Etyen MAHÇUPYAN
Ana meselemiz, kendisini daha kaliteli, bilgili ve değerli gören laik/modern merkezin demokratlaşmaya hazır olup olmadığıdır. İslami kesim yönetimde olduğuna göre asıl onların demokrat olup olmamasını kritik görenler olabilir. Ama dünyanın her yerinde demokrasi yönündeki her atılım, muhalefetin iktidardan daha demokrat olmasıyla mümkün olmuştur.
Türkiye’nin en temel sorunu, henüz toplum olunmadan millet olmaya çalışılması ve hayaldeki milletin referans alınarak toplumun kurgulanacağının sanılmasıdır. Ama ne toplum olunabildi ne de tek millet. AKP’nin iktidar dönemi bu trendin bitme ihtimalini ortaya çıkardı. Laik/dindar, Türk/Kürt, Sünni/Alevi ayrışmalarını aşan bir çoğulcu bütünlük hayali belki de ilk kez gerçekçi görülmeye ve istenmeye başlandı. Ancak böyle bir toplumsallaşma siyasetin de yeniden yapılanmasını ve demokratikleşmesini ifade ediyordu. Yani vesayetçi mantığın, hiyerarşik devlet/toplum ilişkisinin de değişmesi gerekmekteydi. Nitekim sosyal alandaki çoğulculuğun hem siyaset yelpazesini genişleterek ‘merkezi’ esneten, hem de melezleşme üreterek demokratik sahiplenmeyi artıran özellikleri var... Bunun anlamı, ‘toplum’ olunduğu takdirde bir daha eski siyaset yapısına dönmenizin pratik olarak imkânsızlaşmasıdır.
Dolayısıyla eğer eski yapıyı sürdürmek gibi bir kaygınız varsa, tabii ki toplum olmayı engellemeniz gerekir. Yani laik/dindar, Türk/Kürt, Sünni/Alevi ayrışmalarını canlı tutmak, tahrik etmek, olası yakınlaşmaları engellemek, kısacası sosyal alanı kutuplaştırmak peşinde olursunuz. Bu durum hükümeti de bir yol ayrımına getirecektir: Sosyal açıdan baktığında, hükümet toplum olmanın, kırılmaları aşmanın orta vadede kendi lehine olacağını bilir. Çünkü bunu becerebilen bir parti, giderek genişleyecek olan melezleşmeyi de temsil edecek ve çoğunluğu elde tutma imkânını artıracaktır. Ne var ki önümüzde kısa dönemde de seçimler var... Kutuplaşma belki iktidar partisinin oyunu artırmaz, ama kesinlikle tabanı tahkim eder ve kırılmalara bağlı olarak kendi cenahında ideolojik bir toparlanma yaratır. Örneğin Gezi olaylarının yarattığı kutuplaşmanın, AKP’li olmayan ama Gezi’nin siyasi anlamına tepki duyan birçok kişiyi ve belki de sağ tabanın önemli kısmını hükümete yaklaştırması şaşırtıcı olmaz. Bu epeyce çekici bir alternatif ve nitekim hükümet de tavrını buna göre belirlemiş gözüküyor.
Sonuç kutuplaşmanın daha da artması ve kaygı verecek şekilde sosyal dokuyu tahrip etmesidir. Yeşermekte olan her türlü ilişkisellik, dinleme ve anlama halleri giderek anlamını yitiriyor, herkesi kendi cemaatinin içine hapsediyor. Sosyal alanda melezleşmenin durması yanında, birbirine ve olaylara bakışta nesnellik azalıyor, mahalle baskısı artıyor ve genel anlamda bir entelektüel kayıp yaşanıyor. Hükümet çevresinin savunma ihtiyacı her şeyin önüne geçerken, hükümet karşıtlığı da bir koalisyon cephesi oluşturmakta. Ne var ki cepheleşmenin iktidara yararı muhtemelen söz konusu koalisyona olan yararından fazla. Bu durumda AKP dışında duran ve esas olarak ‘laik’ sıfatıyla toparlayabileceğimiz cephenin farklı bir siyaset geliştirmesi gerekiyor. AKP’nin cepheleşme gücünü kıran, kutuplaşmayı anlamsızlaştıran bir siyaset... Ama yine aynı noktaya dönüyoruz: Böyle bir siyaset demokratikleşmeyi ifade eder. Sadece hükümetin değil, bizzat devletin ve laik kesimi de içeren ‘merkezin’ demokratikleşmesini... Kısacası siyasi iktidarın demokratlaşmasını isteyip kendi kesiminizin aynı kalmasını hayal ettiğinizde, AKP’nin alternatifi olarak ancak bir tür ‘Ergenekon’ dünyası ürettiğinizde hiçbir şey beceremiyorsunuz.
Dolayısıyla ana meselemiz, kendisini daha kaliteli, bilgili ve değerli gören, esas niteliği itibarıyla laik/modern merkezin demokratlaşmaya hazır olup olmadığıdır. İslami kesimin demokratlığı ikincildir... Onlar yönetimde olduğuna göre asıl onların demokrat olup olmamasını kritik görenler olabilir. Ama dünyanın her yerinde demokrasi yönündeki her atılım, muhalefetin iktidardan daha demokrat olmasıyla mümkün olmuştur. Bu açıdan bakıldığında İslami kesimin demokratlıktan uzak olması, diğerlerinin işini kolaylaştıran bir avantaj olarak da görülmeli. Yapılması gereken, iktidarın kendi tabanı üzerinden etkilenmesine çalışılması, yani demokratik taleplerde bizzat AKP tabanını da yanına çekerek alternatif siyaset oluşturulması. Yapılmakta olan ise bunun tam tersi... Son olaylar laik/modern merkezin İslami kitleyi bir bütün olarak kaybetmesine, hasımlaştırmasına yol açtı. Gezi sonrasında laik/modern kesimin daha da yalnızlaştığını ve yurtdışından medet aramak zorunda kaldığını görmekte yarar var. Bu ise onları demokrasi talebini klişeleştiren ‘darbeciler’ konumuna soktu. Yaklaşan seçimler ve Mısır’da yaşananlar veri alındığında bu durumun değişme şansı pek yok. Muhalefetin tek makro siyaseti Türkiye’yi Mısır yapmaktan ibaret. Bu ise, eğer samimi olacaksak, bir tür zavallılıktan başka bir şey değil...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024