Ekrem DUMANLI
Sevgili okur,
mektup yazıyorum bu aralar. Çoğu teşekkür mahiyetinde. Despotizme karşı mertçe, dürüstçe, demokratça duranlara bir iki satırla cevap vermek, vefa borcumuzu ödemek, hakperestliğe kadirşinaslıkla mukabelede bulunmak istiyorum. Keşke bitirebilseydim. Liste uzun, vefakâr insanları bir iki satırla savuşturmak doğru olmasa gerek. Devam ediyor yazışmamız. En son Zaman çalışanlarına yazdım kısa bir teşekkürname. En tecrübeli yöneticimizden en yeni elemanımıza kadar herkese, gösterdikleri dayanışma nedeniyle şükranlarımı arz ettim. Onlardan gelen bazı cevaplar karşısında gözyaşlarımı tutamadım. Hepsi aslan onların; var olsunlar, sağ olsunlar...
Farkındayım; sana yazmadan olmaz. Sen ki yıllar boyunca okur-gazete ilişkisine bir başka derinlik kattın.
Ey sevgili Zaman okuru. Okurun en hası, en sevdalısı!
Yaklaşık 30 seneden beri yayın hayatına devam eden bu gazete hep seninle büyüdü, senin omuzlarında bayraklaştı. Bir zamanlar hayali bile kurulamazdı böyle bir gazetenin. Kurulsa bile “Bu memleketin okur profili” diye başlayan olumsuz cümleler gazeteyi 50 bine; taş çatlasın, 100 bine hapsederdi. İnayet-i İlahi’yi hesaba katan da olmayınca, sebeplerin tutsak ettiği irademiz “Bizim halkımız okumaz” cümlesinin altında inim inim inlerdi…
Sen ezber bozdun; hem de ne ezber. Senin vesilenle dünya standartlarında bir gazete çıkarılabileceğine dair bir ışık göründü tünelin tâ ucundan. Ve yürüdük o ışığa doğru. Her gün daha iyisine, daha kalitelisine talip oldun. Zorladın bizi. Yerden göğe kadar haklıydın; zira bir topluluğun kalitesini iki değer belirgin hale getiriyordu: Ufuk genişliği ve tahammül sınırı. Bu iki umdenin ete kemiğe bürünerek tecessüm ettiği entelektüel barometrenin adı gazeteydi. Çok sesli, çok renkli, çok kuşatıcı... Cesur ama dengeli, heyecanlı ama mutedil…
1 milyon tiraj büyük bir hakikatin muştusuydu: “Gazete okuma özürlü” diye yaftalanan halk ile Türkiye gerçekliğini dünya standartlarıyla meczetmek isteyen yayın kadrosu bir noktada kesişmiş, ortaya tahayyül bile edilemeyen bir düşünce merkezi çıkmıştı...
Ve bir gün bu güzel gazetenin önüne polisler dayandı. Akıl almaz, vicdan kabul etmez bir iddia atılıyordu ortaya. Terör örgütü kurucusu ve üyesi olmakla suçlanıyordu masum insanlar. Nereden gelirse gelsin ve kim tarafından yapılırsa yapılsın, bütün terör eylemlerine karşı her daim dimdik duran bir gazeteye nasıl olur da bu alçak iftira atılabilirdi! Azgın bir medya yobazlığı zulmün goygoyculuğunu yapıyordu her gün ve zulüm sınır tanımıyordu.
‘Zaman’a baskın yapılacak’ diye gazetesinin önüne akın akın geldi binlerce, on binlerce insan. Dondurucu soğuğa aldırmaksızın üç aylık bebeğini kucağına alıp Zaman’ın önünde soluğu alan ana(lar), sadece gazetelerine sahip çıkmıyor; aynı zamanda düşünce özgürlüğünün arkasında etten duvar örüyordu. Ve haykırıyordu: Özgür basın susturulamaz!
Elbette susturulamaz ey yiğit okuyucu! Sen böyle mehip bir duruş sergiledikten sonra kim susar ki!
Ne yazık ki zulüm adalet tacını giymişti bir kere. Devlet zırhına bürünen gaddâr ve mekkâr bir heyula senin gönül verdiğin gazeteyi hedef tahtasına koymuştu. Geceler boyunca emniyet müdürlüğünün önünde bekleştin, dualar ettin, gözyaşı döktün. O’na itaat etmenin, hiç kimseye boyun eğmemek manası taşıdığını ispat ettin. Berhudar ol! Kıyamete kadar yer gök senin sıdkına ve vefana şehâdet etsin. Ahiret, senin yazdığın destanla şenlensin!
Kulaklarımızda çınladı senin o gür sedan: “Allah’a emanet” diyordun. Evet kalbimizin en derin yerinde O’na emanet edildiğimizi hissettik. Tek kişilik hücrelerde 80 saat boyu bekleşirken kulaklarımızda senin duan yankılanıyordu. Eksi 7’ye indiğimizde de sen vardın yanımızda. Usulca eğiliyor, kulağımıza fısıldıyordun: “Allah sizinle!” Yargılanırken senin siluetini yanımızda hissettik. Çünkü yargılanan bir gazete ya da TV yöneticisi değildi; sendin ey güzel millet, sendin.
Onca gürültü patırtıya rağmen seni korkutamadılar! Madem sen korkmadın, Türkiye de korkmayacak! Bir ülkenin direncini seninle test ettiler. Sen, demokratik direniş nasıl olur; onu gösterdin herkese. Yıkmadın, kırmadın, dökmedin, şiddete asla müsaade etmedin. Ama Yezit’lere boyun eğmedin eşsiz vakarınla; zorbalara teslim olmadın onurlu duruşunla. Türkiye’ye örnek oldun.
Şimdilerde dünyanın dört bir tarafından medya kuruluşları röportaj yapmak için çalıyor kapımızı. Biz de, dilimiz döndüğünce, anlatıyoruz yaşananları, yaşanacakları. Ülkemizde ne diyorsak yabancı basına da onu diyoruz. Ne bir eksik ne bir fazla! Söz dönüp dolaşıyor, 14 Aralık’taki gazete baskınına geliyor. Okurun tepkisini de merak ediyor herkes. Onlara “Özgür medyaya darbe”den sonra tirajın nasıl yükseldiğini gösteriyoruz rakamlarla. Herkes senin destanını gıpta ile dinliyor. Normalde okurun korkmasını, ürkmesini, gazetesini terk etmesini bekliyorlar. Ama bilmiyorlar ki, bu gazete, bu ülkenin vicdanıdır. Vicdanlar susmaz. Belki zaman zaman sükut etmeyi tercih edip gizliden gizleye gözyaşı döker insanlar; ancak kalpleri raptedilmişlerin ayağa kalkıp “bizim Rabb’imiz yerlerin ve göklerin Rabb’idir” diyerek haykırması uzun sürmez. Telattuf sonrasına denk gelen o feryat, zalimlerin kâbusu, mazlumların umududur…
Anlaşılan o ki ey okur, karanlık dehlizlerde daha pek çok sinsi planlar yapılmakta, iftiralar hazırlanmakta, yalanlar senarize edilmekte. Hiç endişen olmasın; bir gün bu toz-duman ortadan kalkacak ve zalimler kadim sadistlerin yanında yerini alacak. Veyl olsun şu kısacık fani dünyadan kâm almak için tabasbus etmeyi, mücadele etmeye tercih edenlere.
Sen bir destan yazdın ey Zaman okuru; cesaretin, dirayetin, sıyanetin destanı. Eminim demokrasi tarihimiz sana tertemiz bir sayfa açacak. Basın özgürlüğü senden bahsedecek dünya var oldukça. Milyonlarca teşekkür sana, milyonlarca alkış sana…
Hoş geldin Püff
Hani sık sık söylenir ya: Sözün bittiği yerdeyiz. Aynen öyle. Kendini gazeteci (siyasetçi, akademisyen) diye tanıtan bir zümre türedi. Yozlaşmanın ve yobazlaşmanın fitilini ateşledi bu kifayetsiz kitle. Yalan yazarken utanmayan, iftira ederken sıkılmayan; ama laf açıldığında kutsal kavramların arkasına sığınmayı maharet sanan ve bu haliyle ahireti boşlamış görünen bir tayfa. Acınası bir hal. İhtiras, ihtilas, ihtikar; hepsi iç içe geçmiş ve bir Leviathan üretilmiş. Onların seviyesine inseniz, bir farkınız kalmıyor o bedevilikten. Söz tam da burada tükeniyor. Pısırıklık koca koca adamların ruhunu esir almış. Korku, ayaklarda pranga. Menfaat, ellerde kelepçe.
Hal böyle olunca hayatın kendisi karikatürize edilmiş insanlarla dolup taşıyor. Kendinizi kara mizah bir romanın içinde hissediyorsunuz kimi zaman. Jose Saramago’nun Körlük romanındaki gibi adı sanı bilinmeyen bir yerleşim merkezinde bulaşıcı bir körlük salgını ile karşı karşıyayız sanki. Körlük yaygınlaştıkça görmek, insanın başına bela oluyor adeta...
“Söz gümüşse sükût altındır” demiş atalar. Eyvallah! Böyle zor dönemler karşınıza sınırlı seçenek çıkıyor zaten: Sözü bir kuyumcu titizliği içinde seçmek ve onu insanların vicdanına emanet etmek. Bir de onlarca sözü bir araya getirip çizgiye dökmek. O döküm kimi zaman gülümsetmeli insanı, kimi zaman düşündürmeli. Bazen özeleştiri manasına gelmeli; bazen ayna tutmalı en dıştaki insana. Çizginin gücü kıvrak zekânın parıltısı kadar hayatın doğru okunmasına bağlı.
Bugünden itibaren bir mizah eki ile devam ediyoruz yolumuza: Püff. Her pazartesi gazeteniz Zaman’a eşlik edecek mizah ekimiz, mütevazı, samimi, iyi niyetli bir çalışma. Aylardır hazırlıkları sürüyordu. Hatta kapımıza polis dayandığında bile “Her ne olursa olsun, Püff ile okurumuzu buluşturun…” diyerek veda etmiştik arkadaşlarımıza. Onlar da, sağ olsunlar, sanki hiçbir baskıya maruz değilmişiz gibi devam ettiler. Gece gündüz demeden çalışıp taslaklar oluşturdular, prova baskılar yaptılar. Ve bugün sizlere merhaba demenin sevincini, mutluluğunu yaşıyorlar. Abdullah Yavuz Altun’a, Ali Babür Boysal’a, Fevzi Yazıcı’ya ve tasarım ekibine, Ahmet Turan Alkan’a ve Mahmut Nedim Hazar’a özellikle teşekkür ederim. Onlar bir mecra açtılar Zaman okuru için; eminim çizgiyle öteden beri dost olan insanlar, özellikle de genç yetenekler, bu mecrayı daha da zenginleştirecek. Ayrıca bu güzel çalışma, Türkiye’deki genel mizah kültürüne katkı sağlayıp o kanalı daha bereketli hale getirecek. Bir mizah dergisi çıkaracağımızı duyan bazı güzel okurlarımız üslup endişesini dile getiriyor. Haklılar. Ancak kaygı duymaları için bir sebep yok. Çizginin dilini kullanırken kendi çizgimizi bozmayacağız. Bu güzel dergi kimi zaman yalancı mumlara püff diyecek, kimi zaman meselenin püf noktasını birkaç kareye sığdıracak. Hafta boyunca dijital ortamda devam edecek Püff heyecanı…
Yeniyiz, belki acemiyiz; ama olsun, samimiyiz, iyi niyetliyiz. Gelin hep beraber pazartesi sendromuna bir son verip meselelere bir de mizah penceresinden bakalım. Hani deniyordu ya: izahı yapılamayanın mizahı yapılır. Buyurun size şirin, mütevazı bir mizah eki. Sesimizi çoğaltarak yürüdüğümüz bu yolda Allah mahcup etmesin. Selametle…

Yazarlar
-
Mehmet TEZKANBabamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü günler geliyor kendini koru 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYaşanacaklara dair olası senaryolar 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları


































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015