İbrahim Kiras
“Yeni anayasa” yapmak da politik bir faaliyet olduğuna göre anayasa yapımı için de benzer bir önleme ihtiyaç var. Midesi zayıfların, yaşı küçüklerin, hassas bünyelerin izlemesi sakıncalı olabilir.
Anayasa dediğimiz kavram aslında devlet yönetiminde keyfiliğin önüne geçmek için bulunmuş bir yoldur. “Anayasal yönetim” insanlık tarihinde çok önemli bir aşamayı temsil eder: Yönetenle yönetilen arasındaki ilişkinin mahiyetine dair kadim anlayışın ters yüz olmasını.
On dokuzuncu asrın ortalarından itibaren “modernleşme yanlısı” vatansever Türk aydınlarının bazen canlarını ortaya koyarak uğrunda mücadele verdikleri dava ülkede anayasal yönetime geçilmesi talebi olmuştur. Çünkü şahıslar yönetiminden kurumlar yönetimine geçmenin yolu kurallar yönetiminin tesisidir.
Ne var ki bazen kurumlar ve kurallar yönetiminin şahıslar yönetimine geçirilmesi için de anayasaya ihtiyaç duyuluyor. Mesela 2017 referandumunda halktan onay alan anayasa değişikliği “hotkutür” (haute couture) bir elbise gibi şahsa özel hazırlanmıştı.
Şimdiki “Yeni anayasa” tartışmasının da tek bir hedefi var: Erdoğan’ın görev süresini uzatmanın yolunu bulmak. Bunun için de oylanacak pakete kimsenin karşı çıkamayacağı dini ve milli şekerlemeler eklenecekti. Ancak yerel seçimin sonuçları bu işi zora sokmuş görünüyor. Başka bir yol deneyecekler artık. Belki de daha dün “Türkiye’nin kurtuluşu ve yeniden şahlanışı” için elzem diye sunulan başkanlık rejiminden tekrar parlamenter düzene dönüş getirilecek “yeni anayasa”ile. Pazarlığa bağlı…
Anayasayı siyasi amaçlarla araçsallaştırma eğilimi AK Parti iktidarlarının bir icadı değil. Bizde bu işler hep böyle oldu maalesef.
İlk anayasamız, “Beni sarhoş abimin yerine padişah yaparsanız ben de anayasal ve parlamenter sisteme geçmeyi onaylarım” diyen ulu hakanın milletimize hediyesiydi. Sonra lüzumu kalmayınca işi bitti. Kanun-ı Esasi 1908 Devriminden sonra yeniden yürürlüğe girse bile sonraki süreçte de anayasa maceramız hep “bir ileri iki geri” temposunda devam etti.
Türkiye 1909 Anayasası ile yürütmeyi yasama kurumuna tabi kılarak kuvvetler ayrılığı sistemine adım atmışken 1924 Anayasası kuvvetler birliğini geri getirmişti.
1909 Anayasasının padişahın elinden aldığı yetkileri 1924 Anayasası çok daha fazlasıyla cumhurbaşkanına tevdi etmişti. (Bilahare 1961 Anayasasının tesis edeceği kuvvetler ayrılığı sistemi 2017’de üstelik doğrudan halk oyuyla tekrar ortadan kaldırılacaktır.)
***
Taha Akyol’un yeni çıkan “Atatürk’ün Anayasası 1924” (Doğan Kitap, 2024) başlıklı eserinden öğreniyoruz ki cumhuriyet dönemi başındaki anayasa tartışmalarına damga vuran dinamik de teorik veya metodik görüş ayrılıklarından ziyade birtakım kişisel iktidar hesaplarının çatışmasıdır.

Devletin bütün organları tek bir kişi (ve onun dar çevresi) tarafından mı yönetilmeli, yoksa kuvvetler ayrılığı çerçevesinde kurumların ve kuralların egemen olduğu düzen mi sürdürülmeli?
Hükümeti de meclisi de yargıyı da orduyu da riyaseti cumhuriyenin birer organı yapma fikri iyi bir fikir mi?
O dönemde kıyasıya tartışılan konulan bunlardır… Tabiri caizse, anayasanın “hotkutür” (haute couture) bir elbise gibi şahsa özel hazırlanması taraftarları ile “Yarın bir gün başkası da giyebilsin” diye buna itiraz edenlerin mücadelesidir yaşananlar.
Cumhuriyetin ilanı, saltanatın ve hilafetin kaldırılması, laikliğin getirilmesi, tevhidi tedrisatın tesisi gibi konular hiç tartışılmadan kabul edilmişti. Mamafih kuvvetler ayrılığı, meclisin hükümetle ilişkisi, cumhurbaşkanı yetkileri gibi konularda yoğun tartışmalar baş göstermişti.
Ancak o günkü güç sahiplerinin bu konuların tartışılmasından pek hoşnut olmadıkları anlaşılıyor.
Bilhassa cumhurbaşkanı yetkilerinin olağanüstü şekilde arttırılması teklifine karşı çıkan gazetecileri ve muhalif milletvekillerini Yunus Nadi, Falih Rıfkı gibi Çankaya’ya yakın gazete yazarları “Kan akar, kelleleriniz gider” diye açıkça tehdit ediyorlardı.
Bazı iktidar sözcüleri ise “görev gereği” olarak akıl ve mantık çerçevesinde muhataplarını ikna etmeye çalışırken bir hayli zorlanıyorlardı. Mesela Saracoğlu Şükrü mecliste yaptığı bir konuşmada kuvvetler ayrılığı sistemine geri dönmenin irtica olacağını söylemişti. Yunus Nadi ise taslakta hükümetin görevleri ile meclisin yetkileri ayrı ayrı düzenlenmiş olduğuna göre buna kuvvetler birliği denemeyeceğini ileri sürmüştü!
Yine de üyeleri tek tek Atatürk tarafından belirlenmiş olan ikinci mecliste müzakere edilip oylanan cumhurbaşkanı yetkileriyle ilgili bazı maddeler reddedilebildi. (Bu arada muhalefetin desteklediği “Kadınlara seçme ve seçilme hakkı” veren önerge iktidar oylarıyla geri çevrildi.)
***
Bizim mesleğin duayeni olması yanında, Türk hukuk ve anayasa tarihi sahasının da otoritesi ve yakın dönem siyasi tarihimizin önde gelen uzmanlarından olan Taha Akyol’un kitabında bütün bu süreç en teferruatlı anekdotlar eşliğinde akıcı bir dille anlatılıyor.
Taha Akyol, TBMM zabıtları ve dönemin gazeteleri başta olmak üzere arşiv kayıtlarında titizlikle yürüttüğü çalışmalara dayanan yeni kitabında bu dönemde yaşanan tartışmaları gözümüzün önüne seriyor.
Bir yanıyla geçtiğimiz yıl yayımlanan “Neden 29 Ekim? Cumhuriyet’in İlanına Giden Yol” başlıklı eseri tamamlayıcı nitelikte bir çalışma, yakın tarihimizin en önemli olaylarıyla ilgili çok değerli bir kaynak.
Çünkü 1924 anayasasının hazırlanması sürecinde gerek mecliste gerekse kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışma konusu olan hususların neler olduğunu, bunlara kimin hangi gerekçelerle yaklaştığını öğrenmek yeni rejimin kaynağındaki amaçları ve sonraki istikametini öğrenmek açısından da önemli.
Bir de tarihin tekerrürü denilen hadisenin hayal mahsulü bir yakıştırma olmadığını görmek açısından…
“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar / Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi” diye boşuna söylememiş milli şairimiz.
Ne var ki Hegel’in “tarihteki bütün büyük olaylar iki kere sahnelenir” tespitine “ilkinde trajedi, ikincide komedi olarak” ilavesinde bulunan Marks da haksız değil.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları





















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.02.2026
27.01.2026
27.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
20.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
13.01.2026
6.01.2026