Cihan AKTAŞ
Kitapları Yusuf’a sattım. Hepsini birden.
Sen demeden güldüm. Sen gelmeden.
Bu kadar yolu yürüdüm. Sen dedim.
Bu kadar yolu. Korkunç. Bankalar vardı.”
Murat Güzel, “Ay Paramparça”dan.
O en dar zamanlarında bile kitaplarını/kitabevini satmayı aklına getirmek istemedi, Ay Paramparça’nın öznesi gibi; öylece çıktı yola, ani bir kararla. Bir gün önce eşine söyledi ve ertesi gün ağır bir sırt çantasıyla yola düştü. Hantal bürokrasiyi, yasak savma kabilinden karşılamaları, çaresizliğe çağıran bakışları görmezden geldi. Ankara’daki İhtiyar Kitabevi’ni okuma evi/ocağı bilenlerin İbrahim abisi çözümü ancak savaşta arayanlara barış ihtiyacını hatırlatmak için bir sabah vakti Hacı Bayram Camii’nden yola çıktı ve 15 gün süren bir yürüyüşün ardından Fatih Camii’ne ulaştı.
Beni Nisan ayında İhtiyar Kitabevi’nde ağırlamış olan İbrahim Çolak’ı İstanbul’a adım attığı anlarda karşılamayı çok istedim, kısmet olmadı. Daha sonra gidip onu Üsküdar’da buldum. Kitap Rengi’nden arkadaşım Çağlayan Ömerustaoğlu da İhtiyar Kitabevi’nin Yöneticisi’yle tanışıp konuşmak istiyordu; Fatih’ten geldi.
Ülkemizde ve bölgede barış olsun, Suriye katliamları dursun, Baas oligarşisi cinayetlerinin hesabını versin istiyoruz. Barış için bugün ya da dün elimizi kıpırdatmamışsak, Suriye’ye askeri bir müdahaleye yapılması konusunda nasıl haklı bir eleştirimiz olabilir ki… Ne yazık ki bölgesel güçler aralarında uzlaşıp bir inisiyatif oluşturamadıkları için ölümleri durduracak çözümlere ulaşılmıyor ve çözüm Batı’dan bekleniyor.

Çolak, zaten zayıf bir adamdı, 15 günlük yürüyüşü sırasında birkaç kilo vermiş, daha da zayıflamış. Üstünde “Rabia” amblemli bir tişört var. Her başlangıç noktasında bir 50-100 metre mesafe dışında yürüyüşüne katılan olmamış. Organizasyonsuz eylem bütün anlamlarıyla kendiliğinden fark edilsin ve niyeti paylaşılsın; bu, o kadar imkânsız mı? Haberleşmelerle bir oda ikramı belki mümkün olabilir uğrak yerlerde, ama o zaten parkta yatmayı göze almış; Suriyeli muhacirler arasında da parklarda yatanlar yok mu? İlk gün 50 km yürümüş ve çok zorlandığı için geri dönmeyi düşündüğü anlar olmuş. İradenin savaşı bu, “Amok Koşucusu” şiddetine terk edilmemeli yollar. İbrahim Bey 16-17 yaşlarındayken de oruçluyken Sakarya’dan İzmit’e koşmuş; arınma üstüne arınma.
Kazan’da konakladığı mekânda bir süreliğine adımlarını yitirdiği endişesine kapılmış, gece yattığı yerde defalarca adım atmayı denemiş. Adımlarını en çok zorlayan ilk üç gün boyunca dua, salavat ve türkü eksik olmamış dilinden. Yol üstünde bir çimenliğe uzanıp gökyüzünü izlerken özgürleştiğini duymuş. “Yılda bir kez insan kendini çöle bırakmalı”, diye anlattı. “Çadırına en yakın çadır bile 1 km. uzakta olacak. O çadırda ister istemez tefekkür edersin. Ben toprağa yakın yaşayan bir insanım, ama bu kez başka bir şekilde duydum toprağın nabzını.”
Başka türlü bir bakışın olmadığını öne süren söylemler, bizi alternatifin olmadığına inandırmak isteyen deklarasyonlar, uzun yolun yolcusunun bakışlarında oluşan bambaşka bir ufkun eleğinden geçiyor. Çolak, bölgesel sorunlarımızı silahla çözümleyemeyeceğimiz bir noktada durduğumuzu, silahın silahı (ve silah tüccarlarını) davet ettiğini, savaş tezgâhının kurbanlara ve yaslı kitlelere ulaşmayan karanlık yanları olduğunu yürüyerek duyurmak istedi dünyaya.
ABD, tereddütlü bir sürecin ardından Rusya’nın da onayıyla Suriye’ye müdahaleyi kimyasal silah yaptırımına dönüştürdü. Bu bölgeye barış geldiği anlamına gelmiyor. Suriye hâlâ kan akıtıyor. Barış yanlılarının talepleri bölge halklarının ve devletlerinin inisiyatif almaktan geri durdukları oranda bir temenni olmaktan öte gitmiyor. Tarafları giderek daha güçsüz düşüren çatışmalar sürerken, ortalık parçalanma sebebi cümlelerden geçilmezken barış sebeplerini konuşmak fantezi gibi gelebilir. Geçtiğimiz günlerde aralarında bulunduğum bir grup yazar ve aktivist tarafından yayımlanan “3. Yol Mümkün” bildirisi, bu kaygının eseri olarak hazırlandı.
İbrahim Çolak’a barış konusunda umutlu olup olmadığını soruyorum. Mümin olmanın Allah’tan umut kesmemek anlamına geldiğini söylüyor. İslam barış dini. Barış sadece devletlere bırakılmayacak kadar önemli ve kişisel sorumluluk almayı gerektiren bir değer. Akla İbni Abbas’ın rivayeti geliyor: “Kim kardeşinin bir ihtiyacını gidermek için yürürse bu onun için on senelik itikaftan daha hayırlıdır.” (Taberani)
15 günlük yürüyüşünün sonunda İstanbul’da dostları karşıladı onu, ancak eylemi medyada hak ettiği yeri bulmadı. Halil Savda 1 Eylül 2012 tarihinde Uludere’den Ankara’ya yürüdüğünde kendini hissettiren medya ilgisinden yoksundu İbrahim Çolak’ın eylemi. (Geçtiğimiz haftalarda Savda’nın yürüyüşünün Toroslar’dan sonraki kısmına tanıklık eden “Yürümek” belgeselinin galası yapıldı Beyoğlu sinemasında. “…ölü bedenlerin ve köhne zorbalığın ağırlaştırdığı ruhumu hafifletmek için çıktım yola. Öncesinde kişisel bir yolculuk düşünmüştüm. Ancak yolun tek santimini bile tek başına yürümedim” diye yazıyordu Savda, Yeni Özgür Politika sitesindeki yazısında.)
Gerçi haberli bir ilgiden yana olmadı İbrahim Çolak, her şey tabii bir şekilde gerçekleşsin istedi. Ancak eylemi bilinmiyor değildi, gazetelerde, sosyal medyada yer aldı 15 gün boyunca. Böyleyken medya kanalları bilmedi onun sızlayan ayaklarıyla İstanbul’a adım attığını. İhtiyar’da kitap-söyleşi için ağırlanmış medya mensupları elbet farkındaydı eylemin, ama çoğunluk, karşılamaya gelme bir tarafa, arayıp sormadı bile. Bu ilgisizlik bir burukluğa yol açsa da yeni yürüyüş planları yapmasına engel değil.
Eylemine imrendiğim bir gerçek; Halil Savda’nınkine de imrenmiştim. Pek, yürüyüş dışında başka ne yapılabilir? Herkesin elinden gelecek bir şeyler vardır, diye cevapladı sorumu Çolak. Yürüyüş devam ediyor, etmeli. Her şey siyasetten beklenmemeli. Sadece Başbakan Erdoğan’la değil, gezicilerle de diyaloğa girebilmeliyiz. Kardeşliği yeniden tesis etmeliyiz. Tabii tartışacağız, ama selamı da ihmal etmeyelim. Bir masada oturup tartışsak da selamla kalkabilmeliyiz. “

İbrahim Çolak Gerede girişinde...
Dünya Bülteni
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.03.2021
9.08.2019
16.01.2019
4.02.2018
28.08.2018
15.08.2018
28.07.2018
19.07.2018
21.10.2017
21.09.2016