Ferhat KENTEL
2010’dan bu yana doğru gelirken, memlekette olup bitenlere baktıkça, hayal kırıklıklarının epey ötesinde bir merhalede gibiyiz… Katiyen “çok korkunç”, “en kötü” gibi bir şeyden bahsetmiyorum; sanki gayri ciddi bir hava var ortalıkta ya da bir laboratuvarda gibiyiz adeta…
Sanki bir büyük akıl ya da el ele vermiş birkaç tane üst akıl Türkiye üzerinde bir deney yapıyorlar: “Bir toplum bir takım otoriter / totaliter uygulamalara ne kadar dayanır?” başlıklı bir test yapıyorlar. Bir takım büyük ağabeyler “hadi şunu da yapalım” diyorlar ve yapıyorlar; sonra “bir de bunu deneyelim” diyorlar ve deniyorlar…
“Şunu da söyleyelim bakalım ne olacak?” diyorlar mesela ve olacakları izliyorlar… Mesela referandum sunuyorlar. Her ne kadar insanları iki şıkka mahkûm eden berbat bir yöntem olsa da, “gayet mantıklı” bir şeklide ve işin tabiatına uygun olarak, topluma “evet veya hayır diyeceksiniz” diyorlar…
Ama ilginçtir; kendi sundukları referandumun şıklarından birini savunmanın “terörizm” falan olduğunu iddia edebiliyorlar mesela… Testin bu aşamasına dair bloknotlarına ne türden notlar aldıklarını bilmiyoruz tabii…
Ama sanırım en sonuncu KHK’dan sonra, testin önemli bir aşamasına gelinmiş olması lazım… Bu aşamada ölçümler daha hassastır muhtemelen… Çünkü öyle görünüyor ki, birçok insanın yanı sıra Cihangir İslam gibi 15 Temmuz akşamı darbecilerin tanklarının karşısına dikilmiş bir adamın bile işten atılması şimdiye kadar muhtemelen ne diyeceklerini, nasıl diyeceklerini bilemeyen birçok dindar insanı da bir şeyler söylemeye itti.
Cihangir İslam özel bir insan… Şimdiye kadar çeşitli darbeci zihniyetlerin hışmına uğrayıp ve tabii ki 28 Şubatçıların marifetiyle üç kere işte atılan, Mazlumder saflarında köken, aidiyet farkı aramadan insan haklarının peşinde koşan, derya gibi ve bir o kadar da mütevazı bir Müslüman lider Aliya İzzetbegoviç’i kendisine örnek almaya çalışan bir insan…
Bundan sonra ne kadar devam eder, bilinmez ama bütün bu deney-test oyununda iki taraf inşa ediliyor ve totaliter olanın toplumu ne kadar kuşatacağına bakılıyor.
Ama bu oyun bir “evet-hayır” oyunu değil…
Bu oyunun bir tarafında Ömer Faruk Gergerlioğlu, Cihangir İslam gibi insanlar var; her dönemde adaleti savunmaya çalışan, kendi mahallesi ya da başka mahalle ayrımı yapmadan doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen insanlar…
Diğer yanda da şunlar var:
Her devrin darbecileri, her devrin iktidarına yanaşmayı becerenler… 28 Şubat’ta önce başörtünün rantını yiyen, sonrasında 28 Şubat’ta üniversite nizamiyesinde başörtülü insan avlayanlar var…
Ya da yıllar boyunca Atatürkçülüğün rantını yiyip, o dönemlerde kampüslerde başörtülü insan kovaladıktan sonra, bugün yani zaman değişince, yeni ekonomik politik sınıfın yanında saf tutmayı beceren ve KHK’larda ayıklama işini yapanlar var mesela…
Yani sadece güçlülerin doğru dediklerine doğru, yanlış dediklerine yanlış diyenler…
Bu gerilimler, kutuplaşmalar, her ne kadar eski rejim – yeni rejim, eski Türkiye – yeni Türkiye gibi söylemler altında gerçekleşse de, olup biten her şey eskiden de olduğu gibi gücün etrafında saf tutanlarla dışında kalanlar arasında gerçekleşiyor. Yani dini, imanı, ideolojisi ne olursa olsun mesele sadece bir güç ilişkisi ya da iktidar meselesi.
Fakat görünenin altındaki güç ilişkileri meselesi de belki sadece bir ara duraktır…
Belki de bir katman kaldırdığımızda görünür olan, ulusal ölçekte bu güç ilişkileri düzeyini fokurdatan çok daha derin dinamikler vardır…
Belki bizim yöneticilerimiz bütün kararları kendilerinin aldıklarını düşünüyor olabilirler. Ama olup bitenlerin anlamı çok daha başka ve bütün “güçlü” görünümlerinin, görünme arzularının tersine, çok güçsüzdürler belki. Onlar sadece bilerek veya bilmeyerek zamanın ve küresel güç ilişkilerinin ortaya koyduğu bir senaryoda kendilerine düşen rolü oynuyor olabilirler. Aslına bakılırsa, belki de çok zayıflar… Bu yüzden, kendilerinden daha güçlü aktörlerin değişen hesaplarına uygun olarak, bir o tarafa, bir bu tarafa salınıp duruyorlardır; bir zaman söylediklerini, bir zaman sonra yutuyorlar ve zamana uygun olarak söylemeleri gereken yeni şeyleri söylüyorlardır.
Bana öyle geliyor ki, güzel ve yalnız ülkemiz de dâhil olmak üzere, bütün dünyada zayıf, amatör, idealist insanların ya da adalet peşinde koşanların çok güçlü olmayan seslerinin dışında çok daha sağlam bir damar her tarafa sirayet ediyor.
Paranın damarı… Para kazanmanın, çıkarın, kârın, yeni pazarlar açmanın damarı… “Keşfet!”, “yarat!”, “innovasyon!”, “prezantabilite” ve daha başka binlerce çok seksi, çok cazip kelimelerle süslenmiş, “kişisel başarı” üzerine kurulmuş bir dünyayı inşa eden bir damar bu…
En kolay yoldan zengin olmayı mutlaklaştıran, bu yüzden çok “rasyonel” ve gene bu yüzden çok ruhsuz, fakat taş gibi güçlü bu damarı sürekli kılabilmek için, bu ruhsuzluğu örtebilecek çok sağlam bir başka damarı daha inşa etmek gerekiyor.
Bütün ideolojik bağlanmaları teke indirebilecek ve bu “tek” olanı bütüne yayabilecek, totalize edebilecek “ruhumsu” bir damar…
Ferhat Kentel
(IMP News)
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020