Hilâl KAPLAN
Okullarda kılık kıyafet yönetmeliğinde yapılan değişikliğin tartışma yarattığı alanlardan birisi de İmam Hatip Lisesine giden kız öğrencilerin dilerlerse tüm derslerde başlarını örtmelerine ve diğer okullarda da Kur'an dersini seçmiş öğrencilerin başını örtmesine imkân sağlamasıydı. Buradaki en çarpıcı etkiyi, devlet okullarındaki kız öğrencilerin, bir ders çerçevesinde de olsa, başlarını örtmelerine izin veren değişiklikti. Bunu bir kısım seküler "türban, okullara giriyor" feveranıyla; diğer bir kısım Müslümansa "başörtüsü, yine yasaklanıyor" feveranıyla karşıladı. İki yaklaşıma da katılmayan ve mezkûr değişikliğin gerektirdiği cesaret dolayısıyla hükümeti kutlayan birisi olarak önceki yazımda dile getirdiklerimin yanı sıra diğer sebeplerimi de izah edeyim.
Liberalinden solcusuna kendisine demokrat diyen tüm aydınlar, devletin kendini ideolojik manada askıya alarak farklı görüş, ideoloji ve inanç biçimlerinin birbirine müdahale etmeden birlikte yaşamasına olanak sağlamasını savunurlar. "Tarafsız devlet" olarak bilinen bu anlayışa göre devlet aynı zamanda hiçbir "iyi yaşam" formunu da önceleyemez ve savunamaz. Fakat ne hikmettir ki sol/liberal entelektüellerimiz, mesele başörtüsü olunca devleti göreve çağıran birer vazife insanına dönüşüyorlar. Çünkü başörtüsü ve onun simgelediği hayat tarzı, kendilerinin "iyi hayat" anlayışına uymuyor ve bu sebeple söz konusu hayat tarzını sürenlerin yaşam alanlarına devletin müdahalesini meşru görebiliyorlar.
Sanırım bu yüzden bir kızın başı açık yaşamaya devam etmesi sorgulanmaz, hatta sorgulanması abes kabul edilir. Başı açık kızın, "başı açıklığı" üzerindeki aile otoritesinin sınırları da sorgulanmaz. Başı açık olmaya kaç yaşında karar verdiği de sorgulanmaz. Fakat başı örtülü kızın kaç yaşında örtünmesi gerektiği sorgulanır, sorgulanmalıdır. Onun üzerindeki aile otoritesi sorgulanmalıdır. Sorgulanması da yetmez, yok sayılmalıdır. Onun tercihlerine yaş sınırı konabilir; hatta dediğim gibi bazı 'demokratlar' utanmadan devleti göreve de çağırabilir. Bu hakkaniyetsiz ve çelişkili bakış, "başörtülüler" diye adlandırılan grubun her zaman ve her şartta, "başı açıklar" diye nitelenen gruba nispetle anormal, patolojik, gayri meşru görülmesinin sonucudur.
Mahremiyetin tesisi hem bireyselliğin hem de toplumsallığın kurucu koşullarındandır. Üstelik hiç kimse, mahremiyetinin sınırlarını kendi özgür iradesiyle belirlemez. Bizim için bunu ya toplumsal kurallar ve/veya devletin öngördüğü düzenlemeler ya da din yapar. Örneğin hiçbir kadın özgür iradesiyle istese bile göğüslerini açarak sokağa çıkamaz. Ya da bir erkek, işyerine şortla gidemez. Çünkü bu toplumsal-siyasal kurumların bizim için belirlediği mahremiyet sınırlarının ihlali anlamına gelir. Bu minvalde kadın-erkek, inanan-inanmayan herkes belli iktidar modaliteleri tarafından öngörülen zımni ya da yazılı mahremiyet sınırlarına riayet eder.
Ancak konulan mahremiyet sınırları, mahremiyeti tesis etmeye yöneliktir; ihlal etmeye değil. Başörtüsü yasağındaysa, bunun tam tersi gerçekleşmiştir. Okul, hastane, belediye binası gibi ortak ve kamusal yaşam alanlarında mahremiyeti ihlal etmeye yönelik bir kural getirilmiştir. Başörtülü kadınlara başlarını açmaları emredilerek mahremiyetleri hiçe sayılmıştır. Başı açık bir kadına, vücudunun istemediği bir bölgesini zorla açtırmaktan hiçbir farkı olmayan bu uygulama, mahremiyeti ihlal etmediği sürece diğer kılık kıyafet uygulamalarıyla eşitlenemez, aynı simetride değerlendirilemez. Bu bağlamda nasıl ki işyerlerinde şort giyilmesi idare tarafından yasaklanabiliyorsa, okullarda da şort giyilmesinin yasaklanmasının abes bir yanı yoktur. Devletin, okul alanı içindeki mahremiyeti bacakların dize kadar örtülmesi olarak belirlemesi mahremiyetin ihlali değil, tesisidir. Başörtüsü takılmasının yasaklanmasıysa mahremiyetin tesisi değil, ihlalidir. Hem bireyselliğin hem de toplumsallığın kurucu şartına aykırıdır.
Üstelik kılık kıyafetimizi düzenleyen mahremiyet sınırları, en başta bize ailemiz tarafından öğretilir. Dolayısıyla, nasıl ki seküler ve/veya inanmayan bir ailenin kendi toplumsal mahremiyet anlayışı çerçevesinde çocuğuna, vücudunun belli kısımlarını örtmesini salık vererek, bunu öğreterek ve bunun kendisi için daha iyi olacağını aşılayarak yetiştirmeye hakkı varsa; aynı şekilde Müslüman bir ailenin de belli yaştan sonra çocuklarına İslamî mahremiyet anlayışından bahsetmeye, onları bu doğrultuda teşvik etmeye hakkı vardır. Fakat başörtüsü, bireyin mahremiyetini tesis etmesinin minvallerinden biri olarak değil de Müslüman öznelliğinin patolojik bir getirisi olarak görüldüğünden, bir kısım entelektüel de devleti göreve çağırıp başörtülü olmaya 18 yaş sınırı getirerek patolojik başörtülüleri ağaç daha yaşken "tedavi" etmeye ve "normalleştirmeye" çalışmaya devam ediyorlar.
Neyse ki, göreve çağrılan devlet, bir süredir Ak Parti hükümetine tekabül ediyor. Bu da Müslüman dostlarımıza bir eleştiri olsun. Mevzubahis yönetmelik sayesinde, devlet okulu içinde başörtüsü takmak normalleştiriliyor. Dolayısıyla bu değişiklikten çıkartılan eleştiri biçiminin "Ak Parti=12 Eylül rejimi" olması hakkaniyetten uzaktır. Evet, hükümete kategorik muhalefet bugünlerde oldukça cazip ama bir de iki taraftan gelen eleştiriler sebebiyle bu değişikliğin geri alındığını düşünün. Sizce iyi bir iş mi yapmış olacaksınız? Madem "ya hep, ya hiç" tarzı maksimalist bir muhalefet öngörüyorsunuz, neden seçmeli Kürtçe ders uygulamasını anadilde eğitim olmadığı için yerden yere vurmadınız da "yetmez ama evet" dediniz? Üstelik o reform geçirilirken "anadilde eğitime karşıyız" diyen bir hükümet vardı. Lâkin başörtüsü meselesinde hükümetin böyle bir kırmızı çizgisi olmadığı da biliyoruz.
Muhalefet etmek, daha fazlasını istemek haktır. Ancak muhalefet etmek adil bakmaya engel olmamalıdır. Ve adaleti tesise vesile olmak isteyen bir muhalefet, bu değişikliğe daha çok sahip çıkmalıydı; en azından laikçilerle farklı frekanstan da olsa aynı sesi çıkarmamalıydı diye düşünüyorum.
Kaynak:Yeni Şafak
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2019
27.05.2019
6.05.2019
1.05.2019
29.04.2019
24.04.2019
16.04.2019
15.04.2019
12.04.2019
8.02.2019