Yıldıray OĞUR
“26 Mart 1994 günü sabah saatleri. Güneşli bir gündü. İki köyün erkekleri köyün dışındaki tarlada çalışıyorlardı. Çocukların çoğu dışarıda oynuyordu. Kadınlar ve yaşlılar ise evlerinde ya da balkonlardaydı. Saat:10.30-11.00 sularında duydukları uçak sesleri önce onları korkutmadı. Çünkü askerî uçak ve helikopterler sıklıkla köylerin üzerinden keşif ve yakın dağlardaki PKK’lıları bombalamak için uçarlardı.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İngilizce ve Fransızca’dan sonra dün Türkçe’yi de yayın dilleri arasına soktu. Uygulama bir hafta önce başlasaydı 26 Mart 1994 günü iki oğlunu, iki gelinini ve dört torununu kaybeden Hatice Benzer’in adını taşıyan Benzer vs. Türkiye davasının bir gerilim filmi senaryosuna benzeyen rekor tazminat kararı işte böyle başlayacaktı.
Ama bu senaryoda yaşananlar 19 yıl önce yaşanan gerçek bir olaydan alındı. Jet sesleriyle felaketin yaklaştığı yer Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı köyleriydi. Devletin birkaç ay sonra ele geçirip bayrak dikeceği Cudi’ye yakın iki köy, askerlere göre korucu olmak istemedikleri için PKK’ya yardım ediyordu, daha önce birkaç kez köyleri basan PKK’ya göre ise Newroz eylemlerine destek vermedikleri için işbirlikçiydiler.
26 Mart günü tepelerinde uçan jetler bu kez uçup gitmedi, bombalarını onların üstüne bıraktı. Köylülerin “masa kadar” dediği kazan bombalarından ilki bir evin üstüne, ikinci bomba okula isabet etti. Sonra diğer bombalar geldi, sonra da helikopterden kurşunlar…
Jetler gittiğinde bilanço ağırdı. Koçağılı köyünde 13, Kuşkonar köyünde 25 sivil hayatını kaybetmişti. Ölen 38 kişiden, 24’ü çocuktu. Onlardan 7’si de bebek. Geri kalanların çoğu ise erkekler tarlada olduğu için kadınlar ve yaşlılardı. Bombalamalar çevrede sürdüğü için Kuşkonar’daki cenazeler dinî bir tören bile yapılamadan toplu bir mezara gömüldü. Ne savcı geldi, ne de tek bir otopsi yapıldı. Yaralılar etraftaki köylülerin yardımıyla Cizre ve Mardin’deki hastanelere kaldırıldı, köylüler komşu köylere sığındı. Komşu Kumçatı Köyü’ne sığınanlar Jandarma’ya verdikleri ilk ifadede “Kazaydı, şikâyetçi değiliz” dediler. Koçağılı Köyü’nün muhtarı Halil Seyrek ise 1 Nisan günü Şırnak savcısına gidip köyün askerî uçaklar tarafından vurulduğunu anlattı. Geçen haftaya kadar süren hukuki skandallar serisi işte o gün başladı.
Bombalamayı gösteren ilk hukuki delil, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden üç yaşındaki Zahide Kıraç’ın savcının da katıldığı otopsiyle bir ateşli silahla parçalandığı tespit edilen kafatasıydı. Savcı, olayı soruşturulmak üzere Jandarma’ya gönderdi. Bir de basına yayın yasağı koydu. Aslında yasağa da gerek yoktu. Zaten bütün basın 28 Mart günkü yerel seçimlerden başka hiçbir şeyle ilgilenmiyordu. Tek dert de sandıktan Refah’ın çıkıp çıkmayacağıydı. Medyanın umudu Refah tehlikesine karşı modern laik Atatürk kadınını temsil eden Başbakan Çiller’di. O da köy bombalama haberleri özellikle yurt dışı ve Kürt basınında ayyuka çıkınca “PKK helikopterleri yapmıştır belki” demişti.
Şimdi pek çoğu halen medyada olan gazeteciler için bu saçmalık ve askerden gelen “biz yapmadık” açıklamaları yeterli bulundu. Hatta Milliyet’te Namık Durukan ve Tolga Şardan imzalı habere göre Genelkurmay, bu köy bombalama iddialarının PKK’nın yeni propagandası olduğunu söylemişti. Amaç da PKK’ya yakın Kürtleri Kuzey Irak’a kaçırıp, düşman Barzani’nin bölgesinde güçlenmekti.
Jandarma ifadesini aldığı köy muhtarına bizim uçaklar patlamadan 10 dakika sonra köyün üzerinden uçtu demişti. Cesetlerden bir kısmını inceleyen Diyarbakır Devlet Hastanesi’nden doktorun ölümlere patlama neden oldu” raporu da sonucu değiştirmedi.
Şırnak Savcısı, “bu bir PKK saldırısı” diyerek dosyayı terör suçlarına bakan Diyarbakır DGM’ye gönderdi. Dosya tenis topu gibi yıllarca oradan oraya atılıp durdu.
10 Nisan günü Diyarbakır DGM PKK üyeleri tarafından düzenlenen saldırı olarak soruşturma başlattı. Tekrar köylülerin ifadesi alındı. Soruşturma 1996 yılında bitti. Diyarbakır DGM, patlamalardan PKK’nın sorumlu olduğuna dair delil bulmadığından soruşturmayı yeniden Şırnak Savcılığı’na gönderdi. Artık olay “Köyün üzerine atılan bombalar sonucu meydana gelen ölümler”di. Tekrar köylülerin ifadeleri alındı. Ve tekrar Şırnak Savcılığı “PKK yaptı” diyerek ateşli kestaneyi terör suçlarına bakan Diyarbakır DGM’ye attı. 15 Ağustos 1996’da jandarma Diyarbakır DGM için bombalamayı yapan PKK’lıları buldu. Bir yıl sonra bir adli mesele için Şırnak Savcılığı, bölgedeki jandarma bombalama sırasında ölen ama toplu mezara gömüldüğü için nüfustan düşmemiş olan Abdülhadi Oygur’un yaşayıp yaşamadığını sordu. Cevap: Bölgesel bir bombalamada öldü, oldu. Ama bu cevaba rağmen savcılık 1997’den 2004'e kadar hiç adım atmadı.
2004 yılında Diyarbakır DGM’deki bir savcı Şırnak Jandarması’na 1994’te Koçağılı köyüne PKK baskını soruşturmasının 2014’te bitecek süresine kadar açık olduğunu bildiren bir yazı yazdı. Yazı, süreci yeniden başattı. Aileler avukat tutup savcılığa köyümüzü jetler bombaladı, o gün korktuk söyleyemedik diye şikayet dilekçesi verdiler. Şikayeti alan savcı AİHM kararlarını da hatırlatıp soruşturmanın açılması için Şırnak Savcılığı’na başvurdu. Başvuru medyada geniş yer buldu. Aileler tekrar ifade verdi, olay gününü anlattılar. Diyarbakır Savcısı, jet ve askerî helikopterleri gören tanıkların ifadesine dayanarak askerî soruşturma için dosyayı Diyarbakır 2. Hava Üs Komutanlığı savcılığına gönderdi. 2006 yılında askerî savcı, üs komutanlığına 26 Mart günü o saatlerde köyler üstünde uçuşları olup olmadığını sordu. Komutanlık "hayır o gün, o saatlerde köyler üzerinde hiçbir uçağımız ve helikopterimiz uçmadı” cevabını verdi. Askerî savcılık cevap üzerine delil yok diyerek soruşturmasını tamamladı. Eksik soruşturma var diyerek dosyayı tekrar Şırnak’a gönderdi. Askerî savcı tanıkların ifadelerinden Türk savaş uçaklarını tanımadıklarını söyleyerek “Belki de gördükleri yabancı uçaklardı” dedi. Tanık olarak da köy bombalama iddiaları için Başbakan Çiller’in “Yabancı uçaklardı, Çekiç Güç'e bağlı uçaklardı belki” sözlerini gösterdi. Şırnak Savcısı köy muhtarı Seyrek’e “Çekiç Güç uçakları mıydı” iddiasını sordu. 2007’de Diyarbakır’da bir savcı yeni bir soruşturma açtı. Jandarma bu kez işi kökünden halletmek için 26 Mart günü PKK'lıların köye geldiğini söyleyen tanıklar buldu. Bir köy korucusu PKK'lıların ağır silahlarla köyü bombaladığını bile söyledi. Ama bu kez karşılarında daha kararlı bir savcı vardı. Jandarma’dan bombalamayla ilgili delillerin toplanmasını istedi. “Üzerinden çok zaman geçti, hiçbir delil kalmadı” cevabını aldı. Savcı bizzat köylere gitmek istedi. Jandarma "Çatışmalar sürüyor, güvenliğinizi sağlayamayız” dedi. Askerî hava üslerine yeniden yazılar yazdı. Yine hiçbir uçuş kaydı yok cevabı aldı...
Her şeyi değiştiren 2012’de avukat Tahir Elçi’nin Sivil Havacılık Kurumu’ndan aldığı cevap oldu.. Kurum, 26 Mart 1994 günü Şırnak’ta köylere yakın Türk Hava Kuvvetlerine bağlı iki uçuş misyonunu bildirdi. Panzer 60 adlı uçuşu yapan iki F-4 uçağı ikişer MK83 tipi bombayla bölgede o saatlerde uçmuştu. Kaplan 05 kodlu uçuşu yapan iki F-16 jeti de MK82 bombalarıyla o saatlerde köylerin üzerindeydi. Kayıtlara iki misyonun da başarıyla tamamlandığı notu düşülmüştü.
İşte bu belge 2006 yılında AİHM’e giden davanın seyrini değiştirdi. Ve Türkiye 2000 yılından Rusya’nın Çeçen köyleri bombalaması davasında verilen rekor tazminatı katlayıp 2 milyon 305 bin Euro’yla AİHM tarihinin en rekor tazminat cezasını aldı.
Bu arada Türkiye değişmişti. Türkiye tarafını temsil eden Adalet Bakanlığı’nın basın danışmanı Twitter’da kararı “Güvenlik merkezli politikaların sonucu” olarak yorumladı. Kararın açıklamasından kısa bir süre sonra Strasburg’a giden Adalet Bakanı ise yargı paketinden çıkardıkları yasayı hatırlatıp AİHM’den dönen eksik soruşturmaların yeniden açılabileceğini, bu dosyanın da yeniden açılacağını söyledi.
Top şimdi bu davanın ısrarla takipçisi olmuş Diyarbakır’daki savcılarda. Bu büyük katliamın hesabı ucu nereye uzanıyorsa uzansın verilmeli. Ve bu artık son rekor olmalı. Unutmayın, eğer Türkiye çözemezse AİHM’e gidecek Uludere soruşturmasının muhtemel rekor tazminat cezasının açıklanacağı karar artık Türkçe de yayınlanacak…
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Furkan günleri ve fitne zamanları
17.01.2026 - Rojava hayali ve hayalkırıklığı
13.01.2026 - Halep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?
10.01.2026 - Halep’te çatışma, Paris’te görüşme ve Almanya’da çıkan bir gazete…
7.01.2026 - Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?
5.01.2026 - Mahmur ve performatif aktivizm
3.01.2026 - Havf ve reca arasında yeni bir yıla...
31.12.2025 - Bizi esas ilgilendiren çarpık ilişkiler…
24.12.2025 - Halkı kin ve nefrete Murat Övüç mü tahrik ediyor?
23.12.2025 - Belki de çürüyen toplum değildir?
17.12.2025
Yazarlar
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları























































Îsmîl Girikî
Sayin Gülerce bir konuyu bilerek carpitiyorsum. Su; "Öcalani devletin basina getirmek" deyimi inaniyorum sizde buna gülüyorsun.Cönkü PKKyi kuran idare yani devletiniz, siz cok iyi biliyorsun, taniyorsunda. Devletin kurdugu partinin, Partiya Karerên Kemalistan(PKK)nin basindaki A.Öcalan Kürd devletine karsi oldugu binlerce defa deklere etmisti.Siz Hukumete ve büyük bir kurulusa yakin biri olarkda bunu cok iyi biliyorsun. Evet bir karakola 3 defa üst üste saldirmak Ancak Ergenkon destegi olmadan.