Murat BELGE
Adına “Batılılaşma” mı diyeceksiniz, “Modernleşme” mi, aslında ikisi de aynı küresel fenomeni anlatır. (Hem arkalarında da “kapitalistleşme”nin çehresini görürsünüz). Dünyanın her yerinde zor yaşanmış, dirençle karşılanmış bir olaydır bu. Kendisi bir imparatorluk olan ve yüzyıllarca bunun gururuyla yaşayan Osmanlı-Türk toplumu için de hiç kolay olmamıştır. “Direnç” dedim. Kim direnecek? Dünyanın her yerinde, bunun bir zorunluluk olduğu kararını verenler “üst kat”ta oturanlar, seçkinler olmuştur. Öyleyse, kendi kararlarına kendileri direnecek değiller. Direnmek, “alt kattakiler”e düşmüştür. Burada, o “Batılılaşma/Modernleşme” fikrine katılmayan, dolayısıyla buna muhalefet eden bazı seçkinler de direnişe katılmış olabilir. Ama bunlar zaten azınlıktaydı.
Bunlar, bugün, çok eskide kalmış konular gibi görünüyor. “Görünme”nin ötesinde, gerçekten çok eskilerde kaldı. Ama somut genel tarih başka, bir toplumun psikolojik tarihi başka. Bu ikincisinde zaman daha yavaş yürüyor. Yaşarken travma yaratmış olaylar kolay kolay unutulmuyor. “Bize karanfil dağıttılar” diye anacağınız bir olay varsa, bunu çabucak unutuyorsunuz; ama, “Bize taş taşıttılar” denecek bir olay varsa, bu, “öldür Allah”, unutulmuyor. Türkiye’de Batılılaşma/Modernleşme de gerçekten büyük travmalar yaşatmış bir olay-“olay” değil, bitmez tükenmez bir “süreç!” Bugün Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü politikaların ideolojik kabı nedir? Elcevap: Mağduriyet! Neye dayanıyor, nereden kaynaklanıyor. İşte bütün bir Batılılaşma/Modernleşme tarihinden, onun öznesi olan “CHP”den ve hepsinin kılıfı olan “tek-parti yönetimi”nden kaynaklanıyor. “Bizi mağdur ettiler. Bizi ‘parya’ yaptılar” söyleminin temelinde bu yatıyor.
Uzakdoğu’nun dinleri, çeşitli “Budizmler” ve “Zen”, “Taoizm” ya da “Şinto”, “Çin’de geçerli “Konfüçyüsçülük”, Tanrı kavramını iyice soyutlaştırır ve uzaklaştırır. Onun için, bizim yakından tanıdığımız dinlerden çok felsefî sistemlere benzerler. Sina Dağı’na inip Musa’ya “on emir”li levha veren, İsa’nın babası olan ve insanların abdestinin kurallara uygunluğunu ya da oruç bozmalarının tam dakikasını denetleyen, Ortadoğu’nun “Tek Tanrısı” böyle değildir. Hele Müslümanların Allah’ı, toplumsal-kültüren hayatı baştan aşağıya düzenler. Onun için Müslüman toplumlarının tek ideolojisi dindir, İslâmiyettir; Batılılaşma/Modernleşme devletin ayak uydurmayı kaçınılmaz kabul ettiği yol olunca, bu yola muhalefet eden kimse, İslâmiyetten aldığı kavramlarla muhalefet etmiştir. Girilen yolun topluma empoze ettiği bedelleri de “üst” değil, “alt kat” sakinlerinin ödemesi, dünya tarihinde şimdiye kadar pek istisnası görülmemiş bir kuraldır. Dolayısıyla İslâmiyet, sürecin yükünü taşıyan kitlelerin ideolojisi haline de gelmiştir. Bu yapısıyla, birçok Müslüman toplumda, bu arada özellikle Türkiye’de, İslâm ideolojisi bir “sınıf” ideolojisine uygun bir karakter edinmiştir. Benzerleri gibi Türkiye de, belirli nedenlerden ötürü, Batı’daki gibi net bir “sınıf” kültürü ya da ideolojisi üretmemiş, genel din, alt sınıfların daha sıkı sarıldığı ideoloji haline gelmiştir.

Bunun böyle olduğu, toplumsal katlar arasında o kadar “alt”ta kalmayanların da dikkatini çekmiştir, şüphesiz. Cumhuriyet rejiminin “Batılılaşma/Modernleşme”yi tamamlayan üçüncü ayağı “kapitalistleşme” için seçtiği yol, “tekelci devlet kapitalizmi” idi. Burada bunun ne olduğunun ayrıntılarına giremeyiz; ancak bu yöntemle biçimlenen yeni burjuvazinin “geleneksel/modern” ayrımında, hangi tarafta durmayı tercih edeceği, uzun boylu araştırma gerektirecek bir konu değiltir.
“Tekelci Devlet Kapitalizmi” oldukça ayrıcalıklı, pomatlı ve pudralı bir burjuvazi yarattı ama genel kapitalistleşme, burjuvalaşma yollarını da açtı. Yani, “pre-kapitalist Osmanlı toplumu”nun “pre-kapitalist egemen sınıfları”, yani “eşraf ve mütegallibe” ve her boydan, her soydan “açıkgöz”, “türedi” v.b. bir “orta burjuvazi” yaratmak üzere, kendini yeni düzene bir yerinden eklemlemenin bir yolunu buldu. En altta kalan sınıf ve tabakaların “defansif İslâm”ını ilk fark eden ve bundan yararlanmanın yolunu bulanlar da onlar oldu. İslâmi dünya görüşü içinde ayrıcalıklı yeri olan “paternalizm”i hemen benimsediler.
Upuzun bir tarihten söz ediyorum ve ister istemez hoyrat özetler yapıyorum. “Tek-parti”nin bu egemenliği gevşeyip “çok-partili” sisteme geçince, geçerken, muhalefetin “popülist” bir söylemi geliştrmesi bir tür “Allah’ın emri”ydi; İslâm’ın burada da düzenleyici rolünü üstleneceği doğaldı. Aramızda sınıf farkı doğuyor, daha doğrusu aramızda sınıf farkının çoktan doğmuş olduğu artık gizlenmiyor mu, “Birader, hepimiz Müslümanız; değil miyiz” söyleminden “Ey, ne yapalım? Beş parmağın beşi bir değil” söylemine geçilir -ama referanslarımız İslâm içinde kalır.
Bunların ve buraya sığdırmama imkân olmayan buna benzer binlerce ayrıntının bir sosyalist olarak benim için ve genel olarak sosyalistler için taşıdığı anlam ne?
Taşıdığı anlam, kısaca, şu: bu toplumda sosyalizmin kurulabilmesi, bu çoğunluğun sosyalizmi benimsemesiyle mümkün olacaktır. “Sosyalist Türkiye”nin nüfusunu Şili’den veya Avustralya’dan ithal edemeyeceğimize göre, burada yaşayan insanları sosyalizmin istenir, iyi bir şey olduğuna ikna etmemiz gerekiyor. Bu halk çoğunluğu, anlatmaya, özetlemeye çalıştığım tarihi koşullar sonucunda İslâmi ideolojinin içine doğmuş, onun içinde yetişmişler. Sosyalizmin iyi ve istenir olduğunu anlatma işine, ilkin inançlarına söverek başlarsak (ya da son derece etkin siyaset yapan “önder kadrolarına durumu böyle gösterme imkânı verirsek” bu yolda fazla mesafe alamayacağımız belli.
Basit bir “siyasî nezaket” olayından söz etmiyorum. Bu toplumun neredeyse ezelî “aydın/halk” bölünmesinde ayrıca bir de “sosyalist” olarak yer alan ve siyaset yapan (yapmaya çalışan) kadroların halkla kuracakları anlamlı (çok-yanlı, çok-katlı) alışverişten söz ediyorum.
Devam edeceğim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025