Hüseyin ÇAKIR
Kenan Evren ve Turgut Özal, Türkiye’nin insan hakları, işkence, demokrasi, özgürlükler gibi temel sorunları hakkında yurt dışına giderken uçakta gazetecilere “bu münferit olaylar artık olmayacak” diye açıklamalar yaparlardı.
Bir iki, üç, beş… derken yalancı çoban hikayesine dönmüştü bu sözler.
Hasan Pulur mu, Aziz Nesin mi birisi mealen şöyle yazmıştı: “Uçakta ayakları yerden kesilince havada söylenenler havada kalır diye düşünüyorlar her halde mangalda kül bırakmıyorlar.”
Bu zamanlarda ise, sistem ve rejim değişikliğine dair en temel konular ya toplu açılışlarda, Muhtar toplantılarında o veya bu genel kurulda, sempozyumda ya da cami çıkışında dile getiriliyor. Hani tartışılsın üslubuyla falan değil, emir kipiyle sanki TBMM yokmuşçasına, karar organı kararıymış gibi ilan ediliyor. Gündeme getirilen konu hangi Bürokratı ve Bakanı ilgilendiriyorsa, buyruk ve emir telakki ediliyor.
Bu yönetim yönteminin demokratik yönetim sistemiyle ne ilgisi ne de alakası var. Siyasal literatürde ve pratik uygulamalarda bu sistemin adı otoriter sistem.
AKP-MHP ittifakının niyeti 2019’da bugün uygulanan pratiği önce yönetim sistemi, sonra rejim olarak tescillemek. Bu amaç hâsıl olursa bu rejim ve sistem AKP-MHP siyasi rejimi olur, devlet de toplumun devleti olmaz AKP-MHP devleti olur.
Bu anlamda ittifak rejimi ne siyasal ne de toplumsal istikrar getirebilir. Toplumsal çoğulcu mutabakata dayanmayan bu değişiklik, siyasal ve sosyal istikrarsızlığın derinleşmesini ve kutuplaşmayı sertleştirir.
Dünya örneklerinden de görüldüğü gibi böylesi durumlarda rejim daha sertleşir, özgürlükler ve demokratik alan fermuarı rejim tarafından kapatılır, özgürlük ve demokrasi talebiyle, baskı ve otorite karşıtlığı, çelişkisi iki yanı keskin bıçak gibi toplumun tüm kesimlerini yaralar. Yeni sistem daha doğmadan, daha derin bir bunalım girdabının içine doğru sürüklenir. Öyle görünüyor ki Cumhur ittifakı bütün bunları göze almış, gözü kararmış şekilde yola çıkmış bulunuyor.
Devlet yeniden yapılanmalı ama böyle değil
Bugünün dünyasında yükselen aşırı sağ, muhafazakâr popülizm dalgası Türkiye’de Cumhur ittifakı olarak şekillendi. Türkiye’nin Suriye iç savaşının içinde askeri (siyasi değil) aktör olarak yer almasıyla yükselen milliyetçi-militarist dalgayı fırsat bilerek, toplumsal sözleşme (Anayasa) yapmadan, toplumdaki, farklı kimlikler, farklı dünya görüşleri, inançlar ve yaşam tarzlarını yok sayarak otoriter sistem ve rejim kurma hevesi sürdürülebilir olamaz. Üstünde tepinilen beka, beka diye feryat edilen korku sendromu, AKP-MHP ittifak zihniyetindeki rejimin dünya ile kavgalı hali dış karışmalara kapı aralar hale gelecektir.
AKP’ye ve MHP’ye oy veren muhafazakar, milliyetçi sağ duyu sahibi seçmenlerin, toplumun yarsının rızasının olmadığı sistem değişikliğinin yaratacağı kırgınlıklara, dışlanmışlığa gözlerini kapatacaklarını sanmıyorum.
Dışlanmış olmanın ne demek olduğunu bilen mütedeyyinlerin vicdanı bu kadar adaletsizlik ve haksızlığı kaldırmaz her halde.
Muhafazakâr-mütedeyyinler de bir değişim olsun istiyorlardı. Ama: Biz devlet olalım, bizden olanlar, olmayanlar diye toplumu ayrıştıralım düşüncesinde değillerdi herhalde. Evet, Cumhuriyet kurulurken toplumun önemli siyasal ve toplumsal kesimini dışlamıştı. Devletin kurguladığı insan-yurttaş-modeline uymayanların uymaları için hemen her yol, yöntem denenmişti. Kapsayıcı, kucaklayıcı bir devlet yerine, itaat edilmesini emreden bir devletten demokratik bir devlete geçiş ve değişim için köklü, derin reformların yapılması gerekliliği uzun zaman tartışıldı.
Yeni anayasa yapma süreci bunlardan birisiydi. Araya iyi sıhhatte olsunlar mı girdi ne olduysa! Rabia ile bozkurt kan kardeşliğinden post Abdülhamitçilik ve Kızılelma yolculuğu çıkıverdi.
Yeni anayasa ile ideolojik vesayetçi devletten, demokratik devlete geçme tartışmaları yapılıyorken 1930’lar ideolojik dünyasına rahmet okutan durumla karşı karşıya gelindi.
Oysa, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu tarihsel, ideolojik, toplumsal ve sosyolojik koşullar değişti, dünya da değişti. Devletin toplumun ihtiyaçlarını esas alarak, insan hak ve özgürlükleri, evrensel hukuk temelinde siyasal alanın çoğulcu, katılımcı, ademi-merkeziyetçi yeniden yapılanması gerekiyor.
Bu değişim tespiti tek başına yeterli olmuyor, aynı zamanda toplumsal talep olarak ortaya çıkmalı ve siyasal talebe dönüşmeli. Durumu değiştirecek toplumsal böyle bir talep maalesef yok.
Geçmişte var mıydı? Cumhuriyet tarihi boyunca 1960’lı yıllarda siyasal olarak Türkiye İşçi Partisi ve toplumsal olarak 15-16 Haziran direnişi dışında değişim talebi çok güçlü biçimde Kürtlerden geldi ve devleti paradigma değişimine zorladığını not düşelim. Bu deneyi daha geniş boyutla başka bir yazıda ele almak lazım.
Sol değiştirici güç olamadı
Şunu da not düşmek gerekir. Türkiye’de değişim talebi öyle veya böyle bir biçimde hep sol tarafından tespit edildi ve toplumsal talebe dönüştürülmeye çalışıldı.
Sosyalist solun değişimden anladığı sosyalizm kurmaktı. Ancak bu talep bırakalım çoğunluğun talebi olmayı, işçi sınıfı, çalışanlar ve yoksulların bile doğru dürüst talebine dönüşemedi.
Solun teorik olarak ya hep ya hiç politikası, mevcut durum ile nihai amaç arasında bir “ara boşluk” vardı. Bu alan demokrasi alanıydı, sol bu alanı yok saydı burjuva demokrasisi olarak küçümsendi; bu zihniyet dolayısıyla seçimler “boş iş” olarak görüldü ve çoğu seçim boykot edildi.
Sol bu “ara alan”a anlam ve değer vermediği için demokrasi mücadelesi sözleri de boş laf ötesine geçemedi; demokrasi ve demokratik değer ve kazanımların korunması taktik söylem olarak kaldı.
Bu ara alan nihayetinde hayatın kendisi, devlet ve siyasi karar vericilerin at koşturduğu alandı ve genel olarak solun bir kesimi bu alana dışarıdan bakarak, sosyalizmle kıyaslama yapıp bu alan için gericilik hatta sürekli faşizm vs. gibi teorik çıkarsamalar yaptı. Sol, sürecin meşruiyetini kabul edip içinde yer alarak değiştirmek yerine, yıkıp yeniden kurmayı politik amaç belledi.
Oysa bu ara alan devletin nizam ve intizam verdiği bir alan. Bu ara alanın içinde olunmadığı zaman, sürece müdahale etme olanağı da ortadan kalkıyor. Toplumla veya sınıf (lar)la ilişkiler soyutlaşıyor, saha ve oyun dışı kalınıyor. Bu bağlamda ne 27 Mayıs, ne 12 Mart, ne 12 Eylül, ne 28 Şubat darbeleri ile devlet-ordu ve rejim ilişkisi doğru dürüst anlaşılamadı. Devleti ele geçirerek sosyalizm kurma hayali, devlete tapınma aşkına dönüştü ve bu zihniyet solun hatırı sayılır kesimini milliyetçi-ulusalcı ve militarizmi savunma noktasına taşıdı. Demokrasi esas amaca ulaşmak için taktik olarak görüldü ve hep dışsal kaldı, demokrasi kültürü içselleşemedi.
Sivil toplum ancak demokrasi alanı içinde var olabilir, demokrasi ve sivil toplum birbirinin alanını genişletir. Demokrasi ara alanı yok sayıldığı için, sivil toplum alanı sol örgütlerin cemaat yapılarına dönüştü ve esas amaca aracı olarak kullanıldı.
Demokrasi uğrunda mücadele verilmesi gereken bir değer olmadığı zaman iktidar hedefinin yolu ya darbe ya da her şeyi bilen lider oluyor. Yaratılan lider kültü ve tapıncı toplumu veya politik taraftarı etkisiz-pasif öznehaline getiriyor. Solu etkisiz hale getiren buydu. Bu sol geleneklerden gelen ve Erdoğancı olanlara bu bağlamdan bakınca bir tutarsızlık görünmüyor. Zihniyet aynı, özneler değişiyor. Putin’le-Stalin, Milosoviçle-Hitler, Doğu Avrupa’daki otoriter liderler içinde benzer bağlam kurulabilir.
Devlet ne istiyorsa o oluyor
Demokrasi geleneği ve kültürü yetersiz olunca zorunlu olarak gündeme gelen değişimi yapmak için devlet ve onun makbul kabul ettiği siyasi aktörlere kalıyor. Elbette bu değişim toplumun ihtiyaçları, evrensel değerler olmuyor. Önce devlet, her şey devlet için oluyor. Devletin bütün ideolojik aygıtları buna göre biçimlendiriliyor. Eğitim sistemi, cami, tarikat, cemaat, dil, sosyal, siyasal tarih…
Hara güre içinde, onu mu demek istedi, bunu mu demek istedi diye güncelin içinde boğuşanlar, devlette büyük değişim ve dönüşümü göremiyorlar veya anlayamıyorlar.
Muhafazakârların devletle sorunu hep oldu ancak çok güçlü değişim talebi olmadı. ANAP istisna. ANAP ve Özal, devletin ekonomideki rolünü ortadan kaldırarak, küresel kapitalizmin parçası olmak için ekonomide ve siyasal alanda liberalleşme değişimine gitti. Ekonomide düşünülenler belki yapıldı ama Kürt meselesine azıcık girildi ve devletin duvarına toslandı.
Bugünün muhafazakârlarının çoğu 15 Temmuz sendromu içindeler. İktidarın ve devletin karşısına başka değişim talepleriyle çıkmaya cesaret edemiyorlar. Çünkü FETÖ’cü damgası yemekten korkuyorlar.
CHP stratejik muhalefet olarak ortaya çıkıp yeni bir sistem öneremiyor veya önermek istemiyor. Anayasanın Başlangıç’ı ve ona atfeden ilk üç maddeyi problem görmediği için, devletin mevcut durumundan memnun herhalde. CHP’de, devleti AKP yerine CHP’nin yönetmesi ile sorunların ortadan kalkacağı kanaati hâkim herhalde.
Cumhurbaşkanlığı seçimini CHP kazansa ne olacak? Nasıl bir sistem öneriyor belli değil ve böylesi büyük stratejik program ortaya konamadığı için “Boykot” gibi bir çaresizlik, çare olarak gündeme getirilebiliyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018