Ferhat KENTEL
Bugünlerde Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de olup bitenler hakkında yazmamak mümkün değil... Çünkü bir parça kalbi olup da oraları düşünmemek mümkün değil...
Düşünsenize, bodrum katlarında insanlar inleyerek, acı çekerek, yavaş yavaş, teker teker ve sonra tekrar hızla, yoğun bombardıman altında topluca ölüyorlar!
O insanlar kim olursa olsun, eğer onların bulunduğu “yer” devlete ait bir yer ise, ve devlet gerçekten ortalama olarak hayal edilebilecek bir devlet ise; o devlet o insanların bu kadar insafsızca ölmesine izin veremez...
Yok, eğer devlet bir cemaatin, cemaatleşmiş bir yapının, bir takımın devletiyse, soğukkanlılığını kaybetmiş, stat etrafında birbirine giren futbol taraftarları gibi davranıyorsa, hâlâ başka yerlerdeki birilerinin “devleti” olmaya devam eder ama “o yerdekilerin” devleti biraz zor olur...
Kaldı ki, cehenneme dönen Kürt coğrafyasından gelen haberler, yıllardır olup biteni, şimdiye kadar ortaya çıkan tespitleri bir kere daha doğruluyor... Said Sefa’nın kelimeleriyle söylersek, “Bir çok Kürt örgüte öfke duyuyor ama devletten de nefret ediyor”!
AKP hükümeti bu nefreti, bölgede kaymakamlıklar aracılığıyla yaptığı yardımlarla dindirebilir mi? Kendi Kürdünü yaratabilir mi? Mesela Çeçenistan’da Grozni’yi yerle bir eden Putin’in yaptığı gibi, Kadirov türünden bir yerel kukla bulup, bölgeyi “kalkındırırken”, bir parça da tanıdık müteahhitlere “hizmet etme” fırsatı tanıyarak, meseleyi halleder mi? Bunu öngörmek kolay değil...
Ama AKP’nin vatandaşa “şefkat” gösterisinin yanısıra, derin devletin ne valiyi, ne de başbakanı takan hal ve hareketlerinde, nefreti sürekli kılmayı hesaplayan sanki başka bir plan var... Bu plan da öyle “vatan-millet-sakarya” retorikleri ile pek uyumlu değil...
İnsanların hayatlarını, şimdiki ve gelecek zamanlarını yok eden; travmayla büyüyen çocuklara yeni travmatik nesiller ekleyen “büyük meseleler” çağındayız.
İnsanlığımızın, şefkatimizin, hüznümüzün, heyecanlarımızın, insan yerine konma arzumuzun, adalet içinde yaşama ve kendimizi özgürce anlatabilme çabalarımızın dünyası olan “gündelik hayatımızı” “büyük meseleler” ezip geçiyor. “Beka”, “ulus”, “Türkiye üzerine oynanan oyunlar”, “ulusal kurtuluş”, “terör” vb. gibi büyük laflar gerçekten ne kadarsahici?
Bütün bu büyük lafların anlamsız olduğunu söylemiyorum ama taşıdığı anlamları fersah fersah aşan sembolik önemler yükleniyorlar.
Kimlikte içerik değil, işaret yeter
Kendine güveni iyice yerlerde sürünen bir toplum, başkalarına hiç güvenmiyor. Sadece en dışarıda görünen din mensuplarına, dinsizlere falan değil, rakip parti insanlarına bile tahammül edemiyor. Yani her türlü cemaati kuruyor ve içine saklanıyor, farklı görünen cemaatlerden sakınıp...
Bu cemaatin içeriği çok önemli değil.. Öyle olsaydı, birbirlerine çok yakın dindar gruplar veya etnik gruplar ya da hatta komşu kentlerin sakinleri bu kadar nefret etmezlerdi birbirlerinden...
Yani kimliğin içeriği önemli değil...Verdiği işaret, sağa sola yaydığı görüntü ya da kimliğin bir nevi icrası olarak performansı yeter...
Mesela “başörtülü”ya da başörtüsüz olmak yetebilir... AK Parti ya da Akepe; Pekeke ya da Pekaka demek; sünnetli olmak, sarkık bıyıklı, Alevi bıyıklı ya da sünnet bıyıklı olmak yeter... Bakkaldan içeri girerken “selamün aleyküm” ya da “günaydın” demek yeter...
Çok Müslümanca ya da Atatürk’ün vaaz ettiği gibi yaşamasanız da olur...
Yani adımızın “Müslüman” olması; “Türk” ya da “Kürt”; “Çorumlu” ya da “Bayburtlu” olması yeter... Ahlaklı olmanıza gerek yoktur yani...
Bu tür korku, güvensizlik ve travma hallerinde karşılaştığımız diğer insanlar hep risktir.
Ve devlet en temel ideolojik aygıtlarıyla bunu tepe tepe üretiyor. Geçtiğimiz Cuma hutbesinde mesela... Devlet, Diyanet vasıtasıyla camiye postallarla bir kere daha giriyor... “Soydaşlarımız Bayırbucak Türkmenlerinin” yaşadığı felaketlerden ve “şehit ailelerinin” acısındanbahsediyor ve cami çıkışında “boş geçmeyelim, yardım yapalım” derken; bu gerçek acılara Güneydoğu’da evleri tank mermileri ve roketlerle delik deşik olmuş bu vatanın insanları“Kürt kardeşlerimizin” acısı eklenemiyor... Acılarından bahsetmek bir yana; “soydaşımız Kürt kardeşimizin” adı bile geçmiyor...
Devletin kolay propagandası devrede...
Allah’ın evinde, hadi tüm insanlığı geçtik, en azından “ümmete” hitabedilecek bir yerde, ulus-devletin propagandası yapılıyor... Tam da Allah’ın adıyla korkutarak adeta.. Burada cami cemaatinin aldığı endoktrinasyon ne olabilir sizce? Minberdeki hatip, Ankara’dan eline verilen metinle Allah ve devleti yanyana koyup, adeta özdeşleştirip anlatıyor... Alabildiğine oportünistçe, bir o kadar da zavallıca...
İki rekat arasında cep telefonundan (Arınç’ın tabiriyle) “cırt cırt mesaj atan”memleketimin ortalama Müslümanı ya da camiden çıkıp, statta küfrü basan, delikanlılıkta mangalda kül bırakmayan, “çalıyor ama besmeleyle çalıyor” diyen adamı ikna etmek için devletin dillerinde yeterli ve gerekli laf kümesi var zaten: vatan-millet-din-para vs..
Dip not: CHP’li milletvekili Aylin Nazlıaka,Atatürk resmini indirmiş ya da resminin indirilmesinde rol oynamış ya da indirilirken ses çıkarmamış olduğu ya da dünyanın çok daha ciddi,yani komik olmayan bir nedeniyle partisinden ihraç edilmiş...
Bu gidişle CHP, gerçekten ciddi bir alternatif olmaya devam ediyor demektir! AKP’liler acayip korkuyordur şimdi!
FERHAT KENTEL / HABERDAR
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları






































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020