Cengiz AKTAR
İmamoğlu rüzgârının rejimden had safhada bunalmış muhalif cenahların üzerindeki ölü toprağını savurduğu, dillerini çözdüğü aşikâr. Bir kısım yorumcu gibi bu rüzgârın, değişimin başlangıcı olabileceğini söylemek de mümkün. Ancak sultası altında yaşadığımız rejimin elindeki gücün ne olduğunu, mucize ve masal bağımlısı ahalinin demokrasiden ne anladığını ve Ekrem İmamoğlu’nun ne olabileceğini unutmadan.
Rejimden ve elindeki güçten başlayalım.
Rejimin reisi 17/25 sendromuna girmiş gözüküyor. Önce Gezi, aynı yılın sonunda 17/25 ifşaatıyla, güle oynaya işlediği devasa anayasal ve yasal suçların hesaplarını verme korkusundan gözü dönmüştü. O günden beri daha fazla suç işliyor. 31 Mart seçim sonuçları ve tekrarlanacak İstanbul seçiminin muhtemel sonucu, kimyasını altüst edecek nitelikte olduğu ölçüde, vereceği tepkinin tahribatını öngörmek gerekiyor.
İlkin, 31 Mart ve 23 Haziran’a bakarak erken genel seçim bekleyen nevzuhur Fuat Avnilerin halkı fuzulî yere gaza getirmekten vazgeçmeleri halkın akıl sağlığı açısından isabetli olur. Totaliter bir rejimin sultası altındaki Türkiye’nin önündeki alternatif, genel seçimden ziyade Mısırvarî bir darbeye benziyor. Dışpolitika ve ekonomi fiyaskoları sonucunda çökecek rejimin ikamesi seçim yoluyla değil kansız bir saray darbesiyle olabilir. Bu olasılığa başka bir yazıda değineceğim.
Ama bu aşamaya gelmeden, askeriye, emniyet teşkilâtı, hassa ordusu, gönüllü kefenliler, mafya, bilumum lumpen sürüsünü kontrol eden rejim ve reisini belediye seçimi sonuçlarına bakarak küçümsemek, bugünden siyasetin çöp tenekesine göndermek büyük hatadır. Korkan rejim ve reisin gazabını dikkate almamak ölümcül olabilir.
İmamoğlu’nun son tahlilde kazandığını farz ettiğimizdeyse, yeni başkanın ne ulusal ne de yerel siyasette elinin güçlü olamayacağını bilmek gerekiyor.
İmamoğlu’nun seçim vaadlerinin, bulunduğumuz siyasî, mülkî, idarî ve malî koşullarda uygulanma olasılığı yoktur. İdarî gelenekte ve şimdi memleketin başına çöreklenmiş olan rejimde yerel yönetimlerin özerk siyaset alanı mendil boyutundadır.
Dolayısıyla, örneğin Kanal İstanbul’un iptalini veya yerelden merkeze akan vergilerin yerelde harcanmasını bekleyenlerin hüsrana gark olacaklarını öngörmek için müneccim olmaya gerek yok.
23 Haziran seçimini Erdoğan için “evet-hayır” oyu olarak kâbul edip rejim hakkında plebisite dönüştürenlerin de hevesleri kursaklarında kalabilir. İmamoğlu’nun İstanbul üzerinden ulusal politika yapması ne rejim, ne de Erdoğan karşıtlığından başka ortak politikası olmayan muhalefet açısından olası görünüyor. O mucize dünyasının en veciz ve bir o kadar da trajik beklentisini sanırım bugünlerde Pervin Buldan dile getirdi: “23 Haziran’da kazanırsak bu ülkeye barış, demokrasi ve özgürlük gelecek”!
Buradan gidelim mucize ve masal bağımlısı ahalinin demokrasiden ne anladığına.
Başlıktaki “gelecek-dertler bitecek” sloganı Türkiye siyasetinin demirbaşlarındandır. Vaktinde Adalet Partisinin sembolü kırat için, Refah ve Saadet Partileri için, ya da doğrudan liderler için tepe tepe kullanılmış, asla eskimemiştir. 23 Haziran için daha kullanılıp kullanılmadığını bilmiyorum ama sadece İstanbullu muhalefetin değil bütün muhalif mahallelerin ruh hâli külliyen bu slogana yansımış vaziyette.
“Başkanlık” her yurdum insanının gönlünde yatan aslandır. Bilinen hikâyedir, havaalanında “başkan” diye seslendiğinde kırk kişi birden döner. Küçük olsun başkanlık olsun yeterdir. En çok arzu edileni devletin başkanlığı olsa da başkanlığın her çeşidi ahalinin sevk ve idaresi için olmazsa olmazdır. Başkanın her türlüsü, devlet gibi, pek sevilir. Aklen ve kalben…
Bu sloganı siyasetin yakın tarihinde “seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla reddeden yegâne siyasetçi Selâhattin Demirtaş’tı. Hapiste olmasının nedenlerinden biri de bu cesur çıkışıdır. Demirtaş bu lafla sade Erdoğan’ı değil memleketin siyasî kültürünü ve siyaset esnafını da karşısına almıştır.
Neyse ki Ekrem İmamoğlu ile fabrika ayarlarına dönülmüş bulunuyor. “Başkancılık” olarak adlandırabileceğimiz bu hastalığın neden ve sonuçları zihnî tembellik, sorumluluktan kaçma, çareyi daima başkandan bekleme, demokrasiyi seçimde oy kullanmaktan ibaret sanmadır.
Aynı şekilde, 23 Haziran coşkusunun ana sloganı olan “her şey çok güzel olacak” Ekrem İmamoğlu seçildiğinde memleketin sorunlarının sihirli değnek darbesiyle iyileşmeye başlayacağını imâ ediyor.
Bu çocukça slogan üzerine epey konuşuldu. Muhalif mahallelerin mehteri hâline geldiği kuşkusuz.
İki husus: İlkin, memlekette hoşa gitmeyen şeyleri değiştirmek için neden İ.S. 23 Haziran 2019’u beklemek gerekir ki? Neden gayrimemnunlar, enva-i çeşit şiddetsiz eylem yoluyla, yalnız veya başkalarıyla birlikte hayatlarını zehir edenlere şimdiden itiraz etmez, direnmez ve uygulamaları lehe çevirmeye yeltenmez? Yapan, yapmaya çalışan elbet var ama “her şey çok güzel olacak” yollu sloganlar ayaktaki topu daima taca atmıyor mu?
Keza, tutun ki 23 Haziran beklentisi gerçekleşmedi, yeni slogan ne olacak? Haziran 2023?
İkincisi, bir ben-i âdemden ilâhî edimler bekleme hâli. Pek kimsenin görmek istemediği, ama oluşmasında pek çoğumuzun ciddî katkı payı olan devasa enkazı kaldırma görevini bir kişinin sırtına vurmak!
Her devlette bulunan temel kurumlar Adliye, Askeriye, Hariciye, İlmiye, Maliye ve Mülkiye’nin yerle bir edilerek dev bir enkaza dönmesinden bahsediyoruz. Bunu tek bir adamcağız nasıl sırtlar, nasıl beklendiği gibi hemencecik yoluna koyar?
Ve gelelim mucize adamın kendisine.
Davranış ve üslûp pek çok bakımdan bir anti-Erdoğan’a işaret ediyor. Bu anlamda rakibi, kapıkulu Binali Yıldırım değil, reis. Nitekim birdenbire memleketin kurtarıcısı mertebesine çıkarılması kendisini de bu vazifeye inanır kıldı. Buradan itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin değil Türkiye’nin başkanlığına aday oldu.
Karadeniz ve yapılacağı söylenen Diyarbekir mitingleri sadece İstanbul’un Karadenizli ve Kürdistanlı seçmenine hitap etmiyor, Türkiye’ye hitap ediyor. Özgüven hızla, tehlike içeren “aşırı özgüvene” dönüşmüş durumda. Vaşington Post gazetesine yazdığı makalenin başlığı: “İstanbul Belediye Başkanlığı Yarışını Nasıl Kazandım - Ve Nasıl Yeniden Kazanacağım”!
Bu stratejiye değindik. İmamoğlu’nun önünde böyle bir yol olsa da bunun yakın zamanda belirginleşmesi hiç kolay değil. 23 Haziran plebisitini Erdoğan’a kaybettirse de.
Stratejinin mahzuru ise az buz değil. Belediye seçimini genel seçim ve plebisite dönüştürdükçe kırılganlık ve hata yapma payı artıyor. Zira rakiple arasında çok boyutlu bir asimetri var. Herhalde bunu bu haftadan itibaren İstanbul seçim kampanyasında göreceğiz.
Geriye kalıyor şu genel kucaklama hâli. 31 Mart kampanyasında ve sonrasında herkes, her farklı devamlı kucaklanıyor. Erdoğan ve gürûhunun bölücü dilinden sonra kulağa pek hoş geliyor elbet.
Gelgelelim bunun, şimdilik pek üstünde durulmayan kalın millî kırmızı çizgileri var ve çizgiler Gayrimüslimler ile dış politika konularında faş oluyor. Üç misal. Karadeniz’de Pontus meselesi daha önce Kıbrıs’ta serdettikleri ve şu sırada cereyan eden millî maçlar etrafında dönenlere verdiği tepki.
Rum, Pontus sözcüklerinin küfür, millî katil Topal Osman’ın da millî kahraman olduğu bir ülkede kaş yaparken göz çıkarmak çok kolaydır. Her ne kadar kucaklamaya devam etse de İmamoğlu saf tutmak zorunda kaldı.
Kıbrıs’ta ise adanın bölünmesinin başmimarlarından Rauf Denktaş kabri ve Kıbrıs Şehitleri ziyaretlerinde defterlere yazılanlar, devlet duruşuydu. Şu da cabası: “Kıbrıs'ta iki eşit ülke ülküsü üzerinden verilen bir mücadeleye her zaman bir nefer olarak eşlik edeceğimi duyurmak isterim”. Buyurun derin Türkiye’ye!
İmamoğlu geçen gün millî takımı, kazandığı maç sonrasında tebrik eden bir tvit paylaştı. Akabinde İzlanda maçına giden takıma Rejkyavik Havaalanında yapıldığı iddia edilen muameleyi teyid beklemeden kınadı. Üstelik Fransa maçında Konya’da seyircinin dünyanın gözü önünde Frenk millî marşını ıslıklamasını kınayan tviti bir türlü atamamış iken.
Sözün özü, herkesi kucaklarız, gavuru hariç, ya da kucaklarız ama bizim belirlediğimiz şartlarda. Muhtemelen Kürdler için de öyle; göreceğiz. Oysa Kürdü, Ermeniyi, Rumu ve tüm farklıları seçim meydanında kucaklamak başka, o kucaklaşmayı politika hâline dönüştürmek başka.
Türkiye enkazı, artık “kötünün iyisi” tercihini mümkün kılmıyor. Bir an evvel üzerlerine düşünmeye başlamamız gereken, başta Kürd sorunu olmak üzere derin, kadim ve vahim siyasî, ahlakî, tarihî, hukukî ve çevresel sorunlarımız var. İmamoğlu’nun bu devasa sorunlarla yüzleşme konusunda donanımlı ve hazır olduğunu söylemek mümkün değil. Kaldı ki işi de bu değil.
Yazarlar
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.01.2022
18.05.2021
10.05.2021
24.04.2021
24.03.2021
23.02.2021
20.01.2021
12.01.2021
28.12.2020
22.12.2020