Galip DALAY
İngilizce’de MENA olarak ifade edilen Ortadoğu-Kuzey Afrika bölgesini bu iki bileşenden ziyade Mağrib, Maşrik ve Körfez olarak ayrıştırmak daha anlamlı bir resim ortaya çıkarır. Kültürel ve sosyo-ekonomik gelişmişlik, siyasal tarih deneyimi, mezhebi-etnik kimlik unsurlarını dikkate aldığımızda bu şekildeki bir kategorizasyon içerisinde yer alan ülkeler birbirlerine daha yakın özelliklere sahip oldukları için böylesi bir sınıflandırma daha iyi bir bölgesel okuma yapmamıza zemin hazırlar. Tabii ki her alt ünitede istisnai örnekler bulmak mümkün. Yemen ve Libya örneklerinin gösterdiği gibi...
Kriz ve kaosla anılan bölgede Körfez göreceli istikrarı temsil ediyordu. Eğer Körfez de bölgesel krizin yeni bir merkez üssüne dönüşürse, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da post-kriz döneme geçişi on yıllar sürecek bir süre için ertelemek durumunda kalırız. Bu durum Türkiye’nin çıkarlarına da bölgesel projeksiyonunu da zarar verir. İran’ın aksine Türkiye’nin çıkarları bölgesel istikrar ve düzenden geçiyor. Çünkü milis güçler ile mezhepçi bir ideolojiden ziyade bölgeye daha fazla ticari ürünler ihraç etmek durumunda olan bir ülke Türkiye.
Bu mantığın bir devamı olarak, Türkiye bu meselenin iki kamp arasındaki bir sürece dönüşmesini önlemeye yönelik bir mesai harcamalıdır. Eğer, bu mesele Türkiye-Katar’la çekirdeğinde Suudi Arabistan - Birleşik Arap Emirlikleri’nin olduğu iki kamp arasındaki mücadeleye dönüşürse bu bölgenin daha fazla fragmentasyona ve daha rahat penetrasyona uğramasına zemin hazırlar. Yukarıda ifade ettiğim üzere böylesi bir resimde ise kaos, kriz ve rekabet ortamlarını yönetmede bölgenin en mahir devleti olan İran buradan çok ciddi kazançlı çıkar.
Tabii ki buradaki hassas dengeyi tutturmanın kolay olmayacağı herkesin malumü. Türkiye’nin Katar’a sunduğu desteğin Suudi Arabistan karşıtı bir siyasete dönüşmemesi gerektiğini birçok analist dile getiriyor. Hatta bu krizin Türkiye’ye yeni bir jeopolitik konumlanma için bir fırsat kapısı açtığı da dile getiriliyor. Bu kısmi ölçüde doğru bir okuma. Mısır darbesi ve Suriye krizinde bir kampın parçası olarak hareket etmek durumunda kalan Türkiye, bu krizde arabuluculuk çalışmalarıyla veya izleyeceği denge siyasetiyle bu kampların ötesine geçerek jeopolitik olarak kendisini farklı bir şekilde konumlandırabilir. Bu siyaseten tercih edilebilir ve teorik olarak makul bir öneri ve okuma gibi duruyor. Fakat asıl güçlük veya maharet de tam da bu dengenin nasıl kurulacağından yatıyor.
Katar’a abluka uygulayan ülkelerin Katar şahsında bir pozisyonu cezalandırmaya çalıştığını dikkate alacak olursak, bu pozisyonu paylaşan Türkiye’nin bu yeni konumlamayla bölgesel politikada daha etkin bir rol üstlenmesine de rıza göstermeyeceklerini öngörebiliriz.
Buna rağmen, Türkiye, bu krizin kamplar arası bir mücadeleye dönüşmemesi için azami derecede ihtimam göstermelidir. Hatta, Katar’a yaptırım uygulayan ülkelere bir blok muamelesi yapmaktan kaçınmalı ve özellikle de Suudi Arabistan’la Birleşik Arap Emirliklerini birbirlerinden ayrıştıran bir dil kullanmalı. Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik daha güçlü bir dil kullanırken Suudi Arabistan’ı gözeten bir söyleme başvurmalıdır. Türkiye, özellikle Suudi Arabistan’a bu sürecin ve Katar’dan talep edilen maddelerin bölgede İran ve İsrail’e yarayacağını ısrarla belirtmelidir. İsrail konusu Suudi Arabistan’a hitap edecek bir mesele değil. Uzun bir suredir Müslüman Kardeşler ve Hamas başta olmak üzere İslamcı hareketler ile İran karşıtlığı her iki devlet arasında yeni bir ortaklığın zeminini hazırlamıştı.
Buna paralel olarak, Filistin meselesinin bölgesel siyasetteki konumunda bir dönüşüm yaşanıyor. Arap Baharı’nın bir kimlikler mücadelesine dönüşmesinden sonra bölgede Filistin meselesi pan-Arap bir meseleden çıkıp gittikçe bir kampın içerisine yerleştiriliyor. Buradan da hem bu mesele hem de mevzubahis kamp İslamcı parantezine hapsedilip mahkum ediliyor. Bu meselenin bu şekilde konumlandırılması Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan için Batı’da İsrail yanlısı lobilerle yeni ittifaklar geliştirebilmek için işlevsel bir şekilde kullanılıyor. BAE’nin Washington’daki Büyükelçisinin İsrail yanlısı düşünce kuruluşu Foundation for Defense of Democracies yetkilileriyle yazışmaları bu durumu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Zaten epey süredir İsrail Ortadoğu’da Arap monarşileriyle Filistin meselesine dokunmadan bir normalleşme yaşıyor. Körfez krizinin derinleşmesi bu süreci daha da derinleştirip hızlandırır.
Körfez’deki yarılmanın yanısıra, Katar’ın hem Hamas hem de Müslüman Kardeşler konusunda baskıya maruz kalması İran’a Filistin meselesinde yeni imkan alanları sunuyor. Arap Baharı’nın Suriye ulaşması üzerine bölgesel değişimi destekleyen ülkeler Hamas’ı Şam’dan çıkıp Doha’ya yerleşmesi için ikna ettiler. Bu durum haliyle İran-Şam-Hizbullah ekseninin Hamas üzerindeki etkisini ve İran’ın Filistin meselesini kullanma imkanlarını azalttı. Hamas’ın bu hareketi İran’ın bölgede direniş hattının liderliğini yaptığı argümanı üzerinde devşirdiği sempati ve meşruiyetin de azalmasına yol açtı. Çünkü Filistin meselesi olmadan direniş hattı söylemi büyük oranda anlamını yitiriyor. Bu aşamada, bölge artık İran’ı Filistin meselesine verdiği destek, İsrail-ABD karşıtı söylemi yani ‘direniş hattı’ konumlanması üzerinden değil de Suriye’de Esad rejimine ve onun katliamlarına verdiği destek üzerinden okumaya başladı.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.09.2025
9.12.2021
11.02.2020
3.02.2020
28.01.2020
20.01.2020
13.01.2020
6.01.2020
31.12.2019
24.12.2019