M.Şükrü HANİOĞLU
15 Temmuz darbe girişimi cesametindeki bir gelişme, şaşırtıcı olmadığı gibi, ciddî artçı depremlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Dinî söylem arkasına sığınarak ve mağduriyetleri suiistimal ederek "devlet içinde devlet" haline gelmeye çalışan, bu alandaki başarısı neticesinde değişik güç ve istihbarat örgütlerinin taşeronu haline gelen kapalı bir yapının askerî kadrolar ile adalet, güvenlik ve eğitim kurumları başta olmak üzere bürokrasiden ayıklanması öncelikli sorun haline gelmiştir.
Darbecilerin kendilerini durdurmaya çalışan sivil halka acımasızca ateş açtıkları, meclisi bombaladıkları bir kalkışma sonrasında devlet yönetiminin böylesi bir refleks göstermesi yadırgatıcı değildir.
Buna karşılık "öncelikli sorun"un diğer tüm uzun vâdeli toplumsal hedeflerin önüne geçmesine izin verilmemesi gerekmektedir.
"Devlet içinde devlet" yapılanmasının sonlandırılması, emirleri bürokrasi içinde siyasal otoriteden, yargı dahilinde bağımsız kurumlardan, silahlı kuvvetler bünyesinde ise komuta kademesinden değil kendi kapalı örgütünden alan bir yapılanmanın tasfiyesinin "önceliği" tartışma götürmez.
Ancak toplumun geleceği için hayatiyet arzeden bu tedbir Türkiye'nin "nihaî gelecek tasavvuru" haline getirilmemelidir. "Devlet içinde devlet" olmaya çalışan bir yapıyı tasfiye etmesi zorunlu olan Türkiye'nin gelecek tasavvurunun "bu örgütlenmenin varolmadığı bir ülke"ye indirgenmesi büyük bir hata olur.
Türkiye'nin gelecek tasavvuru, birey merkezli, özgürlükçü bir toplumsal sözleşme, hukukun üstünlüğüne dayalı bir katılımcı demokrasi ve vatandaşlık temelli bir "demos" olmalıdır.
Öncelikli sorun şüphesiz bunların hepsine yönelik bir tehdit oluşturmaktadır. Ancak "sadece onun izâlesi" nihaî hedeflerimize ulaşmamızı temin edemeyecektir. Bunun yanı sıra geçmişte yaşanan örneklerden de ders çıkararak hassasiyet göstermemiz gereken bir konu, söz konusu yapının "tasfiyesi"nin söz konusu hedeflerimize zarar vermeyecek, gelecek tasavvurumuzu etkilemeyecek biçimde gerçekleştirilmesidir.
Olağanüstülüğün normalleşmesi
Yakın tarihimizde rejimin kendisine yöneltilen ve kalkışma boyutuna ulaşan tehditleri tasfiyesinin "kendi başına bir amaç" haline gelerek devamlılık kazandığı, siyasetin şeklini derinden etkilediği, "olağanüstülüğü normalleştirdiği" iki çarpıcı tecrübe yaşanmıştır.
Bunlar günümüzde karşılaştığımız sorunla bağlam, siyaset yapılanması, iktidarın amaçları ve gösterilen toplumsal tepki alanlarında önemli farklılıklar gösterir. Buna karşılık onlardan önemli dersler çıkartmak mümkündür.
İkinci Meşrutiyet Dönemi'nin "darbe- karşıdarbe- kalkışmasuikast" panayırına dönüşen 1908-13 parantezi, Sadrâzam Mahmud Şevket Paşa'ya 11 Haziran 1913 günü yapılan suikast ile kapanmıştır. Muhalefetin yaklaşık beş ay önce Bâb-ı Âlî baskını ile iktidara el koymuş olan İttihad ve Terakki rejimine yönelik yeni bir girişiminin işaret fişeği olan bu suikast sonrasında, hükûmet kendisini hedef alan tertibe karşı zecrî tedbirler almış, bu alanda yürütülen mücadele ise girişimden bağımsız olarak tüm muhalefetin tasfiyesi ile neticelenmiştir.
Bürokrasi ve ordudaki muhaliflerin tetikleyebilecekleri yeni bir darbeyi önleme endişesi (iktidarın beş yılda beş kez darbe ile el değiştirdiği bir ortamda bu anlamsız bir kuruntu olmaktan uzaktı) fiilî bir tek parti rejiminin yerleşmesine ciddî katkıda bulunmuştur.
Olağanüstü koşullar ve yeni kalkışmaları engelleme kaygısı, 1914 seçimleri sonrasında oluşarak, İttihad ve Terakki Cemiyeti mensubu meb'uslardan oluşan meclisin bile dışlandığı, ülkenin, ilgili nâzır- sadrâzam- sultan imzası ile yürürlüğe konulan, önemli bir bölümü Kanun-i Esasî'nin temel ilkeleri ile çatışan kavânin-i muvakkate (geçici yasalar) ile yönetildiği bir düzen oluşmasına yol açmıştır.
I. Dünya Savaşı'nın yarattığı ortam ise bunu tahkim etmiştir.
Kamuoyunda "Tehcir Kanunu" olarak anılan 1915 tarihli geçici yasanın da dahil olduğu bu düzenlemelerin son derece sınırlı katılım ve tartışma ile şekillendirilmesi hayatî kararlarda önemli hatalara düşülmesine neden olmuştur.
Benzer bir süreç Erken Cumhuriyet döneminde de yaşanmıştır.
Şeyh Sa'id İsyanı'ndan (1925) İzmir Suikast Girişimi'ne (1926) ulaşan süreçte yaşanan gelişmeler nedeniyle alınan tedbirler, Takrir-i Sükûn Kanunu'nun çıkarıldığı, muhalefet fırkasının kapatıldığı, İstiklâl Harbi kahramanı komutanlardan İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin eski liderlerine ulaşan bir yelpazedeki muhaliflerin (bir bölümü kanıtlanamayan suçlamalarla idam edilerek) tasfiye edildiği rejimin altyapısını hazırlamıştır.
Bunun neticesinde ise "millet inşa" edilmesi, yeni bir devletin örgütlenmesi önemindeki süreçler çoğulcu tartışmanın olmadığı, farklı görüşlerin dile getirilemediği bir ortamda gerçekleşmiştir.
Öncelik ve uzun vâde
Vurguladığımız gibi yaşadığımız iki tecrübenin tarihî ve toplumsal bağlamları günümüzden farklıdır. İttihad ve Terakki Cemiyeti ile Erken Cumhuriyet dönemi Cumhuriyet Halk Fırkası içinde tek parti rejimi taraftarlarının güçlü olması, kalkışmalara karşı alınan tedbirlerin şiddet ve kapsamını etkilediği gibi olağanüstülüğün "normalleşmesi" ve süreklilik kazanmasına ciddî katkıda bulunmuştur.
Günümüzde böylesi "muhalefetsiz iktidar" ve "genel tasfiye" eğilimlerinin revaç bulmaması, siyasetin "bir kurum" olarak darbeciliğe karşı tavır takınması, tedbir alınmasını meşru görmesi son derece önemlidir. Bunlar geçmişte yaşananların tekrarlanmaması alanında varolan önemli güvencelerdir.
Buna karşılık, bunlarla yetinilmeyerek, öncelik vermemizin zorunlu olduğu tedbirler manzumesinin "olağanüstülüğü" normalleştirmemesi, gelecek tasavvurumuzu gölgelememesi ve onun biçimini etkilememesi için de hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.
Bir taşeron olarak Türkiye'ye saldıran, toplumu ezerek, vatandaşları katlederek ülkeyi ele geçirmeye kalkışan kapalı bir yapının tasfiyesi ne denli gerekliyse, bunun hukukun temel ilkeleri çerçevesinde ve insan hakları ihlâl edilmeden gerçekleştirilmesi, alınacak tedbirlerin suç işleyenlere münhasır kalması ve önleyici önlemlerin cezalandırmaya dönüşmemesi de aynı ölçüde zorunludur. 2016 Türkiye'si 1913 ve 1925- 26 deneylerinden farklı olarak mücadelesini bir "hukuk devleti" olarak verme durumundadır.
En az bunun kadar önemli olan husus ise öncelikli sorunumuzun gelecek tasavvurumuzun önüne geçmemesi ve onun temel ilkelerini etkilememesidir. Zikredilen yapının tasfiyesinin Türkiye için bir hayat ve memat meselesi olması, aslî hedefimizin katılımcı demokrasi olduğu gerçeğini gölgelememeli ve bu ideale ulaşmamız için katetmemiz gereken yolu uzatmamalıdır.
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları




















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.11.2018
12.11.2018
5.01.2018
29.10.2018
22.10.2018
15.10.2018
24.09.2018
16.09.2018