Ergun BABAHAN
Başbakan Erdoğan’ın, oğlu Bilal Erdoğan’a kadar gelip dayanan yolsuzluk soruşturmasını engellemek için mahkeme kararlarını hiçe sayması, emniyetin altını üstüne getirmesi, MİT’e ait olan TIR’ı aramak isteyen savcıyı sürmesi, kabul etmek gerekir ki, Silahlı Kuvvetler mensupları üzerinde şok etkisi yaratmıştır.
Bugüne kadar Başbakana ‘‘pezevenk’’ diyen generali koruyan, resmi belgelerde var olan JİTEM’i rahatlıkla inkâr eden, Meclise ifade vermeye gitmeyi red eden bir asker vardı. Gazeteleri onlar yönetiyor, dış politikaya onlar karar veriyordu.
12 Eylül referandumu ardından ortaya çıkan belgeler, Silahlı Kuvvetler ve Genelkurmay karargâhındaki duruşu silip attı. Askerin, sistem üzerinde kurulu vesayetini koruyabilmek için çocukluk hastalığı olan darbeye başvurmaya hazır olduğu ortaya çıkmıştı. Bu konudaki belgeler birer ikişer ortalığa saçılmaya başladı.
Çünkü o gün küresel sistem askerin emir-komuta zinciri içinde böyle bir müdahale yapmasına sıcak bakmıyordu. Avrupa Birliği katılım süreciyle demokratikleşecek Türkiye’nin askeri müdahalelerle yolu kesilsin, yol kazasına uğrasın istenmiyordu. Türkiye, İslam âleminin model ülkesi olarak seçilmişti.
Küresel sistem, askeri vesayeti tasfiye için AKP iktidarı ve devlet içinde örgütlü Cemaat mensuplarına destek verdi.
Ancak AKP’nin üçüncü dönemde yoldan çıkmaya başladığı, küresel sistemin kendisine verdiği rolü yerine getirmekten uzaklaştığı görüldü. İlk sıkıntı, ‘‘Beraber ıslandık yağan yağmurda’’ denilen Washington ziyaretinde ortaya çıktı. Obama yönetimi, Ankara’nın Suriye’deki köktendinci örgütlere yaptığı yardımdan rahatsızdı. Erdoğan’ın akşam yemeğinde Başkan Obama’ya karşı hiç de zarif olmayan tutumu diplomasi koridorlarında uzun zaman yankılandı.
Erdoğan, Mısır’da Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesi, Filistin’de Hamas yönetiminin varlığıyla cesaretlenmişti. Temel amacı, Nusayri Esad yönetimini Müslüman Kardeşler çizgisindeki bir hareketle değiştirmekti. Libya’daki yönetim değişikliğini yanlış okumanın bir sonucu olarak hemen ortaya çıktı.
Ama bölgede İran kadar köklü ilişkilere sahip değildi, Esad’ın arkasında bütün gücüyle duran Rusya ile rekabet edebilecek gücü de yoktu.
Planının bozulması Erdoğan’ın vücut kimyasını da bozdu, yanlışlar art arda gelmeye başladı. Suudi Arabistan ve Körfez emirlikleriyle kurulan iyi ilişkiler yerini soğuk rüzgârlara bıraktı. Avrupa Birliği aradaki mesafeyi açtı, Obama ise yaşadığı hayal kırıklığını dile getirmeye başladı.
Küresel sistem için rahatsız edici bir figür haline gelmişti Recep Tayyip Erdoğan.Yolsuzluk soruşturmalarını bu gözle okumakta fayda var.
Ancak yere gömülü lav silahlarıyla gazetecilerin karşısına çıkan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile kıyaslanamayacak bir avantajı vardı Erdoğan’ın:Devletin gücü onun eline geçmişti ve arkasında hala önemli bir halk desteği vardı.
O yüzden rahatlıkla kameraların karşısına çıkıp yolsuzlukları gözardı edip polislerin lahmacun yemesini, tespih sallamasını, savcıların sorgu odasında elini cebine sokmasını gündem maddesi yapabildi, en azından kendi tabanı açısından.
Başbuğ, ‘‘Boru bu boru’’ diye haykırdığında elinde ne devlet mekanizması, ne yönlendirebildiği güçlü bir medya kalmıştı.
Erdoğan şu anda ikisini de hâkim. Hem devlet mekanizmasını hallaç pamuğu gibi atabiliyor, hem de doğrudan kontrolündeki gazete ve televizyon kanalları ile kamuoyu algısını doğrudan etkileyebiliyor.
Ama bu tablonun küçük bir problemi var: 1908 darbesinden bu yana hoşlanmadıkları yönetime karşı eline silah almaktan çekinmeyen zabitler.
Murat Belge dün T24’ten Hazal Özvarış’la yaptığı röportajda bu tehlikeye dikkat çekmişti. Bakın Belge ne diyordu:
"Ben eminim, binbaşıdır, albaydır, şu an aralarında ‘Bunları bir şey yapıp devirmek lazım, yoksa memleket batacak’ diye konuşan subaylar mutlaka vardır. Bunların arasından bir adım daha atarak ‘O halde sen, ben ne yapalım’ diyenler de çıkar. Bir şey bildiğimden söylemiyorum bunları, tamamen sosyoloji çerçevesinde düşünerek yürüttüğüm ‘Bir kurum üç gün içinde ne kadar değişir’ sorusundan yola çıkarak konuşuyorum. 27 Mayıs’tan sonraki olaylarda bizim asker hiyerarşi içinde davranmayı seçmişti, ama 27 Mayıs hiyerarşiye de karşıydı. Çünkü üst rütbeliler siyasi iktidara karşı bir şey yapmayı düşünmüyorlardı. Şimdi tekrar 27 Mayıs’a dönüş olabilir. Böyle bir ihtimal ‘yok’ denilip, silinip atılacak şey değil.Endişe verici ölçüde benzerlikler var. Erdoğan'ın ordunun tümüne hakim olduğu yansılsamasına kapılmaması lazım.
2002’de seçim kazanıp geldiğinde dış dünyanın ‘Sakın ha ilişmeyin’ dediği bir ortam yaratmıştı Erdoğan, ama bu son birkaç yıldır, Orta Doğu’da yaptıkları ve Batı hakkındaki konuşmalarıyla onu sildi.’’
Türkiye’deki ortamı bu yorum ışığında okumak gerekir. Silahlı Kuvvetler’de görev yapan binbaşı, yarbay açısından bakıldığında, generallerini yargıya teslim eden, Kozmik Odası’nı yargıya açan bir komuta kademesiyle; Hatay’daki Tır’ını da, oğlunu da yargıya vermeyen bir başbakan görüntüsü var. Kendilerini Cumhuriyet’in gerçek sahibi görenler açısından kabul edilmesi, sindirilmesi kolay olmayan bir tablo da bu.
Yalçın Akdoğan’ın ‘‘Milli ordumuza kumpas kuruldu’’ yazısıyla başlayan darbe sanıklarını örtülü af girişimlerini bu gazı alma ve kışlaları rahatlatma çabası olarak okumak daha doğru olur. Görünen o ki, Ankara’da herkes genç subayların rahatsızlığının farkında…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2022
7.03.2022
1.03.2022
21.02.2022
28.01.2022
11.01.2022
6.01.2022
3.01.2022
25.11.2021
18.11.2021