M.Şükrü HANİOĞLU
Üzerinden 104 yıl geçen 10 Temmuz'dan günümüze yaşadığımız sorunların nedeni "meşrutiyet" ya da "cumhuriyet" değil, bu kavramların içini boşaltan bir toplumsal mühendislik projesidir
En büyük millî bayramlıktan, "sansür"ün kaldırılmasının anılmasına indirgenen "İnkılâbı Azîm," 104. yılında dahi etkilerini hissettiğimiz bir tarihî kırılma noktasıdır. Bu ise gerçekleştiricilerinin Fransız "İhtilâl-i Kebîr"i ile kıyaslamaktan çekinmedikleri "inkılâb"ın kelimenin gerçek anlamıyla "azîm" olmasından ziyade "İşkodra'dan Basra'ya" ifadesiyle tanımlanan bir coğrafyada yeni siyaset, kurum ve yapılanmaların temelini atmasından kaynaklanmaktadır. Bu coğrafyanın merkezinde yer alan ve kendini Osmanlı'nın en önemli mirasçısı kabul eden Türkiye'de bu etki şüphesiz oldukça kuvvetli biçimde hissedilmektedir.
10 Temmuz ve yeni siyaset
Başta Profesör Selim Deringil'in ufuk açıcı çalışmaları olmak üzere II. Abdülhamid dönemi üzerine yapılan yeni araştırmalar, 1908 sonrası benimsenen "Gerici Kızıl Sultan" kavramsallaştırmasının fazlasıyla sığ olmakla kalmayarak, modernliğin dayattığı koşullara cevap verebilecek bir "neo-patrimonyalizm" yaratma çabalarını kavramaktan uzak kaldığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde dönemin Osmanlı dış siyaset uygulamaları da sultanın hassas Avrupa dengesindeki değişimleri kavradığını ve bu dengenin boşluklarına sığınarak ciddî çatışmaları ustalıkla engellediğini ortaya koymaktadır.
Ancak bunlar 1908 öncesi rejiminin baskıcı karakterde olduğu, her yıl devlet salnâmelerinin (yıllıklarının) başında yayınlanan Kanuni Esasî'de zikredilen hakların kâğıt üzerinde kaldığı gerçeğini değiştirmemektedir. Şahıs kültünü yoğun biçimde kullanan rejim, kurduğu siyaset tekeli ile her türlü örgütlemeyi yasaklamakla kalmayarak, "siyaset"in tartışılmasını engelliyordu. Bu nedenle "İnkılâb-ı Azîm" gerçek anlamda bir siyaset milâdı oldu ve "devr-i sâbık" olarak kavramsallaştırdığı II. Abdülhamid rejimine dönüş isteği, ağırlığı olan hiçbir entelektüel ve kurum tarafından dile getirilmedi. Ahmed Rıza Bey ve Prens Sabahaddin'den, Mehmed Âkif ve Said-i Nursî'ye ulaşan genişlikteki bir düşünce yelpazesinde yer alan entelektüeller, 1908 öncesini, dönülmesi mümkün olmayan bir eski rejim olarak kavramsallaştırdılar.
Eski rejim ile yeni dönem arasına kalın bir çizgi çeken 10 Temmuz, beraberinde getirdiği gerçek seçimler, siyasî parti yapılanmaları, onların üyelerinden oluşan temsil kurumları ve her türlü siyasî konuyu tartışan basın ile hakikî siyasetin de başlangıcı oldu.
Görkemsiz baskıcılık
Dolayısıyla 10 Temmuz sonrası gelişme ve sorunların nedeninin bizatihi "10 Temmuz" olduğunu savunmak, onu 27 Mayıs ya da 12 Eylül darbeleriyle özdeşleştirmek mümkün değildir. 10 Temmuz'un gerçekten de özgürlükçü bir çağın milâdı haline gelmesi ve Osmanlı dünyasının farklı bir gelişime sahne olması imkânsız değildi. Mesele "hürriyeti ilân" etmekle övünen bir siyasî hareketin neden otoriterliğe kaydığı ve yerini aldığı rejime rahmet okutan bir baskıcılığa yöneldiğinde düğümlenmektedir.
"İnkılâb-ı Azîm" sonrasında Ebu'l-Ahrar (hürriyetçilerin babası) ûnvanıyla İstanbul'a dönen Ahmed Rıza Bey, dava arkadaşlarının baskıcılığını eleştirirken eski "istibdadın" bir "mehâbeti (görkemi)" olduğunu dile getirmişti. Ahmed Rıza Bey'in ayağa düşürülen bir baskıcılık yaratmakla suçladığı İttihadçı yoldaşlarının temel sorunu gerçek amaçlarının "hürriyet" olmamasıydı.
Ülkeyi örgüt kültü desteğiyle yöneten, 1913 sonrasında ise tek parti diktatörlüğü tesis eden İttihad ve Terakki erkânının gerçek amacı bilimci, seçkinci, Sosyal Darwinist ve Türkçü bir ideoloji çerçevesinde kapsamlı bir sosyal mühendislik projesini hayata geçirerek, toplumu dönüştürmekti. Bilimcilik, gidilecek yolu tayin ediyor; seçkincilik, "sebükmagzân (akılsızlar)" olarak aşağılanan kitleleri eğitme vazifesini meşrulaştırıyor; Sosyal Darwinizme duyulan inanç çatışmanın bilimsel çerçevesini oluşturuyor; bundan da etkilenen Türkçü yaklaşım imparatorluğun Türk unsurunu "millet-i hâkime" haline getirmeyi amaçlayan bir siyasî milliyetçiliği şekillendiriyordu. Bu doğal olarak "hürriyet" ve "çoğulculuk" içinde gerçekleştirilmesi imkânsız bir projeydi. Nitekim böylesi kaygılar, 1913 başında projenin selâmeti için tamamıyla terkedildi.
Dolayısıyla sorun "yeni siyaset" değil, onun bir toplumsal mühendislik projesine dönüştürülmesiydi. Bu proje, dış gelişmelerin de yardımıyla, on yıl içinde imparatorluğun sonunu hazırladı.
10 Temmuz'un mirâsı
10 Temmuz gerçekte Türk ulusdevletinin de ideolojik temellerini atmıştı. 1960'a kadar Çankaya'da oturan cumhurbaşkanları İttihadçı ideolojiden değişik şekillerde etkilenmişler ve "İnkılâbı Azîm"in icra edilmesinde değişik roller oynamışlardı. Örgüt kültünün yerine yeniden şahıs kültünü geçiren Erken Cumhuriyet de ideolojik temelleri fazla farklılık göstermeyen ancak bir imparatorluğu dönüştürmeyi değil, bir ulus-devleti yapılandırmayı amaçlayan bir toplumsal mühendislik projesini hayata geçirmeye çalışmıştı.
Bu yeni proje, imparatorluk yapısından kaynaklanan engellerin ortadan kalkması nedeniyle, daha radikal olabiliyordu. Bilimci, Sosyal Darwinist ve seçkinci vurgular güçleniyor, temsil kırıntıları ortadan kaldırılarak siyaset bütünüyle bir "eğitme, aydınlatma ve medenîleştirme" çabasına dönüştürülüyor, fizikî antropoloji temelli milliyetçilik "millet-i hâkime"den "dünya uygarlığının kurucusu üstün bir ırk" çıkarıyordu. Bu değişimlere karşılık Erken Cumhuriyet projesinin bilhassa 1913 sonrasında gerçekleştirilmeye çalışılan dönüşümün devamı olduğu şüphesizdir.
29 Ekim'in ulus-devlet tarihimizde çözemediğimiz meselelerin kaynağı olmaması gibi 10 Temmuz da II. Meşrutiyet dönemi sorunlarının nedeni değildir. Bunların kaynağı baskıcılığa yol açmaması mümkün olmayan, kültlerle desteklenen, tepeden inmeci ve otoriter toplumsal mühendislik projesidir. Bu proje nedeniyle "siyaset" gerçek anlamıyla "siyaset" olamamış, "hürriyet" de bir türlü gelememiştir.
10 Temmuz gerçekten de çoğulcu bir yapılanmaya yönelimin milâdı olabilirdi. Bu gerçekleşmediği gibi, ulus-devletimiz de böylesi bir dönüşümü başaramadı. Ama bunun nedeni "meşrutiyet" ya da "cumhuriyet" değildi. Suçlu toplumsal mühendislik projesi tarafından içleri boşaltılan bu kavramlar değil bizatihi projenin kendisidir.
Özgürlükçü bir anayasa yapma aşamasında Türkiye'nin önünde duran en önemli mesele şüphesiz "demokratik çoğulculuğun" da aynı proje tarafından içinin boşaltılmasının, siyasetin bu projenin aracı olmaya indirgenmesinin önüne geçilmesidir. Bunun gerçekleştirilmesine çalışılırken yapılabilecek en büyük hatanın da farklı bir toplumsal mühendislik projesi geliştirmek olduğunu unutmamak gereklidir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları





















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.11.2018
12.11.2018
5.01.2018
29.10.2018
22.10.2018
15.10.2018
24.09.2018
16.09.2018