Hüseyin ÇAKIR
Ekim 1917’de Rusya’da dünyayı sarsan bir devrim oldu. Marx ve Engels’in tarih-toplum teorileri onların beklemedikleri sosyal-sınıfsal yapıya sahip Rusya’da patlak verdi.
Tarihin cilvesine bakın ki 7-8 Kasımda patlak veren (Rusya’nın o zamanki takvime göre 25 Ekim) devrimle kurulan sosyalizm 72 yıl sonra 9 Kasım 1989’da çözüldü veya çöktü.
Ne oldu, nasıl oldu sorularına yanıtların yeterince arandığını sanmıyorum. İki kutuplu dünyada ideolojik hegemonya savaşında reel sosyalizm “yenilmiş” oldu. Batı dünyasının “zaten yanlıştı, bu nedenle yıkıldı” tezi “Sovyet tipi sosyalizmin” olumlu veya olumsuzluklarının tartışılmasına zihinsel barajlar oluşturdu.
Hiçbir şey yapılmıyor değil. Akademik alanda araştırmalar giderek artıyor.
2018 Marx’ın doğumunun 200. Yılı dolayısıyla tüm dünyada çok boyutlu tartışmaların duyurularını görmekteyiz. (Küyerel Düşünce Enstitüsü olarak Mayıs 2018’de uluslararası sempozyum düzenleyeceğiz)
2017 dünyasında radikal sağ popülizmin yükseldiği ve otoriter rejimlerin Çin’den Rusya’ya Latin Amerika’dan, Türkiye’ye ve Batı ülkelerine kadar uzandığı bir zamanda, Ekim devrimi ile ilgili felsefi, politik, sosyolojik, kültürel ve devletin anlamı gibi çok yönlü okuma yapmak çok değerli olacaktır.
Modern devlet kavramı ve pratiğinin farklı rejim ve sistemlerde temel özelliklerinin ve sonuçlarının değişmediği tezinden yola çıkarak Ekim devriminin sonunu getiren belirleyici unsurun devlet olduğu ortaya çıkmaktadır.
Devletin Neyliyi
Modern devlet teorilerine ve bu devletlerin örgütleniş biçimlerine Marx, Engels ve Lenin’in getirdiği eleştirilere karşın Sovyet devleti, tam da bu eleştirilen devletler gibi bir devlet oldu.
Devlet siyasal bir organizasyon. İlk çağları bir yana bırakırsak, modern devlet teorilerinin ortak özelliği, devlet toplum ilişkisinin hukuk zemininde, devletin topluma en büyük faydayı sağlamasıdır.
En saf haliyle Devleti oluşturan ögeler: Bayrak milli marş gibi simgelerin dışında: 1- Silahlı güç oluşturma ve bunu kullanma hakkına sahip olma, 2- Kamu adına para basma, vergi toplama, 3- Anayasa hazırlama ve yasalar çıkarma, 4- Mahkemeler kurma. Topluma en çok fayda sağlamak için kurulan devlet organizasyonu siyasal iktidarlar ve toplumunun devletle ilişkilerinde devlet işgörenleri (memurları) aracılığıyla bu işlevini yerine getirir. Bu işlerin nasıl daha iyi yapılacağına ilişkin siyasal iktidar programları sistem, rejim olarak tanımlanıyor.
Modern devletin merkezciliği, kamu yararına olsun ya da olmasın, coğrafi sınırları belirli bir mülki bölgede (territory) yaşayan herkesi kapsamasını ve sosyal ilişkilerin düzeni açısından belirleyici olmasını ifade eder. Başka bir deyişle, modern devletin kuralları, coğrafi alanın değil, bireyleri birbirlerine bağlayan sosyal bağların bir fonksiyonudur. Bu durumda modern devleti, kendisinden önceki yönetim biçimlerinden ayırt eden iki temel özelliği ortaya çıkar: Modern devlet merkezidir ve birey ya da toplumla ilişkilerinde kapsayıcı nitelikte kurallar koyma yetkisine sahiptir.
Batı’nın siyasal düşünce tarihinde, devleti tarif eden düşünürlerden Machiavelli’den tutun da, Hobbes, Rousseau, Kant’a kadar, tüm düşünürler, insanın akla uygun bir yaşam sürdürebileceği tek yerin devlet olduğu fikrinde buluşuyorlar.
Hegel’in Hukuk Felsefesi’nde devlet yalnızca bir gereklilik (yani bilincin kavradığı bir ihtiyaç) ya da ideal bir model önermesi değil, tarihsel hareketin bir kavranışı, evrensel aklın devlette vücut bulması (devletin akıllaşması) anlamına gelmektedir. Hegel’in devlet teorisine göre, devlet siyasal egemenlik aracı özel bir kurum (bir aygıt) olarak değil, toplumsal-tarihsel evrimin nihai amacı olarak tanımlanmakta ve bu durumda onun tanımladığı devlet mutlak ve sonsuz (aşkın) olma iddiası taşımaktadır. Kuşkusuz ki bu düşünce, 18. yüzyılın burjuva toplumsal gelişimiyle de örtüşen ve ona uygun düşen bir felsefi düşünceydi. Irkçı ve Milliyetçi ulus devlet ideolojisi, Kutsal ve aşkın devlet felsefesinden beslendi.
Hegel ile birlikte doruk noktasına ulaşan bu aşkın (kutsal) devlet anlayışı, Marx’ın tarihsel maddecilik teorisini geliştirmesi sürecinde tersine çevrildi; Marx “devlet, egemenlik aracının somutlanmış biçimi olarak maddi bir varlıktır “dedi. Lenin de “ devlet bir sınıfın, bir başka sınıfı baskı altına almasını sağlayan mekanizmadır”dedi.
Paris Komünü’ne bakan Marx, “Paris Komününde tanık olduğumuz devlet aygıtının parçalanıp atılmasıdır. Devlet aygıtının yıkılmasıyla birlikte eğitimin parasız hale getirilmesi, düzenli ordunun kaldırılması, seçilmişlerin geri çağrılması gibi uygulamalar yaşam alanı buluyor. Başlangıçta toplumun hizmetkârları olan devlet ve devlet organlarının, toplumun efendileri durumuna dönüşmesini –ki önceki bütün devletlerde görülen kaçınılmaz bir dönüşümdür– önlemek için, Komün, iki şaşmaz araç kullandı. İlkin, yönetim, adalet ve öğretim işlerindeki bütün görev mevkilerini, ilgili herkesin genel oyuna dayalı olarak seçime ve bu aynı seçmenlerin her an azletme hakkına tâbi kıldı. Ve ikinci olarak, en aşağısından en yükseğine, bütün memurlara, yalnızca öbür işçilerin aldıkları kadar ücret ödendi. …” Reel sosyalizmde tam da bunun tersi oldu.
Sosyalizm Ne olacaktı Ne Oldu?
Ekim devrimi, imparatorluklar çağının bittiği, Batı dünyasında ulus devlet kapitalizminin yükseldiği aynı zamanda toplumların sosyolojik yapılarının çözüldüğü burjuvazinin karşısında işçi sınıfının sosyolojik varlık olarak ortaya çıktığı tarihsel süreçte çatırdayan Rus imparatorluğu içinde patlak verdi.
Bir parantez: Aynı zamanlarda Osmanlı imparatorluğu’da çöktü. 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi. İttihat ve Terakki öncüleri, imparatorluğu kurtarmaya çalıştılar, kurtaramadılar. Yıkılan imparatorluğun yerine Cumhuriyet kuruldu, kurulurken nasıl bir cumhuriyet ve devlet olacağı tartışıldı ve Sovyet modeli de bunların içindeydi.
Ekim devrimi sonrası sosyalizm kuruculuğu ile Cumhuriyetin kuruluşu ve devletin niteliği konusunda çok yönlü etkileşim ve bağlamların olduğunu not düşelim.
Ekim devrimine dönersek: Marx’ın tarihsel materyalizm teorisine göre, üretim biçimlerinin gelişiminin bir evresi olan kapitalizm, egemen üretim biçimi olarak belirli bir gelişme sürecinin sonunda “kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını” egemen hale getirecek. Böylece kapitalist toplum, komünist topluma dönüşecek. Bu dönüşümün kapitalizmin en hızlı geliştiği, İngiltere veya Almanya’da olacağını öngördüler. Oysa kapitalizmin orta düzeyde gelişmiş olduğu bir ülke olan Rusya’da devrimci bir durum ortaya çıktı.
Marx; “kapitalizmin eşitsiz geliştiği ülkelerde komünizmin nesnel koşulları oluşmamış olup, kurulu düzene karşı halk ayaklanarak iktidarı ele geçirebilir, bu koşullarda, azınlık olan işçi sınıfı diğer ezilen sınıflarla birlikte hareket eder. Nesnel koşullar uygun olmamasına karşın, öznel koşullar uygun olduğunda, iktidarı ele geçiren işçi sınıfı ve köylüler komünizme gidişin koşullarını oluşturacak ara aşama olarak sosyalizmi kurarak, komünizmin nesnel koşullarını (alt yapı) oluştururlar” der.
Sosyalizmi kurmak için iktidar ele geçirildiğinde devlet aygıtının nasıl olacağını Lenin “işçi sınıfının örgütlediği devleti, eskiye göre yarı devlet, daha baştan sönmeye yüz tutmuş bir devlet” olarak tanımlıyor.
Komünizmi kurmaya gidecek olan devrim Rusya gibi geri bir ülkede gerçekleşti. Bolşeviklerin öncülüğünde yapılan devrimin sonucunda, devletin sönümlenmesi bir yana, Stalin döneminde Marx’ın, Lenin’in ve Engels’in devlet teorisi eleştirileri bir kenara bırakılarak, sosyalist devlet modeli klasik devlete dönüştü.
2. Dünya savaşı ile “Ana Yurt” savunması sosyalizm savunmasına indirgendi. Enternasyonalizmin yerini Sovyet dış politikasını desteklemek aldı.
Marxist-Leninist olan Sovyet devleti ideolojisinin yanına Stalinizm eklendi. Bu devlet yapılanmasında ordu, parti, KGB, devlet bürokrasi ve devlet aygıtı önü alınamaz bir biçimde büyüdü.
Devletin kolları kanatları altında oluşan bürokratik sınıf, “proletarya diktatörlüğü” (*) yerine kendi diktatörlüğünü kurdu.
Sosyalizmin alt yapıyı değiştirerek kurulacağı fikri, üst yapı kurumlarının aynı kalarak ama değişeceği tezi Marx’ın alt ve üst yapı indirgemeci ligine dayandırılmıştır. Marx metodolojik olarak altyapı ve üstyapı arasında mekanik bir ilişki kurmamış ve politik alanın üretim ilişkilerine yön verebildiği tarihsel durumları hiçbir zaman ihmal etmemiştir. Başka bir deyişle Marx, politik alan üretim ilişkilerinin basit bir yansıması değildir der. Bu bağlamda Sovyetler alt yapısı otomatik olarak devletin üst yapısını değiştirmedi.
Sosyalist devlet, Komünist Partisi yöneticileri, devlet bürokrasisi, ordu ve gizli servis KGB’den oluşan seçkinci devasa bir baskı aygıtına dönüştü. Bu devlet aygıtının günümüzdeki tipik örneği ve takipçisi, geçtiğimiz günlerde 16. Kongresini yapan Çin Komünist Partisinin yönettiği Çin devleti. Çin Komünist Partisi, devletin bütün baskı araçlarını kullanarak “Çin tipi sosyalizmi” kurduğunu söylüyor. Çin modeli Sovyet devlet modelinin güncellenmiş halidir. Çin Komünist Partisinin Gorbaçov reformculuğundan derin dersler çıkarttığı bir gerçek. Gorbaçov yönetimindeki Komünist Parti neden başarılı olamadı? Gorbaçov devletle mutabakata varmadan devleti dönüştürme “çılgınlığına” girişti. Devleti oluşturan güçler, Gorbaçov’un demokratik sosyalizm ve çoğulculuk modelinde “hiç” olacaklarını anladılar. Belki de Sovyet dönemi tarihinin bütün hesabını vermek üzere sorgulanacaklardı. Devleti korumak, devletin bekası adına 72 yıllık Sovyet rejiminin, anlamını, değerlerini, simgelerini bir kenara iterek, Yeltsin’le başlayan ve Putin’le devam eden, sosyalizmden kapitalizme geçişte devletin bütün aparatları selam durdular.
Sonuç olarak devleti kurtardılar.
(*)
Diktatörlük sözcüğünün kökeni, antik Roma Cumhuriyeti’nin dış düşmanlara ya da iç yıkıcılığa karşı korunmasını amaçlayan “dictatura” adlı anayasal kuruma dayanmaktaydı. Bu olumlu anlam. Fransız Devrimi sürecinde Jakobenlerin diktatörlüğü ve daha sonra tek adam yönetimi olarak negatif anlam kazandı.
Enternasyonal içinde Paris Komünü tartışmalarda, “diktatörlük” kavramına olumsuz bir anlam yüklemek isteyen Proudhoncu ve benzeri eğilimlere karşı Marx ve Engels, Komün’ü “proletarya diktatörlüğü” olarak nitelemekten kaçınmamışlardı.
Marx diktatörlük kavramını “egemenlik” anlamında kullanmıştır.
Gotha Programının Eleştirisi’nde, kapitalizmden komünizme geçiş dönemine denk düşen devlet, “proletaryanın devrimci diktatörlüğünden” başka bir şey olamazdı diye yazar.
Stalin dönemi Marx’ın tanımladığı Proletarya Diktatörlüğü değil bugünkü anlamıyla otoriter, tek adam yönetimidir.
Yazarlar
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları

































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018