Celal BAŞLANGIÇ
Acı eşiğinin aşıldığı, sözün anlamını yitirdiği bir yerdeyiz artık.
Sadece 1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında yaşadığımız sürece bakarsak, arkamızda kocaman bir kan gölünün; denize, hatta giderek okyanusa dönüşmekte olduğunu görürüz.
Son bir ay içersinde iki kez canlı bomba patlıyor Ankara'nın göbeğinde; 30'ar, 35'er ölüyor insanlarımız.
Kürtlerin kentleri bombalanıyor, tankla, topla yıkılıyor. Yüzlerce sivil, genç, kadın, çocuk, asker, polis, korucu yaşamını yitiriyor.
O hale geldik ki, herkesin birbirine karşı uyguladığı terör için bulacağı bir "haklı" mazereti var.
Artık kendi kentlerini bombalayan, yakan, yıkan bir devletin yurttaşlarıyız.
Canlı bombaların ellerini kollarını sallaya sallaya kitlesel kırım yapabildiği bir ülkede yaşıyoruz artık.
7 Haziran, 1 Kasım seçimlerinden önce "Ya tek başına iktidar ya kaos" diyenlere sormak lazım şimdi:
Amacınıza ulaştınız mı?
1 Kasım'da tek başına iktidar olduktan sonra da "Ya başkanlık ya kaos" diyenlere de sormak gerekiyor:
Adım adım hedefinize yaklaşıyor musunuz?
Aslında yanlış anlamışız "ya tek başına iktidar ya kaos", "ya başkanlık ya kaos" sözlerini.
Meğer "hem kaos, hem tek başına iktidar", "hem başkanlık, hem kaos" demek isterlermiş.
Ancak kötü bir huyu vardır kaosa yeltenmenin.
Kaosu tek başınıza çıkartabilirsiniz, ama çıkan kaos siz istediğiniz zaman bitmez.
Anlaşılan şimdi böyle bir süreçten geçiyoruz.
7 Haziran'da tek başına iktidar olamayanlar "çözüm süreci"ni sonlandırarak Türkiye'yi büyük bir istikrarsızlığa ittiklerinde "İstikrar için bize oy verin" diyorlardı.
Bu taktikleri tuttu. Ancak o günden belliydi tek başlarına iktidar olsalar da bu ülkeye "istikrar"ın gelmeyeceği, "kaos"un daha da artacağı.
haberdar.com'da ilk yazım son genel seçimden beş gün sonra, 6 Kasım 2015'te yayınlanmıştı. Yani bundan yaklaşık 4,5 ay, tamı tamına 131 gün önce.
Herkes seçim sonrası, açık ara tek başına iktidar olmuş bir partiden artık söz verdiği "istikrarı" getirmesi bekleniyordu.
Bana göre o günden belliydi bu ülkede kaosun daha derinleşeceği, istikrarın gelmeyeceği, yaşadığımız terör ikliminin hepimizi tutsak alacağı.
O yüzden haberdar.com'daki ilk yazımın başlığı "Saray'daki Başkan olana dek 1 Kasım seçimleri sürecek" olmuştu.
Aslında görünen köy kılavuz istemiyordu; çünkü yarattıkları korkuyla yitirdikleri iktidarı geri almışlardı, şimdi de aynı yöntemle bu iktidarı "Başkanlık rejimi"ne evireceklerdi.
İşte 1 Kasım seçimlerinden hemen sonra, 6 Kasım 2015'te haberdar.com'da çıkan ilk yazımın bir bölümü:
* * *
(...)1 Kasım seçiminde oy kullanan seçmenlerden tam beş milyonu korkmuştu.
Kimi ülkelerinin bölüneceğinden korkmuştu, kimi düşmanı belletilen Kürtlerin yeni haklar alacağından; örneğin kendi kendilerini yöneteceklerinden, ana dillerinde eğitim göreceklerinden... Bu yüzden MHP'nin en hafifinden "milliyetçi" diye tanımlanabilecek iki milyon seçmeni 143 günde oyunun yönünü değiştirmişti.
"Savaş" istiyorlardı.
Çünkü korkmuşlardı ve gözleri perdelenmişti.
Bu yüzden AKP'ye oy verdiler
7 Haziran seçimlerinden sonra patlayan canlı bombalar, Suruç ve Ankara katliamları, kuşatılan Kürt kentleri, sokağa çıkma yasakları, bombalanan mahalleler, tanklarla toplarla girilen evler, keskin nişancıların kurşuna dizdiği siviller de bazı Kürt seçmenleri korkutmuştu.
"Barış" istiyorlardı.
"Oyumuzu alsın, belki barışı geri verir" diye AKP'ye oy verdiler.
Çünkü korkmuşlardı ve gözleri perdelenmişti.
Kan gölüne dönüşen ülkenin geleceğinden korkanlardan MHP çizgisindeki milliyetçi bir kısım seçmen "savaş" için, özellikle mütedeyyin ve orta sınıftan, daha önce AKP seçmeni olan Kürt de "barış" için AKP'ye oy vermişti 1 Kasım'da.
Hem "savaş" isteyenlerin, hem de "barış" isteyenlerin bu seçimlik yılgınlıktan sığındığı AKP de bu çelişik duruma uygun olarak iki yüzü keskin bir bıçak sürdü masaya:
"Milli birlik ve kardeşlik süreci..."
Saray'da önceki gün (4 Kasım 2015) muhtarlarla yaptığı 14. toplantıda yeni sürecin "müjde"sini verdi Cumhurbaşkanı Erdoğan:
"Bunun adı artık milli birlik ve kardeşlik sürecidir."
Aynen "Milli Görüş gömleği"ni çıkardığı gibi, bu kez de "çözüm süreci" gömleğini çıkartıp "iki parçalı" bir gömlek giyinmişti Erdoğan.
Yani MHP'den gelen milliyetçiler için "milli birlik" gömleği, AKP'ye oy veren Kürtler için "kardeşlik" gömleği.
Aynen muz gibi, ne niyetine yersen ye...
Kitle desteğini yüksek tutmak için hem "savaş", hem de "barış" isteyenlerin oylarını AKP'de buluşturma amacını da aynı konuşmada kabul ediyordu:
"Milli birlik, diyen varsa, kardeşlik, diyen varsa hepimiz aynı çatı altında toplanmalıyız."
Bu ikili yapı bile önümüzdeki süreçte yaşanacak krizin bizatihi kaynağı olacak. Ya "savaş" isteyen milliyetçiler, ya da "oyumuzu alsın da çözüm sürecini bize geri versin" diyen Kürtler büyük bir kırılmaya uğrayacak.
Ancak görünen o ki, çözüm sürecine geri dönmek umuduyla AKP'ye oy veren Kürtler yaşayacak ilk kırılmayı.
İşte Çarşamba (4 Kasım 2015) günü Saray'da muhtarla yaptığı toplantıda Erdoğan'ın sözleriyle Türkiye'yi bekleyen "çatışmalı sürecin" karakteristiği:
"Terör örgütüne karşı ülke içi ve dışında süren operasyonlar kararlı bir şekilde devam ediyor, kesmek yok, devam edeceğiz. (...) Aynı şekilde örgütün şehirlerdeki yapılanmaları tamamen çökertilene kadar, güvenlik kuvvetlerimizin operasyonları, adli ve idari takibatları devam edecek. Önümüzdeki dönem konuşma, tartışma dönemi değil, açık söylüyorum sonuç alma dönemidir."
1 Kasım'da çıkan tablodan sonra artık alınacak "sonuç" Erdoğan için "başkan olmak"tır.
Bu nedenle 1 Kasım seçim süreci bitmemiştir ve Erdoğan başkan olana dek sürecektir.
Neydi 1 Kasım öncesi "sonuç" almak için yaratılan koşullar?
Kandil'i bombalama, kırsalda operasyon, sokağa çıkma yasağı ilan edilen kentleri kuşatma, tankla topla mahallelere girme, sokak sokak, ev ev özel harekat timlerinin baskınları, keskin nişancılarla sivilleri öldürme, muhalifleri gözaltına alma, tutuklama... Cemaate yapılan operasyonları yoğunlaştırma. Gazeteleri, televizyonları basıp ele geçirme, muhalif yayınları susturma...
İşte Türkiye'de yaratılan bu korku, baskı, tehdit, ölüm iklimi AKP'ye tek başına iktidar getirdi.
Yaratılan korku ortamında bazı seçmenler "krizi aşalım, istikrarı getirelim" diye aslında "kriz"i tek başına iktidara getirdiler. Çünkü geçmiş pratikler de gösteriyor ki AKP'nin "istikrar"ı, sürekli "kriz" demektir.
1 Kasım'ın hemen sonrasında da çok net biçimde görüldü ki, seçim de "kriz"i çözmedi ve "istikrar"ı getirmedi.
Hemen 2 Kasım'da, "Nerede kalmıştık" diyen bir iktidarla yeniden yüz yüze geldik.
Tekrar başladı sokağa çıkma yasakları, kent kuşatmaları, tanklarla toplarla mahalle baskınları, sivil ölümleri... Yeniden başladı Cemaate dönük operasyonlar, dergi toplatmalar, gazeteci tutuklamalar. Hatta daha da arttı merkez medyayı da muhalif medyayı da tehdit etmeler.
"Neden" sorusunun yanıtı da çok açık.
Çünkü henüz 1 Kasım seçim süreci bitmedi. Anayasa değişikliği görüntüsü altında "başkanlık sistemi"ni referanduma götürüp bu halka "evet" dedirtmeden de bitmeyecek bu seçim süreci.
Onun için yanılmıştı seçim gecesi zaferinin getirdiği "sarhoşluk"la "Artık ülkemize şehit gelmeyecek, o şehitlerimizden Allah razı olsun, o şehitlerimiz bize büyük bir emanet bıraktı" diyen AKP İzmir İl Başkanı Bülent Delican.
Çünkü daha bırakılacak "emanet"ler tamamlanmamıştı. O yüzden de 1 Kasım sonrası, bu gün de iki tarafın da "şehitleri" hala geliyor.
Onun için 1 Kasım öncesi yaratılan baskı, tehdit, çatışma, ölüm iklimi "Reis sonuç alıncaya dek" sürecek.
Saray'ın "başkanlık sevdası" yüzünden önümüzdeki süreçte de bu halkı gözlerindeki korku perdesiyle yaşamaya mahkum etmek istiyorlar.
Ta ki, 12 Eylül'de yapılan askeri darbe anayasasının yerine, üzerine "başkanlık tüyü dikilmiş" sivil darbe anayasası gelinceye kadar.
* * *
Yazı bu, ülkenin hali de bu!
Kaosun "start" düğmesi elinizdedir ama "stop" düğmesi asla sizin bulabileceğiniz yerde değildir.
Şimdi bize birileri "terörle birlikte yaşamaya alışmalıyız" diyor.
Yarın çıkıp da başka birilerinin "iç savaşla birlikte yaşamaya alışın" demeyecekleri ne malum!
İçinde bulunduğumuz süreç bir iktidar olma biçiminin, talebini topluma kabul ettirme yöntemlerinin bir sonucudur.
Eğer bu ülkeye bir "Başkanlık rejimi" gelirse bu yaşadığımız kanlı bir sürecin dayatması sonucu olacaktır.
İşte bu yüzden "terörle birlikte yaşamaya alışan" aynı zamanda Erdoğan'ın Başkanlığına da şimdiden alışmış demektir!
CELAL BAŞLANGIÇ | HABERDAR
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.03.2023
17.03.2023
1.01.2023
17.11.2022
9.09.2022
10.07.2021
26.06.2021
22.06.2021
8.06.2021
4.06.2021