Gürbüz ÖZALTINLI
Nisan ayının başlarıydı. Her zaman bahçe kapımın önünde tüneyen tekirlere mama vermek için çıktığımda, ikisi de ortalarda yoktu. Oysa hiçbir yere gitmezler. Kedi nasıl çağrılırsa öyle çağırdım onları. Bahçenin uzak köşesinden fırtına gibi bir golden koptu geldi. Üstümü başımı batırması on saniye sürmedi. Köpek güler mi demeyin, bu golden açık seçik gülüyordu. Zıplaya hoplaya eve girdi. Koltuğa kurulup gözlerini bana dikti. İşte her şey böyle başladı.
Biraz sonra kapıcı Selahattin geldi. Şahane kapı komşumdur Selo. Sabah saat on birde, bir golden’a sahip çıkacak kadar cesaretlendirecek şarabı çoktan gövdeye indirmişti. “Bakarız değil mi abi” dedi.“Yazık, sahibi taşınırken bırakıp gitti bunu.” İçine bir melek kaçtığından şüphelendiğim bu tatlı alkoliği her hafta merdivenlerden toplayan ben olmasam ortaklık teklifini ciddiye alabilirdim.
Kedilere de köpeklere de bayılırım. Onlar hakkında, mukayeseli üstünlük konuşmalarını reddederim. İlke meselesi.
Kedilerle dostluk kurmak için tembel bir erkek olmak yeter. Fakat, köpeklerle arkadaşlık, “anne”likle tanıştırır insanı. Benim gibi bir gezginin canına okur bu sorumluluk.
Bütün bunları bilmek bir işe yaramadı. Artık “Kırık” benimle yaşıyor. Onun kırık kalbi, benim yanımda, gittiğim her yere gidiyor.
İlk sahibi, belli ki onu bir oyuncak gibi görmüş. Kırık, yemek vermeden önce çağırıp “otur” komutunu verdiğinizde derhal oturuyor ve gözü mama tutan elinizde hemen bir elini kaldırıyor. Önce, bu maskaralığı bitirmem gerekir diye düşündüm. Çağırınca gelsin; ama oturup bir elini kaldırması niye? Fakat insan kendi gölgeli yerleriyle işte böyle tanışıyor. Muhtemelen çevre ilgisi için tasarlanmış bu gösteriyi bir yandan küçümserken, diğer yandan benim de içimi okşadığını fark ettim. Baktım ben de“Kırık”a elimi uzatıyorum. Sanırım Kırık’tan önce kendimi eğitmeliyim.
Kırık veterinere göre bir yaşını biraz aşmış. Eski ismi “Lady”ymiş. Lady, yeni eve taşınması uygun görülmeyen bir eşya gibi Selo’ya bırakılmış. Eski eşyalarımızı kapıcılara, temizlikçilere vermez miyiz? Ne var bunda? Ben ona isim verme yetkisini eski sahibinin hiç hak etmediğini düşündüm. Hem, “Lady”nedir yani. Tam da, şımartılmış çocuklarının her hevesinde bir boncuk bulan orta sınıf ailelerin“yaratıcılığı” değilse. Gerçi benim “Kırık” ismini de uygun bulana pek rastlamadım bugüne kadar.
Kırık, tanıdığım birçok golden’ın tersine başını okşatmaktan pek haz etmiyor. Evde kapalı kalmak ya da yanınızda bağlı oturmak hiç ona göre değil. Başına buyruk bir hayvan o. Sıkıldığı zaman yaptığı konuşmaları duymanızı çok isterdim.
Başka köpeklerle nefesi kesilene kadar oynamaya bayılıyor. Kendi türünü gördüğü zaman zaptetmek imkânsız gibi. Fakat, eğer diğer köpek oyun oynamak yerine hırçınlık yapıyor havlıyorsa, onu yok sayıyor. Korkmuyor, gerçekten görmezden geliyor.
Köpek sorumluluğu “annelik”tir demem boşuna değil. Kırık, geldiğini izleyen haftada olağanüstü tüy dökmeye başladı. Önce aldırış etmedim. Sabah akşam elektrik süpürgesi sesiyle apartmanı inletmeye başladım. Derken yağmurlar başladı. Bahçeye çıkmasına izin vermemeyi denedim. Olmadı. Günde beş altı defa bahçe kapısından kucaklayıp küvete taşıdım, yıkadım kuruladım. Haftada bir de kokmasın diye şampuanlı, saç kurutma makineli yıkanma- kurulanma seanslarımız var. Tam bir saat sürüyor.
Tekneye alıp yola çıkınca tüyleriyle baş edemeyeceğim anlaşıldı. Kuşadası’nda tanımadığım bir veterinere tıraş ettirdim. Anestezi yapmak zorunda kaldılar. Kırık derhal ishal oldu. Pythagorio’da herkesin yayıla yayıla oturduğu tavernaların önünde kendi çevresinde dönerek fıskiye gibi kaka püskürtmeye başlayınca ne yapacağımı şaşırdım. Parklarda dolaşırken naylon torbayla arkasından topladığım “normal kakasını” özlediğimi söylersem şaşırmayın. Derhal ilaç tedavisine başladık. Bu sefer de ilaç alerjisi oldu. Her tarafı kızardı. İnsan kendini nasıl suçlu hissediyor anlatamam. Bütün annelerin neden “suçlu” olduğunu iyi anlıyorsunuz.
İki ay oldu; ama hâlâ bir yere giderken su kabını unutuyorum, ya da kaka torbasını almıyorum.
Onu bırakın; söylemeye utanıyorum ama neredeyse bir iskeleden onu almayı unutup ayrılacaktım.
Bu yolculukta bize, çok sevdiğim ama İstanbul’a taşınıp iki de çocuk sahibi olmalarından sonra sık görüşemediğim bir çift de eşlik etti bir süre. Özlem iyi bir bankacı ve müthiş bir anne. 14 aylık Ayda’sından ilk kez ayrılıyor. Uğraşa didine 15 günlük izin aldı işyerinden. Yelkenli yolculuğunu ikisinin de aylardır heyecanla beklediklerini kocası Gökhan’dan biliyorum. Fakat onu, bu yolculukta bir haftadan bir saat fazla tutabilmek mümkün olamadı. Annesine emanet ettiği iki çocuğunu her gün telefonla arayıp, giderek azalan sayılarda “yatacaksınız kalkacaksınız, yatacaksınız kalkacaksınız, sonra biz geleceğiz” konuşmaları yaparken gözleri doluyordu. Kırık hastalandığında, hayatında ilk kez bir köpeğe dokunduğunu öğrendim. Ona gösterdiği şefkat karşısında Kırık’ın “sahibi” olarak ezilmemek mümkün değildi.
Bir erkekten tam bir anne çıkmaz. Hep eksik kalır.
Bir anneden, elini süremediği bir köpeğe adanmış bir sahip çıkabilir.
Bu bize, tabiatın mı yoksa ayrımcılığın dik âlâsını yaratmış insanlık tarihinin mi bir oyunu, bunu bilmiyorum.
Ülkemin bütün kadınlarına sabır ve metanet diliyorum.
Onların hayatlarının üzerindeki otorite heveslilerine de karşı kıyıdan sesleniyorum:
Kadınların hayatlarına el atmadan önce, kendi çocuklarınıza ömrünüzde ne kadar zaman ayırdığınızı dürüstçe düşünün.
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023