlikte savunmalıyız 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENEve Dönüş 20.02.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNTop Artık Meclis ve İktidarda 20.02.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.03.2023
13.03.2023
27.02.2023
20.02.2023
13.02.2023
6.02.2023
29.01.2023
21.01.2023
15.01.2023
15.01.2023