Ekrem DUMANLI
Hani bir türkü vardır; der ki “Sandık üstünde sandık/Aman efeler yandık/Düşünmeden söz verdik/Biz sizi bir adam sandık.” Aylardır pelesenk oldu dilime bu mısralar. Derin bir hayal kırıklığı içinde söylendiği aşikâr bir nağme ile bugünkü Türkiye manzarası ne kadar da örtüşüyor!
Adam sandık! Boyuna posuna baktık; aldandık. İslamî duyarlılığı var diye düşündük; öyle bir hava veriyordu kendine zira. İnsanî bir yaklaşımı var diye tasavvur ettik; öyle bir kanaat oluşturmaya yönelik davranışları vardı çünkü. Delikanlı gibi duruyordu, hasbî görünüyordu, samimi pozlar veriyordu.
Sonra bir uğursuz rüzgâr esti sağdan soldan. Fitne ateşini kızıştırdı dört bir taraftan. Maskeler düştü bir anda. Görüldü ki bazılarının içinde ne sevgi varmış ne saygı. Onca zamandır içinde sakladığı, bir vesile üreterek üstüne abandığı kocaman bir benlik davasıymış.
Sapır sapır dökülmeye başladı koca koca adamlar. Sonra toy delikanlılar... Kendini bu denli seven, nasıl oldu da başkasını sevebilirdi ki! Kendine bu derecede hayran, hiç mümkün müydü bir başkasının yaptığı güzel işleri takdir edebilsin. Kendine adeta tapınan, nasıl olacaktı da egosu dışında bir ölçü bulup insanlara hakikati haykırabilecekti.
Şimdi her gün yeni hakaretler üretiliyor, yeni iftiralara başvuruluyor. Edep çoktan rafa kalktı. Kendine ilim adamı süsü verip onca yıldır entelektüel birikim edasıyla dolaşanlar sokak ağzıyla konuşuyor, kof kabadayılık taslamayı yiğitlik sanıyor. Meğer kravatlı ve şatafatlı urbaların altında sokak serserilerini bile utandıracak derecede bir cehalet gizliymiş. Bir niza’ sonrası bazılarında ortaya çıkan gerçek mahiyet keşke sadece kendi çaplarının göstergesi olsaydı! Keşke temsil ettiklerini iddia ettikleri; ancak nezaket ve nezaheti itibarıyla erişemedikleri o çileli davaya zarar vermemiş olsalardı!
Ey sevgili okur! Ey güzel Türkiye!
Şahit olduk ki çapsızlık hiçbir zaman bu kadar yaygınlık kazanmadı, kitleler üzerine tahakküm kurmadı. Milyonlarca insanın huzurunda insanlara hakaret savuranlar, şartların eşit olmadığını zoraki canlı yayınlarla yapılan suçlamaların aynı şartlarda cevaplanamayacağını biliyor. Bu yüzden –Allah’ı ve ahireti de hesaba katmadan- en ağır ithamlarda bulunmaya; gıybet, iftira, yalan gibi en büyük günahları defalarca işlemeye devam ediyor. Aynı imkân içinde, aynı ortamda muhataplarına iki kelam edebilirler mi? Alacakları somut cevaplarla rezil olacaklarını bilmiyorlar mı? Gazete sütunlarında, TV ekranlarında, miting meydanlarında mütemadiyen hakaret savuranlara, en azından kendi namıma, derim ki: “Ağzını topla!”
Evet; ağzını topla ey çapsız küfürbaz köşe yazarı! Ağzını topla kendi ayıplarını kapatabilmek için başkasına iftira eden siyaset erbabı! Ağzını topla! Dostça, kardeşçe, delikanlıca söylüyorum: İnsanların hakkına tecavüz ediyorsunuz, gerçek dışı beyanlarla suizan dalgası oluşturuyorsunuz, kafanızdan uydurduğunuz senaryolarla masum insanlara iftirada bulunuyorsunuz…
İnsanların emeğine göz dikersiniz de, âh almaksızın bu dünyadan şen-şakrak göçüp gidebilir misiniz! Hayatında karınca ezmemiş insanlara katil muamelesi yapar da, onlardan helallik almadan kabre huzur içinde gireceğinizi mi sanırsınız! Uydurma isnatlarla davalar açıp insanları zindanlara doldurunca; mazlum âhının tutmayacağını sanarak başınızı yastığa huzur içinde koyacağınıza mı inanırsınız!..
Kaleminden her gün kan damlayan adam! Ağzından her gün yalan ve iftira saçan adam! Şeytanın bile aklına gelmeyecek kirli iddiaları milyonların huzurunda telaffuz eden adam! Ağzını topla!
O ağızla tarihin altın yapraklarına yâd-ı cemil olacak bir şerh düşemezsin. O ağızla dünyada hayırla yâd edilemezsin. O ağızla düğüne gider gibi kabre yürüyemezsin. O ağızla kabir meleklerinin suallerine cevap veremezsin. O ağızla mahşer günü yakanı mazlumların elinden kurtaramazsın!..
Kim olursan ol, hangi partinin neyi olursan ol, hangi cemiyetin/cemaatin ferdi olursan ol; insanlara hakaret etme, onlar hakkında iftirada bulunma hakkın yok!
Ya zulüm? Onun varlığına dair sorunun cevabını ancak mazlum verir. Hiçbir zalim, kendini zalim olarak görmez. Bütün zalimlerin haklı gerekçeleri vardır kendince. Ortada bir zulmün olup olmadığına karar verecek kişi(ler) kendilerine zulüm yapıldığını düşünenlerdir. İşte o mazlumlar, toplumun bütün kesimleri, ortada Yezid’lere yakışan bir zülüm olduğuna inanıyor. “Yok, biz çok adiliz” demek yetmez; toparlanmak, nefis muhasebesi yapmak gerekir.
Toparlanmanın ilk adımı ağzını toplamaktır. Ağzını topla ey zalim! Bu ağızla bu ülkeye huzur vermiyorsun; veremezsin de! Çünkü ne insanîdir bu üslubun ne İslamî!
Yüzde 50 neden nefret ediyor?
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın geçenlerde söylediği sözleri tarihe emanet etmek, yapılacak ilmî çalışmalara kaynak göstermek gerekiyor. Ne diyordu Arınç: “Biz yüzde 50 oy alıyoruz. Fakat geriye kalan yüzde 50 nefret söylemine dönüyor. Bu bizim yüzde 50 oy almamıza engel olmaz. Ama Türkiye yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkabilir.”
Arınç yukarıdaki çarpıcı sözlerini sokaktaki gözlemine dayandırıyor. Eskiden sokağa çıktıklarında taraftarların sevgisine rastladıklarını, muhaliflerinin saygı duyduğunu naklediyor. Peki ya şimdi? “Şimdi bir nefretle bakış seziyorum” diyor Başbakan Yardımcısı.
Çok doğru tespitler!
Bu karamsar tablo sebep midir sonuç mu? Kesinlikle sonuç! Sebeplerini özellikle Tayyip Erdoğan'ın başvurduğu keskin dilde aramak gerekiyor. Maalesef Tayyip Bey kendine fanatikçe bağlı küçük bir zümre dışında herkesi hedef tahtasına koydu, rencide etti, hatta bazen hakarete boğdu. Elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin: Erdoğan'ın aşağılamasına maruz kalmayan bir kitle var mı bu ülkede? Liberaller, demokratlar, solcular, sağcılar, Kürtler, Aleviler, sivil toplum kuruluşları?..
Başta böyle yıkıcı dil yoktu. O yüzden AK Parti toplumun hemen her kesiminden (ve dahi uluslararası arenadan) büyük destek aldı. Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda adım attıkça alkış aldılar, destek gördüler. Ne yazık ki dünyanın en eski kuralı burada da işledi ve “Güç bozar” kaidesi hayata geçmiş oldu. Sonrası, feci bir güç zehirlenmesi. Mesela şu vahim tablo içinizi sızlatmıyor mu: Her dönemde cumhurbaşkanlarını beğenmeyen birileri oldu; ama Erdoğan kadar hiç kimse keskin bir nefretin hedefi olmadı. Üzücü bir durum. Fanatikçe arka çıkan dar bir zümre hariç, kendi partisindeki insaflı insanlar da “Bu kadarı çok! Bu keskin söylem sürdürülemez.” diyor. Fısıltıyla ifade edilen bu eleştiri, Erdoğan'ın yıllar boyu ötekileştirdiği kitlelere kadar uzanınca koyu bir nefrete dönüşüyor. Bu hal, sevmeme/beğenmeme gibi tabii bir çerçeveyi çoktan aştı, “Türkiye’yi yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkarabilir” noktasına savurdu.
Aslında yeni fırsatlar çıktı karşılarına. Erdoğan, şerefi ve namusu üzerine ettiği yemin gereği toplumun tamamını kucaklayabilir, kendini siyaset üstü bir konuma taşıyabilirdi. Davutoğlu, atanmışlığın mahkûmu olmayıp şahsiyetli bir çıkışla vakur bir siyaset sergileyerek kutuplaşmayı bertaraf edebilirdi. İlim adamı kimliğini bir kenara bırakarak kutuplaşmanın yanında yer almamalıydı. O yüzden Arınç, onu da eleştiriyor. Haksız değil elbette.
İş işten geçmiş midir, bilemiyorum. Arınç’ın yüzde elli tespitine kulak verirlerse bir çare bulunabilir, toplumun tamamıyla yeniden köprüler inşa edilebilir. Aksi halde kutuplaşmanın mimarlarını çok çetin günler bekliyor. İnanmayan yakın siyasî tarihimizin çarpıcı örneklerini hatırlayıversin… “ANAP'ı yıkan budur.” cümlesini Başbakan Yardımcısı boşuna kurmuyor…
İnsaf yahu!
Recep Tayyip Erdoğan bir grup gazeteciye “Cemaat PKK’dan daha beter.” demiş. İnsaf! Güya Cemaat ülkeye daha çok zarar vermiş. Zerre kadar gerçeği yansıtmayan bu cümlelerde derin bir garaz, iflah olmaz bir nefret, ucu bucağı olmayan bir şiddet görünüyor.
PKK, silahlı bir örgüt. Şehit ettiği asker ve polis bir yana; halktan katlettiği (Kürtler dahil) binlerce insan var. PKK ile sürekli müzakere yapıldığı ve bunun direktifinin Erdoğan tarafından verildiği net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Cemaat dediğiniz hareket ise daha Erdoğan yokken bile var olan bir sosyal gerçeklik. Onlarca yıl içinde binlerce kere testten geçmiş, sivil, demokrat, barışçı kimliği ile dünyanın dört bir yanında hizmet etmiştir. Kıskanmaya, emeklerine göz dikmeye, yerine çakma oluşumlar ihdas etmeye gerek yok. Değer üretme mevzuunda kabızlıktan kurtulamayan bütün oluşumlar, var olan değerleri tüketmeye çalışır. Sonuç! Tabii ki hüsran.
Cemaat hakkında yapılan bütün irrasyonel tespitler, beyin yıkamaya yönelik yayınlar, aslında hizmeti daha geniş kitlelere ve uluslararası arenaya taşıyor. Korkutmaya yönelik gayretler de boşuna. Hizmet’e gönül veren hiçbir fert zulümden korkmaz. Anlaşılamayan şu: Bu korkusuz insanlar, dik duruşlarını şov olsun diye yapmıyor; verdikleri sınavın dünyada mükafatını da beklemiyor…
“Cemaat PKK’dan beter” lafı talihsiz bir tespittir. Toz-duman dağılınca, ölçüsü kaçmış bu tip sözler didik didik edilir; demokrasi ve hukuk platformunda herkes hesaba çekilir. Ve bütün ehli vicdan feryat eder: İnsaf yahu!

Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları














































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015