Ali Türer
Hükümetlerin başlıca sorumluluğu istikrarı korumak, insanların yaşama kalitesini her geçen gün biraz daha yükseltmektir kuşkusuz. İstikrar ise ülkede yaşayan insanların bugünlerini ve geleceklerini güvence altında hissetmeleriyle yakından ilgilidir. Çeşitli toplum kesimlerinin sistem ile barışık olabilmeleri için “taleplerimize kulak veriliyor” duygusu içinde olmaları; en azından orta vadede “mağduriyetlerimiz giderilebilir” iyimserliği içinde olmaları gerekir. Bu da sonuçta, sistemi yönetenlerin toplumsal talepleri mümkün olduğunca uzlaştırabilme maharetlerine bağlıdır.
Araştırmacı Bekir Ağırdır bundan on gün kadar önce köşesinde bir araştırma yayınladı. Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde her yıl yayınlanan haberler içinde “korku” ve “Risk” sözcüklerinin geçme sayısında nasıl bir değişim olduğunu merak etmiş, saymış. Bu sözcüklerin her yıl yayınlanan belirli sayıdaki haber akışı içinde geçiş sayısında on yıl içinde hep artış olmuş. Milliyet Gazetesinde 2001 yılında “korku” sözcüğü 101, “risk” sözcüğü 161 kez geçerken; 2011 yılında aynı sayıda haber içinde “korku” sözcüğü 1254, “risk” sözcüğü ise 1837 kez geçmiş. Benzer durumu Hürriyet gazetesinde de saptamış Ağırdır (19.11.2012 T24.com.tr).
Bu durumu nasıl okumak gerekir. Türkiye’de en çok okunan iki gazete on yıldır süren bir spekülasyon ortaklığı içinde değillerse, toplumun ruh haline bir tür ayna tutmuşlar demektir. Ortaya çıkan sonuç oldukça çarpıcı! Demek ki toplumda korku ve endişe duygusu geçen on yıl içinde hatırı sayılır biçimde artmış ve artmaya devam ediyor.
On yıldır bu topraklarda hüküm süren AKP hükümeti ve ona muhalefet edenler oturup bu sonuç üzerinde düşünmeliler bence. Biz bu toplumun huzurunu nasıl oldu da her geçen yıl biraz daha bozabildik diye.
Fakat bu durumun geleneksel siyasal kültür içinde üretilen bir sonuç olduğunu da görmek gerek. Devleti kurtarmak için yetiştirilen elit, kurtarıcılığı hak ettiğini göstermek zorunda. Parti içinde ve dışında rakiplerine karşı en sert mücadeleyi sürdürme iradesine ve becerisine sahip olmak zorunda. Sert, tavizsiz, kararlı, ulaşılamaz görüneceksin ki rakiplerine karşı caydırıcı, yandaşlarına karşı hâkim görünebilesin. O nedenle dilin sivri olacak bir kere; rakiplerini dışlayıcı, yandaşlarını biat ettirici olacak. Karşı tarafın talepleri ne kadar haklı olursa olsun tavizsiz ve uzlaşmaz görüneceksin ki duruma bütünüyle hâkim olduğun konusunda en küçük bir tereddüt olmasın.
Zaman zaman da babalığını da göstereceksin tabi. Hakları lütuf dağıtır gibi küçük küçük vereceksin örneğin ki insanlar şımarmasın. Mülkün üzerindeki asıl velayetin kimde olduğu unutulmasın.
Ağırdır durumu açıkça ortaya koyan bir tanıklık yapmış. Bu günlerde siyaset ve eğitim alanında ortaya konan uygulamalar da toplumsal huzursuzluğu derinleştiren rol oynuyorlar. Toplumda korkunun ve endişenin gelecekte daha da tırmanacağının işaretleri oluyorlar.
KCK davasından tutuklu yüzlerce insan ana dilde savunma ve Öcalan’a tecridin kalkması için hayatlarını ortaya koydular, ölüme giden bir aç kalma süreci başlattılar. Bizim kültürümüzde olayı başlatmak kolaydır da bitirmek zordur. Çünkü bitişin “onurlu” olması lazım. Yoksa havlu attığın anlamına gelir ki, sahayı rakibine terk edersin Maazallah.
Samimiyetle hayatını ortaya koyanlar altmış gün boyunca liderlerden bir işaret beklediler. Bir deri bir kemik kaldılar, ölümün eşiğine geldiler. Sonunda hükmet lütfetti, anadilde savunma hakkı için girişim başlattı. Tecritte olan da lütfetti atmış gün sonra, “benim için ölmeyin” buyurdu da bir travma daha yaşamaktan kurtulduk.
Tam biraz olsun rahatlayacağız derken bir de baktık, hükümet onca dokunulmazlık dosyası varken sadece Kürt milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak üzere harekete geçmiş. Erki elinde bulunduran yargıya pas atıyor yani. Siyaseten çözülmesi gereken bir sorunda, “mecliste ben bunların hakkından gelemiyorum, sen benim için şunları hallediver” demeye getiriyor. Peki, o insanları meclise yollayan onca insanı ne yapacaksın. Onları da sokağa attığının farkında mısın?
Erdoğan “dindar gençlik yetiştireceğiz” sözüyle eğitime yükledikleri misyonu açıkça ortaya koymuştu. Bu misyon açıklaması eğitimde gerginliği tırmandıracak uygulamaların da habercisi olmuştu zaten. Nitekim çok da beklemedik. Ben yaptım oldu mantığı içinde hazırlanan ve paldır küldür uygulamaya sokulan 4+4+4 ile eğitimde Pandoranın kutusu açıldı.
Öğrencilerin giyim kuşamına getirilen yeni düzenlemeler ile de gerginliğe ara gazı veriliyor bu günlerde.
Öğrencileri tek tip giydirme askeri alandan başlayan modern eğitimimizin; eğitimde devleti ayakta tutacak elit, elit’e biat edecek tek tip vatandaş yetiştirme politikalarının bir tezahürüydü aslında. Ama bu absürtlüğün sonuçta bir açıklamaya da ihtiyacı vardı. Ben çocuğumu zaptu-rap altına alasınız diye mi yolluyorum, bir şeyler öğrensin, sosyalleşsin diye yolluyorum itirazlarına karşı “çocuklar arasında zengin fakir farkı ortaya çıkmasın” kılıfı fena da değildi aslında.
Sabahın köründe okula gelmiş öğrencileri evlerinin o mahallede mi, şehrin diğer ucunda mı olduğuna bakmadan, sırf ayakkabısının rengi, hırkasının rengi farklı diye; saçı biraz uzun, eteği biraz kısa diye evine yolladık durduk. Okuduklarına okuyacaklarına pişman ettik, eğitimden soğuttuk çocukları yıllarca.
Şimdi hükümet eden biri çıktı okullarda “kıyafet serbest” dedi. Olur, şey değil! Ülkede devrim mi oldu, eğitim anlayışımı değişti.
Ama durun telaş edecek bir şey yok. Giyim kuşamı yeni tarz yaşam tarzına uygun şekilde yeniden düzenlemek için hazırlık yapıyoruz sadece.
Yeni elit’in tiniyeti belli olduğundan, kamuoyu bunu imam hatiplerden başlayarak yeni bir yaşam tarzı hazırlığı olarak okudu aslında. Kıyafet serbestîsi getirilirken, giyime getirilen yeni sınırlamalara bakarak bunun beklenti doğrultusuna kolayca evirilebileceği de ortada.
Örneğin Kuran derslerinde başını örtmek zorunda kalan çocuk diğer derslerde başını açabilecek cesareti kendinde bulacak mı? “Bırakın çocuk nasıl istiyorsa öyle giyinsin” derken, “nasıl giyinmesi gerektiğini zaman içinde nasıl olsa öğrenecek” diye düşünüyor olmayasınız.
Siyasal kültür içinde bu güne kadar uygulanan ötekileştirme politikaları toplumun çeşitli kesimleri, inançlar, yaşam biçimleri arasında öylesine bir güven erozyonu yarattı ki; ortaya konan yeni bir düzenlemenin toplumun bütün kesimlerinin hayrına olabileceğine kimse ihtimal vermiyor. Endişeler de hep haklı çıkıyor zaten.
O yüzden eğitime ideolojik müdahale devam ederken yürürlüğe giren yeni uygulama ile korkarız mağduriyetler giderilmek bir yana yeni mağduriyetler ortaya çıkacak.
Gazete haberlerinde geçen “korku” , “risk” (endişe) sözcükleri de muhtemelen gelecek yıl da artmaya devam edecek.
Biraz öyle görünüyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024