Hüseyin ÇAKIR
Başlık bile başlı başına bir baskı, egemenlik ve iktidar hegemonyasını üstünüzde hissettiriyor. Bu durumun idrakinde olunca muhalif olmanın, muhalefet yapmanın özü ve biçim de normal koşullardaki gibi olabilir mi?
Bu ne demek? Öncelikle normal olmayan koşulların nedenlerini anlamak lazım. Sonra bu koşullarda: Nasıl muhalefet yapılır? Nasıl yeni seçenekler sunulur? Ve nasıl toplumun rızası muhalefet lehine kazanılır? Bu sorulara yeni politikalarla cevap vermek gerekir. Düşünsel, politik ve örgütsel konfor bozulmadan, yani alelade muhalefet, alelade popülist söylemle siyaset yaparak gerçekçi yeni yanıtlar verilemez.
Yükselen otoriter eğilimleri toplumsalın ürettiğini anlamadan, otoriterizme karşı muhalefet seçenekleri üretmek kolay iş değil. Hem iktidarı hem iktidarla halvet olmuş devleti ve de toplumu, toplumsalın “bildiği bilgi” ve zihin dünyası durumunu analiz ederek, iktidarın popülizm tuzağına düşmeden yeni bir muhalefet üretebilmek gerekiyor.
Otoriter liderle, seslendiği toplumsal kesim arasında kurulan politik popüler dil, algı ve politik zihniyet zinciri otoriter rejim kurulmasına toplumsal alan açıyor ve toplum çoğunluğu böyle kazanılıyor. Lider ve otoriter rejime razı ve rıza gösterme durumu oluşuyor. Bu rıza oluşumunun arkasındaki toplumsal ve siyasal kültürün; toplum hayatındaki aileden başlayarak, sosyal hayattaki bütün mikro iktidarlarda, yöneten ve yönetilen ilişkisinin ve işleyişinin, otoriter rejimlere rıza gösterilmesinde doğrudan bağlantısı var. Muhalefet yapan reel siyasetçiler bu bağlantıyı anlayarak ve görerek, demokratik işleyiş siyaseti üretmeliler.
Türkiye ve dünya otoriter rejimlerinin pratiklerinde görüldüğü gibi, otoriter liderler toplumsal kültürün “apolitik, lümpen bilincine” sesleniyorlar. Aydınların, entelektüellerin ve üniversite hocalarının her türlü yeni fikirlerinin ve eleştirilerinin; “millet” in değerleri dedikleri ideolojileştirilmiş “geleneklere” karşı olduğunu söylüyorlar. Böylece toplumsal kesimlerle, onlara seslenen aydın, entelektüel ilişkisinde güvensizlik ve nefrete dönüşen karşıtlık büyütülüyor. Sıradan olan en alt düzeydeki bilgi ve bilinç yüceltiliyor. Bu toplumsal kesim ve bilinç, karizmatik lider üretiyor ve yüceltiyor.
Karizmatik otoriter bir lider, toplumun -bireylerin- zihin ve iç dünyasına seslenen popülist söylemi iyi kullanıyorsa, bütün gerçekleri; din, milliyet, cinsiyet, gelenek, kültür vs. vs. istediği gibi eğip bükerek, kendisi ile toplum özdeşliği yaratıp içselleşen bir otorite kurabiliyor. Burada kurulan otorite siyasala tahvil ediliyor veya siyasalda kurulan otorite, toplumun içinde/özünde taşıdığı otorite ile içselleşiyor. Kurtarıcı, “bir bilen”, otorite ve otoriter lider kültünü toplum böyle yaratıyor. Otoriter lider ve otoriter rejim ile muhafazakâr toplumun önemli bir kesimi arasında, ideolojik, kültürel ve devlet kaynaklarının paylaşımından doğan maddi çıkar ilişkileri kuruluyor. Bu lider kültü ve otoriter rejimi mutlak ve ebedi gibi algılansa da, toplumsal tarihin bir zamanında mermer çatlıyor, parçalanıyor ve akıl başa geliyor.
Otoriter siyaset siyasal boşluk yaratıp orayı kendisi dolduruyor
Son yıllarda ülkemiz dâhil pek çok ülkede toplumlar, otoriter rejimleri baş tacı yapıyor. Otoriter rejimle yönetilen hiçbir ülkede askeri darbe ile iktidara gelen yok. Küreselleşme karşıtlığı, milliyetçilik, yabancı düşmanlığı, Batı’da “İslami terör”, Türkiye’de bölücülük, Batı düşmanlığı, “antiemperyalizm” yoluyla, toplumun “rızası” sağlanıyor ve seçimlerle iktidara geliyorlar.
Otoriter rejimler, bir yandan baskı ve görünür görünmez şiddetin dozajını artırırken, öte yandan siyasal muhalefetin, sınıfsal ve sosyolojik tabanı ile ilişkisini kopartacak algı oluşturma yöntemlerini çok iyi kullanıyorlar.
Bugünün dünyasındaki otoriterleşmenin arka planına bakmak için, Hanna Arendt'in yarım yüzyıl önce, şiddet, otorite, totalitarizm hakkında yazdıklarını yeniden okumak ve üstüne düşünmek gerekiyor.
Arent, günümüz dünyasındaki sosyal, sınıfsal ve kimliğe dayalı temsili muhalefet siyasetinin, otoriter rejimler tarafından nasıl etkisiz hale getirildiğini Otoriterizmin Kaynakları'nda mealen şöyle anlatıyor: “Sınıfsal temsile dayalı siyasal örgütler etkin olarak var olduğu zaman sistem demokratik normatiflerle sürdürülebilir. Sınıfların ve sosyal kesimlerin siyasal temsiliyet bağları koptuğunda veya kopartıldığında başıboş kalanları radikaller ve otoriter (özcü siyaset yapan) siyasetçiler kendi etraflarına mobilize ediyorlar.” Arent bu çıkarımı, Nazizmin yükselişinin sosyolojik ve siyasal analizinden kalkarak yapıyor.
Türkiye pratiğini göz önüne getirin. HDP Kürtlerin siyasi temsilcisi iken Türkiye’de demokrasi talep edenlerin siyasi temsilcisi olmaya doğru yol alıyordu, kriminalize edildi, parti ile partinin sosyal tabanının ilişkisini kopartacak şeytani senaryolar üretildi. HDP ile Kürtler ve HDP’ye oy verenler arasında siyasal boşluk yaratılmaya çalışıldı.
HDP’yi PKK ile özdeşleştirmek ve oradan Suriye YPG bağlantısı kurup, bunu kullanarak; Kürtlerin, devletin ve iktidarın politikaları dışındaki her talebi terör, teröre destek, hainlik ve düşmanlık olarak ilan edildi. Zaten aynı gerekçe ile başkanları, eş başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları, il ilçe başkan ve yöneticileri tutuklandı.
Buna rağmen HDP TBMM’de siyaset yapıyor, meşru alanda söz hakkını sonuna kadar kullanıyor. Bu koşullarda muhalefet yapma azmini bugün idrak edemeyebiliriz; bu günler geçtiğinde ve Türkiye’nin demokrasi mücadele tarihi üstüne konuşulmaya başlandığı zaman Kürtlerin ve HDP’nin değeri, anlamlı duruşu ve direnci anlaşılacaktır.
2019 seçimlerinde “boşluk yaratma” teorisinin Kürt seçmenlerde ne kadar etkisi olduğunu hep birlikte göreceğiz.
İkinci boşluk yaratma sırası aydınlara geldi. Toplumun her kesiminde öyle veya böyle etkisi olan aydınlar için, akıl, izan, hukuk ve adalete merhamet okutacak komplocu suçlamalar üretildi. Sonuç olarak sağ popülizmin bütün dünyada yaptığı, aydın, entelektüel düşmanlığı ve aşağılamasını gözlerimizi pörtleterek izledik ve izliyoruz.
İktidar, aydın ve entelektüelleri de, “yerli ve milli” olmamakla, “her türlü terörle işbirliği” yapmakla ve “güvenilmezlikle” suçlayarak, bu alanı da boşalttı.
Nihayet ana muhalefet partisi (CHP) ile sosyal tabanı arasında boşluk yaratmaya sıra geldi. İki argüman sahaya sürüldü. Birincisi, CHP’nin PKK ve FETÖ ile ilişkisi. Böylece CHP’nin laik, cumhuriyetçi ve Atatürk milliyetçisi-Türkçüleri’nin içine kurt düşürmek. İkincisi, içine bu kurt düşenleri, devletin ve iktidarın yeni Mustafa Kemal söylemi ile avlamak. CHP ile geleneksel sosyolojisi arasında boşluk yaratmak.
Arent’in dediği gibi “bu boşluk yaratıldığında mobilize etmek kolay.” Bu alanda ne kadar başarılı oldular kestirmek biraz zor.
En görüneni, Kürtlerin sokak muhalefetinin engellenmiş olması.
Sosyal medyada muhalefet yapanlar, trollerin hafiye takibi ile art arda gelen tutuklamalar sonucunda, kendi kendilerine oto sansür uygulamaya başladılar.
Yükseköğrenim gençliğinin muhalefeti Cumhuriyet tarihinin en “pasif/pasifize edilmiş” dönemini yaşıyor. 12 Eylül’ün ilk yıllarında bile, yükseköğrenim gençliği akademik, demokratik hakları için mücadele ediyordu. Öğrenci derneklerinin kurulması mücadelesi ve Nisan 1987 eylemleri gençliğin muhalif ruhunun dışa vurumuydu. O zaman da “kökü dışarda, devlet düşmanı” deniliyordu. Önüne gelene “terörist” suçlaması daha icat olmamıştı.
Siyasette hamaset değil gerçekçi cesaret gerekir
Böylesi dönemlerde muhalefetin alternatif siyaset biçimleri araması gerekiyor. Hayatı derinlikli anlamak için felsefe gerekiyor. Eğer değişim diye bir derdiniz var ise: Toplumsal değişim için dönüştürücü siyaset felsefesi ve buna göre yapılması gereken politik pratik olmalı. (Bu başka bir yazı konusu)
Bizde ana muhalefet CHP ne yapıyor? Var olan olguları, kendi tazeliği, yeniliği ve koşulları içinde kavramak yerine, ha bire kendi muhafazakar paradigma çerçevesine uydurmaya çalışıyor. O çerçeve de çok eskide kaldığı için bugünün gerçekliklerine bir cevap vermiyor. Kendi içine, kendi çevresine konuşup heyecan yaratmayı, politika ve sert muhalefet zannediyor. Bu haliyle ana muhalefet sürekli siyasal boşluk yaratıyor.
Hal böyle olunca iktidar aparatlarının ana muhalefeti pasifize edeceği ve tabanı/seçmeni arasında boşluklar yaratabileceği demagojik manevra yapacakları çok geniş alan açıyorlar.
Siyaset cesaret gerektirir. Öyle an gelir ki, size yaşa var ol diyenleri karşınıza alma cesaretini göstererek doğru bildiğinizi söyleme korkusuzluğu gerektirir. Çevrenizdeki şakşakçı, değişimden korkan, değişim olursa hiç olacağını düşünen muhafazakârla karşı karşıya gelmekten korkulmadığı zaman, kendini değiştiren muhalefet, -bu muhalefet kim olursa olsun- ülkeyi de değiştirmeye aday olur. İktidarın ve devletin sizi boşluğa düşürdüğü değil, sizin onları boşluğa düşürerek, toplumun size yüzünü dönmesini sağlayacak bir yeni muhalefet olma cesaretini göstermeniz gerekiyor.
Arent, “Politik alanın, sürekli bir çabayla, tekrar tekrar oluşturulması gerekiyor” diyor. İktidar demokrasiyi araçsallaştırdıkça, politik alanı daraltılıyor. Muhalefet bu koşullarda var olan duruma, erkin pratik-politikasına karşı muhalif olmanın ötesine geçerek politik alanı yeniden kuracak seçenekler sunmalı. Bunun anlamı, Saadet Partisi'ne, İYİ Parti'ye gösterilen samimiyeti HDP’ye de göstermeli ki, siyasal alanın çoğulculuğu ile siyasal alan genişletilebilsin.
KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır TESEV’in “ 2019’a Doğru Stratejik Değerlendirmeler’’ araştırma sonuçları ile ilgili CHP PM, YDK üyelerine yaptığı sunumda: “Sisteme karşı demokratikleşme mücadelesi vermelisiniz. Özgürlüğü seslendirmelisiniz, toplumun yüzde 80’inin temel beklentisi adaletin tesis edilmesi. Toplum adalet, özgürlük ve eşitlik istiyor.” “Şunu dersem şu şekilde damgalanırım, iktidar bizi şöyle tarif eder” gibi korkuları aşmaları tavsiyesi veren Ağırdır, bu korkuların hiçbir karşılığı olmadığının altını çizerek, “İktidar size siyaset sınırını çizmesin, siyaset yapma alanı zaten daralıyor. Bu alanı yeni fikirlerle, radikal kararlarla, dinamik bir yapı ile çözebilirsiniz” önerisi yaptı.
Umalım ki; bütün bu söylenenler dikkate alına…
Yazarlar
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018