Hüseyin ÇAKIR
Bu yazının Birinci bölümünü okuyup olumlu bulanların yanında şöyle eleştirilerde bulunanlar oldu: “Tek adam rejimi, faşizm altında, her şey yasaklanırken; Başkanlık rejimi ile daha koyu karanlık bir döneme doğru giderken, CHP’yi eleştirmek doğru değildir, CHP’ye haksızlıktır. Tek adam rejimine karşı, bütün muhalefetin CHP etrafında toplanmasını savunmak, demokrasiyi savunmaktır.”
Geçmişten bugüne CHP konusunda CHP’lilerin, sistem karşıtı sol, sosyalistlerin bugünlerde Müslüman kesim içinden çıkan AKP muhaliflerinin zihninde yarattığı ve ihtiyaç duyduğu bir CHP muhalefeti ve CHP iktidarı özlemi var. Bu özlem ve beklentiyle CHP hakikati üst üste düşmüyor. Ben de CHP ve altı ok eleştirisiyle, bugünkü CHP yönetiminin Cumhur İttifakına karşı yeni bir sistem öneremediğini anlatmaya çalışıyorum. CHP, boşa dönen değirmen taşı gibi muhalefet yapıyor.
Türkiye’de her şey normalmiş gibi, iktidarla “polemik” yapıyor. Üstelik bu polemikleri sürdüremiyor da. Bu muhalefet tarzı ile “demokrasiyi savunan merkez” olunabilir mi? Sistem ve rejimin geleceğine dair yeni bir şey söylemeden, sırf muhalefet olduğu için toplumsal muhalif kesimler: Kürtler, Aleviler, kent orta sınıfı ve kent yoksulları, Gezi gençliği, “Z” kuşağı, Müslüman muhalifler topyekûn… CHP’ye oy verirler mi? Vermezler. Bu gerçeği söylemek gerekiyor.
CHP Türkiye’de değişim talep eden toplumsal dinamikleri doğru okuyamadığı gibi, dünyada yükselen sağ muhafazakârlığı, militarizm, şovenizm ve milliyetçiliği de doğru okuyamıyor. Neden okuyamadığı CHP’nin altı ok’la dünyayı anlama ideolojisinde gizli. Devletçilik, milliyetçilik, devrimcilik gibi Kemalist ideolojiyi “sosyal demokrasi” olarak tanımlıyor, böylece çağdaş olduğunu ve bütün toplumu kucakladığını sanıyor.
CHP, yükselen sağ, milliyetçi muhafazakârlığın karşısına Kemalist muhafazakârlıkla çıkıyor. Bu nedenle de en başta Kürt sorununda çuvallamaya devam ediyor. Kürt sorununu iç sorun olmaktan çıkarıp, dış sorun ve bölgesel bir sorun olarak görmüyor, devletin ve iktidarın baktığı gibi topyekûn “terör sorunu” olarak görüyor. Yunan Adaları, Türkiye Batı ilişkileri gibi konularda milliyetçilik yarıştırıyor.
CHP’nin ideolojisinin kaynakları
CHP Programında şöyle yazıyor: “Partimizin ideolojisini besleyen, üç ana kaynak ” “Atatürk’ün modernleşme devrimi ve altı ok ilkeleri, Sosyal Demokrasinin evrensel kuralları ve Anadolu ve Trakya’nın tarihsel ve felsefi birikimi.”
Bu ideolojinin evrensel sosyal demokrasi ideolojisiyle, sosyal demokrat partilerin ideolojik kaynak tanımıyla hiçbir alakası yok.
“Anadolu ve Trakya’nın tarihsel ve felsefi birikimi.” Bu felsefe Tasavvuf mu ya da başka bir şey mi?
Bu tanımdaki “ideolojik üç kaynak”ta belirtilen altı ok ilkelerini topla, çıkar, böl; sonuç olarak ortaya çıkan “yerli ve milli” ideoloji.
CHP Programında “Hedef ve beklentilerimiz” başlığı altında şunlar yazıyor:
“CHP’nin tarihsel kimliği, Atatürk devrimlerinin birikimleri ile Altı ok ilkeleri eşliğinde; Kemal Atatürk’ün Bağımsızlık benim karakterimdir, İsmet İnönü’nün, ‘Namuslular da, en az namussuzlar kadar cesur olmalıdır’, sözleri ile öz ifadesini bulan bu soylu ve erdemli gelenek ile şekillendi.
Ulusal Bağımsızlık Mücadelesinin birikimleri ve Atatürk Devrimleri ile bu eşsiz sürecin felsefi ve ahlaki değerlerinin özünü oluşturan Altı ok ilkeleri, bir bütün olarak, siyasi kimliğimiz ile ideolojimizin, parti programımızın tarihsel kaynağı ve en güçlü dayanağıdır.”
CHP’nin ideolojik kaynağında ve buna bağlı hedefinde, evrensel sosyal demokrasi ideolojisi ve bunu geliştiren, savunan Sosyal Demokrat Partilerin enternasyonal ilkeleriyle bir bağ var mı?
Sosyal Demokrat Parti, işçi hareketinin bir parçası
Sosyal Demokrasi ve Sosyal Demokrat Parti denilenince akla Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD, Kuruluş tarihi 23 Mayıs 1863) gelir. CHP’nin değerleri ile SPD’nin değerleri ve temel görüşünü kıyaslayalım.
SPD, 28 Ekim 2007 tarihinde Hamburg Federal Kurultayı’nda kabul edilen programında “Temel Değerlerimiz, Temel Görüşlerimiz” başlığı altında kendini şöyle tanımlıyor: “Parti, kuruluş döneminde hem isçilerin özgürleşme hareketiydi hem de otoriter rejimin üstesinden gelmeyi hedefleyen bir demokrasi hareketiydi. Almanya'da Fransız Devriminin ve 1848 Devriminin fikirlerini devam ettiren oydu.
Sosyal Demokrat Parti, işçi hareketinin bir parçası olarak doğmuştur. Verdiği mücadele sonucu olarak isçi hakları elde edilmiş ve sosyal devlet genişletilmiştir. Sendikalarla birlikte, hor görülen proleterlerin kendilerine güvenen ve eşit haklara sahip yurttaşlar olmaları sağlanmıştır. Sosyal Demokrat Parti -başka partilerden farklı olarak- yönünü her zaman Enternasyonalizm ve Avrupa doğrultusunda belirlemiştir.
Sosyal Demokrat Parti baştan beri demokrasinin partisi olmuş, ülkemizin siyasal kültürünü önemli ölçüde etkilemiştir.
Kökenleri, dinleri ve dünya görüşleri farklı erkekler ve kadınlar bu partide birlikte çalıştılar. 1959 tarihli Godesberg Program’ından beri parti kendini, kökenlerini Yahudilikte ve Hristiyanlıkta, Hümanizmde ve Aydınlanmada, Marksist toplum analizinde ve işçi hareketinin deneyimlerinde gören sol bir halk partisi olarak tanımlar.
Temel değerlerimiz
Fransız Devriminin temel talepleri özgürlük, eşitlik, kardeşlik, Avrupa demokrasisinin temelleridir.
Sosyal Demokrat Parti, tarihi boyunca özgürlüğün hukuksal temelleri için, hukuk önündeki eşitlik için mücadele vermekle kalmayıp özgürlüğün maddi temelleri için de, yaşam olanaklarının eşitlikçilik için de, kısacası sosyal adalet için mücadele etmiştir.”
Yukarıdaki karşılaştırmadan da görüleceği gibi: CHP, ne dayandığı sosyal sınıf(lar) ne dayandığı ideoloji bakımından sosyal demokrat kimlikli bir parti olmamıştır.
Aşağıda Altı ok tanımlamaları, CHP’yi sosyal demokrat bir partiden çok, muhafazakâr, devletçi, statükocu, İspanyol Halk Partisi gibi merkez (sağ) parti kimliğine oturtuyor.
Atatürk Devrimleri ve Yeni CHP’nin Altı ok İlkeleri
21. yüzyıl dünyasında Türkiye’yi yönetmeye ve değiştirmeye ana muhalefet partisinin Altı ok ilkeleri aday olabilir mi? Bu ilkelerde yazılanlar ile tarihsel gerçeklik ve bugünün gerçekliği arasındaki ilişki ve çelişkiler neler.
Altı ok ilkelerine bakalım: Bazı cümlelerin altını ben çizdim.
Cumhuriyetçilik
“Cumhuriyet, tarihimizdeki en köklü dönüşümdür. Egemenliğin kaynağını ulusta bulan anlayıştır; saltanat kavramının yıkılması ve milli iradeye dayalı devlet düzeninin gerçekleştirilmesidir. Milli irade, iktidarıyla, muhalefetiyle tüm halkı kapsar.
CHP Cumhuriyetçidir; Türkiye Cumhuriyeti tüm yurttaşların ilke ve ideal beraberliği üzerinde kurulmuştur. Cumhuriyet, gücünü, bu beraberliği oluşturan tüm insanların, hakları, eşitliği ve bütünlüğü ilkesinden almaktadır.
Cumhuriyetçilik; tebaanın yerini yurttaşın almasıdır.”
Milliyetçilik
CHP, Atatürk milliyetçiliğini benimsemektedir: Türkiye Cumhuriyeti din, dil, ırk ve etnik köken temelleri üzerinde değil, siyasal bilinç ve ideal beraberliği zemininde kurulmuştur.
Milliyetçilik, ırk, köken, din, mezhep, bölgecilik, kavimcilik anlayışlarının, ulusal düzeyde aşılmasıdır. Türkiye hiçbir zaman ırk, kan ve kafatası esasına göre yönetilen bir devlet olmamıştır, olmayacaktır. Ülkenin sorunlarının çözümüne ırk temelinde değil yurttaş temelinde yaklaşmaktayız.
Türkiye’nin bölünmesine ve parçalanmasına yönelik tüm düşünceleri CHP kesinlikle reddeder. CHP sosyal demokrat anlayışın gereği olarak iktisaden ve siyasi açıdan güçlü sınıfın bu güce sahip olmayan sınıflar üzerinde egemenlik kurmasını reddeder.”
Bizim Milliyetçiliğimiz:
Çoğulculuk anlayışını benimser, tüm etnik ve kültürel kimliklere saygılıdır. Hangi kökenden gelirse gelsin, hangi dili konuşursa konuşsun ve hangi inancı paylaşırsa paylaşsın, tüm yurttaşların hukuk önündeki eşitliğidir, bütün vatandaşların ülkenin sahibi olduğu anlayışıdır.
Devletçilik
“CHP Devletçidir: CHP’nin devletçiliği, devletin halka hizmet için yapılanmasını, katılımcı yönetimi, demokratik hukuk devletini öngörür.
Bizim Devletçilik anlayışımız:
Yurttaş, devlet için değil; devlet, yurttaş için anlayışının yaşama geçirilmesidir. Devletin tüm ekonomik, sosyal ve siyasal hedeflerinin odağında insanın olmasıdır.
Özel yararlarla toplumsal yararlar arasındaki dengenin sağlıklı oluşması için getirilmiş bir güvencedir.
Örgütlü sosyal piyasa ekonomisine karşı değildir. Piyasaların hata yapabileceği gerçeğinden hareketle devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün önemini kabul eder.
Piyasaların halkın iradesinin üzerine çıkarak devlete yön verme çabalarına karşıdır.
Laiklik
“Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasıdır.
İnanç ve vicdan özgürlüğünün omurgası, toplumdaki farklı inançların barış içinde birlikte yaşamalarının ön koşulu ve güvencesidir.
Cumhuriyetin ve demokrasinin, ulusal bütünlüğün ve iç barışın temel değeridir. Devletin ve kurumlarının, toplumun, hukukun ve eğitimin laik olması, asla ödün veremeyeceğimiz temel kuraldır. Laiklik ilkesinin temel amacı aklın özgürleştirilmesidir.
CHP için laiklik:
Ulusal bütünlük ile iç barışın, çağdaşlık ile bilimselliğin temel taşıdır. Bu anlayışla, siyasetin dini istismar etmesine kesinlikle karşıdır. Ne dinin siyasallaştırılması, ne de siyasetin dinselleştirilmesini kabul etmez. Devlet din ve inançlar karşısında eşit mesafededir. Devletin dini olmaz. Din kamusal alanın değil, özel alanın olgusudur.
Devrimcilik
“CHP devrimcidir: CHP’nin devrimciliği, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarak başlattığı çağdaş medeniyeti hedefleyen kökten değişim sürecinin devam ettirilmesidir, çağı paylaşmadır, geleceğe atılımdır. Bu anlayışla, CHP, halkla birlikte, halktan güç ve yetki alarak, demokratik hukuk devleti kurallarına ve barışçı yöntemlere bağlı kalarak devrimciliği sürdürür.
Devrimciliği; Çağdaş düşüncelere açılarak yenilikleri kavrayıp benimsemek; bunu süreklilik içinde bir yaşam ve yönetim biçimine dönüştürmektir.”
Bu altı Ok’tan yeni sistem alternatifi çıkar mı?
Yukarıdaki ideoloji ve ilkelere sahip CHP’den Cumhurbaşkanlığı Sistemine alternatif sistem çıkar mı? Umutlu olmak hayal gibi görünüyor, bu yönde ciddi bir çaba da görünmüyor.
CHP’nin nerede olduğu, nerede durduğu ve CHP algısını iktidar partisi ve Tayyip Erdoğan belirliyor neredeyse. Ortaya toplumsal muhalefetin temsilcisi olacak siyasi muhalefet boşluğu çıkıyor.
Gezi ile başlayan toplumsal muhalefet, Adalet Yürüyüşü ile başka bir boyut kazanmıştı. Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü sırasında gazetecilerle sohbette “Bu kadar insan baskı altındaysa, toplum bu kadar baskı altındaysa bir yerde patlayacak. Oturup kalksınlar bize dua etsinler, bu yürüyüşle aslında toplumun büyük ölçüde gazını da alıyoruz, insanlar enerjilerini burada boşaltıyorlar.” Bu söz zihin arkasının itirafadır. CHP bakımından, Adalet Yürüyüşünden sonra yaptıkları bu itirafı doğruluyor.
CHP bütün tarihi boyunca “yenilik isteyen” siyasal hareketlerin önüne geçmiştir. Demokrat Partiye karışı darbe, Türkiye İşçi Partisi'yle toplumda yükselen adalet, eşitlik, özgürlük sol dalgasına karşı “ortanın solu" gibi bir ucube ile çıktı. 12 Eylül sonrasında SODEP’le başlayan ve SHP ile devam eden, sol dalganın önüne Baykal yönetimindeki devletçi CHP geçti, hatta ele geçirdi. Baykal, yanına İsmail Cem’i de alarak (kullanarak) “Yeni Sol” gibi “parlak” laflarla, 12 Eylül’den sol yükselişle çıkışın önünü kesti. Daha sonra Baykal ve ekibi, CHP içinde yer alan, sol, sosyalist, sosyal demokrat ve liberal kim varsa kapı dışına attı.
Baykal yönetimindeki CHP, devletin partisi olarak vesayet sisteminin siyasal korucusu oldu. Sözüm ona siyasal İslamla mücadele: “Türkiye İran olmayacak, şeriata geçit vermeyeceğiz…” gibi slogan ve politikalarla toplumda kutuplaşmayı körükledi; “Cumhuriyet Mitingleri” ile toplumsal gerilimin yükselmesine yol açılırken, merkez sağda boşalan alandaki mütedeyyin muhafazakâr kesimin Milli Görüş etrafında birleşmesine ve ikinci aşama da AKP’nin doğuşu ve yükselişine sosyal, politik zemin hazırladı.
Bugünün CHP’si Erol Katırcıoğlu’nun tanımıyla: “Kılıçdaroğlu iyi bir insan olabilir. Ama kendisi ve oluşturduğu parti yönetiminin böylesine büyük bir “karşı-devrim” dalgasını önleyebilecek bir kapasitesi yok. O nedenle de bence artık son bir gayretle parti içinde ve dışındaki özgürlükçü ve demokrat insanlarla ülkenin geleceği konusunda sorumluluk üstlenebilecek bir halk hareketi için kolları sıvayacak insanlara ihtiyaç var” diyor.
Dik durup yürüyemeyen yeni arayışa köstek olan CHP
CHP’nin önde gelen isimlerinden İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in neye dayandığı belirsiz, yüksek özgüvenli şu açıklamasına bakar mısınız: "Bizim ittifakımız 'Baba Ocağı ittifakı'. Baba Ocağı İttifakı'yla bütün barajları yıkacağız. Onun için kimse ittifak falan aramasın. Takdir edersiniz ki, bugünkü bütün siyasi partilerin anası, babası Cumhuriyet Halk Partisi'dir."
Bu zihniyet seçenek üretebilir mi?
Öte yandan CHP’den Kemalizm’i çalma yarışındaki Doğu Perinçek, “CHP ile yapılan görüşmelerde ‘HDP ile ittifak kurmak konusunda bir araya gelmeyin’ dedik. Kendilerine yapılan görüşmede beş madde sunduk. ‘Bu maddeleri kabul eden HDP dışında tüm siyasi partilerle bir araya geliriz’ dedik. HDP ile bölücülük yapan PKK ile ilişki kuran hiçbir parti ile hiçbir şekilde bir araya gelmeyiz” dedi.
Dik duran, kendi gerçekliğini her koşulda savunan bir CHP olamadığı sürece, her yönden esen rüzgâr karşısında eğilip bükülerek yerinde saymaya devam eder. Bu zihniyetle ne Türkiye’nin bugününde ne de geleceğinde değiştirici dönüştürücü özne olabilir.
Ama Türkiye uzak olmayan bir zamanda derin bir sistem ve rejim krizi ile yüz yüze gelecek. Bu krizden demokratik çıkışta bir kere daha CHP’nin toplumun değişim talebinin “havasını” almasına yönelik girişimine izin verilmemeli. Siyaset mühendislikle yapılmaz. Fakat toplumsal talepleri iyi okuyup izleyerek, değişim talebinde bulunan toplumsal kesimlerin, kendilerini temsil edecek siyasal öznenin ortaya çıkmasının önünün açılmasına katkıda bulunmak gerekiyor.
Toplumu yeniden tanımlamak, toplumsalı yeniden tanımlamak, siyasalı yeniden kurmak, devleti yeniden inşa etmeyi öne koymak gerekiyor. Bunu içeren bir hedef olmalı. Bunu kim yaparsa toplumun ileriye doğru yol alışını ve siyaseten yolunu açmış olur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları











































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018