Mensur Akgün
Dünyaya bakmanın tek bir yöntemi yok. Kim olduğunuz, aldığınız eğitim, önemsediğiniz sorunlar ve daha pek çok değişken bakış açınızı belirliyor. Bazı ülkeleri ya da grupları dost, bazılarını hasım olarak görebiliyorsunuz. İktisatçıysanız farklı, jeologsanız farklı bir dünyadan söz ediyorsunuz. Benim gibi siyaset bilimi eğitimi almışların çoğunun aklına ise dünya dendiğinde egemen devletler, uluslararası örgütler, liderler ve çıkarlar geliyor.
Bizler dünyayı genelde anarşinin hüküm sürdüğü, devletler üstü bir otoritenin var olmadığı, barış ve istikrarın güç dengelerinin idamesine bağlı olduğu bir yer olarak görüyoruz. Bizim dünyamızda sürekli bir rekabet söz konusu. Devletler çıkar ve beklentilerini korumak için birbirlerine karşı ya güç kullanıyor ve güç kullanma tehdidinde bulunuyor ya da vaat ediyor, söz veriyor. Aidiyet de önemli, bazı devletleri dost bazılarını hasım olarak görüyoruz ama çıkarları daha fazla önemsiyoruz.
Bu yüzden de “ahlak” kişisel tercihlerimiz açısından ne kadar önde ve vazgeçilmez olursa olsun, dünyada olabileceklere, devletlerin birbirlerine yapabileceklerine bu açıdan bakamıyoruz, daha doğrusu bakmamamız gerektiğini biliyoruz. Devletlerin ahlak dışı davranışları bizi üzse bile şaşırtmıyor. Çünkü tarihe baktığımızda “ahlaksızlığın”, daha doğrusu norm dışı davranışın sayısız örneğini bulabiliyoruz. Varlıklarını veri kabul edip, çıkarlarımıza aykırı olanları değiştirmek için “pazarlık” öneriyoruz.
Hedefimiz bazen caydırıcılık, yani istemediğimiz bir şeyin bize, kendi ülkemize yapılmasını önlemek veya zorlama, yani karşımızdakinin bizim istediğimiz bir şeyi yapmasını sağlamak oluyor. İkna kabiliyetimizin, yani cazibemizin artması da bizlere önemli geliyor. Ne de olsa cazibemiz sayesinde pazarlık etmemize, çıkar ve beklentilerimizi korumak için güç tehdidinde bulunmamıza gerek kalmıyor.
Cazibemiz bazen demokrasimizden ve insan haklarına saygımızdan, bazen diplomasimizden, bazen de ekonomik imkanlarımızdan kaynaklanabiliyor. Ya da bundan 5-10 yıl önce olduğu gibi yarattığımız model dünyaya, dünyanın önde gelen ülkelerine dünya siyasetinin içinde bulunduğu şartlar nedeniyle cazip gelebiliyor. Zaman zaman da coğrafyamızı ikna kabiliyetimizin aracı olarak görüp, karar verme konumunda olanlara hatırlatmak ihtiyacı hissedebiliyoruz.
Sanıyorum bu tür eğitim almışlar devletlerinin gücünü çoğunlukla askeri potansiyelin, ekonomik imkanların, dostluk-düşmanlık aksları içinde kendilerine buldukları yerin, eğitim kalitesi ve teknolojik üstünlük çarpanlarının bileşkesi olarak görüyorlar. Güçlü ve aslında etkili olabilmek için demokrasiye, insan haklarına kendi içkin değerleri ötesinde atıfta bulunuyorlar. Meşruiyet üretme süreçlerini önemsiyorlar.
Siyasetçilerin, liderlerin başarısını maksimalist taahhütlerini gerçekleştirip gerçekleştirmemeleri yerine çıkar maksimizasyonuna ne kadar yaklaştıklarıyla ölçüyorlar. Dünyaya “realist” denebilecek açıdan bakanların dikkat ettikleri yer eldeki imkanlarla talepler arasındaki orantı oluyor. Rasyonalite denen kavram dillerinden düşmüyor. İstedikleri sonuca sebeplerden yola çıkarak ulaşmaya çalışıyorlar. Anarşi dendiğinde akan sular duruyor.
Disipline haksızlık etmemek için herkesin realist olmadığını, dünya barışının ve istikrarının ticaretle, demokratikleşmeyle, uluslararası normlar ve kuruluşlarca daha iyi korunacağını söyleyenlerin olduğunu da belirtmekte yarar var. Liberal etiketi altında sınıflanan bu insanların dışında çatışmanın, gerilimin dünya sistemindeki adaletsizlikten kaynaklandığını, dünya kapitalist sistemi çökmeden hiçbir şeyin değişmeyeceğini söyleyenlerin olduğunu da not etmek gerek.
Anarşi diye bir şeyin olmadığını, anarşiyi bizlerin söylemleri ve inançlarıyla var ettiğini yüzümüze vuranların sayısı da hiç az sayılmaz. Realizmi bir söylem, anlatı olarak görenler de var. Feministler ise dünya siyasetinin içine sinmiş erkek egemen değerleri fark ve idrak etmemiz için ellerinden geleni yapıyor. Post-modernistler arkeolog titizliğiyle doğru olduğunu varsaydığımız önermelerin geçmişini araştırıyor, bizi anlatılarımızla baş başa bırakıyor, yüzleşmeye zorluyor.
Ayrıca dünya da yavaş yavaş değişiyor. Unutmayalım ki, son birkaç yüzyıl içinde savaşların daha insani şartlarda yapılması için pek çok norm yaratıldı, örgüt kuruldu. Lahey’de, Cenevre’de sözleşmeler imzalandı. Savaş suçlularını yargılayacak mahkemeler çalışmaya başladı. Sınırlı da olsa silahsızlanma mümkün hale geldi. İnsan haklarının, demokrasinin tartışmasızlığı kabul gördü. Entegrasyon çabaları hız kazandı. Siyaset sahnesindeki kadınların sayısı arttı. Pek çok konuda geçmiş yıllara göre daha duyarlıyız.
Ancak ne yazık ki hala gücü gücü yetene anlayışının hakim olduğu, kıskanç ve bencil devletlerin güçlerini sürekli maksimize etmeye çalıştıkları bir dünyada yaşıyoruz. Güvenlik, menfaat, beklenti söz konusu olduğunda durumumuz binlerce yıl önceki Mezopotamya’dan, Çin’den, Yunan şehir devletlerinin durumundan farklı değil. Kopenhag Okulu’ndan yetişmiş uzmanlar her şeyi güvenlikleştirmeyelim uyarısı yaparken devletler, özellikle de gücü-kuvveti yerinde olanlar her şeyi güvenlikleştiriyor. Bizim gibi insanlar da Pazar yazısı niyetine bunları yazıyor…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.02.2026
4.02.2026
28.01.2026
25.01.2026
21.01.2026
18.01.2026
14.01.2026
11.01.2026
7.01.2026
4.01.2026