Nadi ÖZTÜFEKÇİ
Profesyonel devrimcilik…
Bu kavram bir zamanlar hayatını devrime adamış insanlar için kullanılırdı. Hatta 12 Eylül mahkemelerinde “Mesleğin..?” sorusuna “Devrimcilik” cevabı verenler olduğu söylenirdi.
Yazının başlığını okuyanlar “Profesyonel Komünistlik” kavramını da bu anlamda kullandığımı düşünebilirler.
Hayır. O anlamda kullanmadım.
Ne yazık ki o günlerden bu yana çok zaman geçti.
Kapitalizm birçok şeyi değiştirdiği, modifiye ettiği gibi “Profesyonel” kavramını da değiştirdi, yeni anlamlar yükledi. Şimdi “Profesyonel” dediğinde; bir işi para kazanmak amaçlı yapmak akla geliyor. Aslında “profesyonel” kelimesinin sözlük anlamı hiç değişmedi. Ama yine de “profesyonel devrimci” dendiğinde aklımıza öncelikle devrimcilikten başka bir şeyle uğraşmayan insanlar gelirdi. Belki o zamanlar pek kullanılmıyordu ama, eğer o dönemlerde “Profesyonel Komünistlik” diye bir kavram geçseydi oluşacak ilk algı da benzer olurdu. Yaşamını Partinin kendisine verdiği görevlere, komünizmin ideallerine adamış bir komünist…
O günler geride kaldı. En azından önemli bir kesim açısından. Özellikle de ortada kendini adayacak kadar güvenip inandığın bir komünist partinin varlığını göremiyorsan bu durum bir parça hoş görülebilir.
Artık para kazanmak için profesyonel olarak yaptığın değişik işler vardır. Yaşamanı sürdürmek zorundasındır. Elinden geldiği kadar da iyi sürdürmeyi isteyebilirsiniz.
Her şeye rağmen komünistlik, senin vazgeçemediğin bir idealdir, sürekli arayış içersinde olur, ülke sorunlarınla tıpkı bir partili gibi duyarlı olur ve komünistliğin kişiliğine yerleştirdiği sorumluluk, haksızlığa, sömürüye tahammül edememe gibi duyguların etkisiyle hareket edersin.
Diyelim ki bunları da yapacak kadar bir motivasyonu taşımıyorsun. Öylesine gönül yorgunluğun var ki ya da gönül kırgınlığın; “beni mazur görün” de diyebilirsin.
Bütün bunlar normal ve bence hoş görülebilecek şeyler.
Yaşamın insanlar üzerinde farklı etkileri vardır. Çoğu kez bu farklılıkları algılayamayız. Ama her şeye karşın bazen empati duygularımız körelse de biz komünistler yaşamın farklılığını, ayrıntılarını, insan algısının ne kadar dışına taşabileceğini baştan kabul eder, kendi önyargılarımızla da mücadele etmemiz gerektiğini biliriz. Hoşgörü biz komünistler için mistik bir kavramdan öte nesnel olmanın gereğidir. Yaşamdaki tüm ayrıntıları ve gelişmeleri tam bir kesinlikle kestirilemeyeceğine dair bir bilincin, görecelik kuralının gereğidir.
O yüzden komünistlerin hoşgörüleri ilkeseldir. Koşulludur ve asla her hal ve şartta geçerli değildir. Hele aşağıda gündeme getireceğim ilkesizlik ve sorumsuzluk abidesi saydığım tutuma karşı gösterilemez.
Komünistler, devrimciler siyasi duruşun pazarlanmasına göz yumamazlar. Asla inançlarının, ideallerinin, siyasi görüş ve tutumlarının metalaştırılmasına izin vermezler. İzin vermemeliler.
Öteden beri çevremdeki facebook sayfalarında ilkesiz bir reklam kampanyasının sürdüğünü gözlemlemekteyim. Kifayetsiz bir yazar düosunun yazdığı kitaplarının konu seçimindeki trendist yaklaşım, abukluğun bir yönü. Daha da kifayetsiz olanının facebook sayfalarında bıkmadan usanmadan polemik yaratmaya çalışarak kitap reklamı yapması da işin diğer iğrenç yanı. Bu ikilinin daha da kifayetsizi günün modasına uygun olarak genel de “TKP’ye veryansın” konulu kitaplarından bir iki pasaj seçerek TKP hakkında bir takım suçlamalarda bulunup o suçlamalarının kanıtına adres olarak da kendi kitabını gösteriyor. Yani “inanmıyorsan kitabımı satın al da bak” hesabı. Bu arada bolca da bir zamanlar TKP’li olduğuna vurgu yaparak bir yandan TKP’liliğini metalaştırırken diğer yandan, gazozuna ilaç katılarak kirli emellere kurban edilmiş genç kız mağduriyetini oynuyor. Bu ilkesiz ve etik dışı tutumu eleştiren bir yazımı bir süre önce paylaşmıştım. ( Sıradan Şeyler: Oynat Bakayım)
Açıkçası bundan fazlasını da hak etmiyordu. Kendi çapında yaptığı reklam faaliyetlerinin bir hödüklük örneği olmaktan öte bir anlam taşımadığını düşünüyordum.
Ancak; yakın zamanda “daha da kifayetsiz”in öyle bir bir paylaşımını gördüm ki...
Kendini aşmıştı. Pazarlama güdüsünün tavan yaptığı bir paylaşmaydı.
Metalaştırmaktan da öte bir şeydi. Bu metalaşmaktı.
Profesyoneleşmenin doruk noktasıydı.
Bunca zamandır onca çabasına karşın veremediği zararı nihayet vermeyi başarmıştı.
Tutumuyla bir kavram yaratmıştı. Profesyonel Komünistlik nitelemesini her zerresiyle hak ediyordu. Nihayet ilgi çekmeyi başarmıştı.
Yazar(!) yaptığı bir kitap reklamının yeterli ilgi görmediğinden yakınıyor.
Her olayı paraya çevirmek gibi profesyonel güdülerinin etkisiyle Mustafa Özenç’in ölüm yıldönümünde bir şiirini ve olmazsa olmaz olarak kitap tanıtımını paylaşmış ve nedense(!) insanlar yeterli ilgi göstermemişler.
Kendince bu durumun nedenlerini madde madde araştırıyor. Ancak bu araştırma, kendi kifayetsizliğini unutup aidiyetine yönelik iğrenç bir saldırıya dönüşüyor.
Aslında bu fiyaskonun nedenini kendisinin bildiğini; “Arkadaşlar bu iletiyi bir "kitap reklamı" olarak gördükleri için.reklama alet olmak istemediler ve görmezden geldiler.” diyerek birinci maddede itiraf etmiş.
Elbette bu gerçek işine gelmiyor ve iğrençleşmeyi seçiyor.
Önce TKP’nin 12 Eylül de idamlık bir kahraman çıkaramamasına gönderme yapıyor. Kendi yaşadığı kompleksi TKP geleneğinden gelen diğer insanlarda da olacağını varsayıp garip ve iğrenç bir yarış başlatmaya kalkıyor; "12 Eylül Karanlığında Ölüme Ateş Yakan" 17 devrimci arasında TKP'li bir devrimcinin olmaması bunun nedeni olabilir mi?" diyerek; kendince “devrimci örgüt dediğinin bir iki tane idamlık vakası olur” demeye getiriyor.
Elbette söylediklerinin genelde bir kıymeti harbiyesi yok. Ama bunca reklamın bazı gençlerde etkili olabileceğini düşünerek onların, başlatmak istediği bu iğrenç yarışa kapılabileceğinden çekiniyorum. Para kazanma hırsı o kadar ileri gidiyor ki kendisinin yanına bile yaklaşamayacağı ateşlere başkalarını atmakta bir beis görmüyor.
Yazar(!) maddelemeye devam ediyor; “Sonra böyle düşündüğüm için utandım. Kendi adıma değil, bir zamanlar yoldaşım olan arkadaşlarım adına utandım.”
İyi mi..?
Hemen söylemem gerekir. Utanmak, utanabilmek, hem de öyle başkaları adına falan değil kendi adına utanmak bir erdemdir. Herkesin başarabileceği bir iş değildir. Hele günümüz profesyonelliğinin yüz derisindeki köseleleşme etkisi mağdurlarının başarabileceği bir iş hiç değildir. O yüzden başkaları adına utanmayı yeğliyor. Oysa pazarlama fiyaskosunun verdiği hırçınlıkla iğrenç bir yarışma ve kıyaslama yaptığı için bizzat kendisi adına utanması gerekir. Sol, Evrensel ve BirGün gazeteleri yayın müdürlerinin –büyük alçakgönüllülük(!) göstererek, adını da belirtmeden- “12 Eylül'de idam edilen devrimciler için, ölüm yıl dönümlerinde bir yazı yazmayı ve bu yazının her üç gazetede birden yayımlanması” önerisini kale almamasına ne kadar içerlediğini belirtikten sonra, hırsını “yine bir zamanlar yoldaşı” olan arkadaşlarından, dolayısı ile TKP’den alıyor.
Menemen Sesi gazetesinde “Ne de olsa hastane de doktor. Ola ki işimiz düşer” kaygılarıyla verdiği köşeden, ulusal çapta bir gazetede köşe kapmak için yapılan çarşı kurnazlığına yazı işleri müdürlerinin itibar etmemesinin acısını her zaman yaptığı gibi TKP’den almaya kalkıyor.
Sanki kendisi de sürekli eşek arısı gibi musallat olduğu TKP’nin 12 Eylül’e bir yıl kalaya kadar üyesi değilmiş gibi…
Sanki ayrılırken bile, bu partiyi ele geçirebilme umudu adına İ. Bilen yoldaş’a bağlılık andının yazdığı “Zayıf Halka” kitabını referans almamış gibi…
Günümüz Profesyonel Komünistliği işte böyle bir şey…
Ancak Profesyonellik bir diğer sözlük anlamı da: “Mesleki bir konuya o konudan para kazanabilecek kadar hakim olmak”
İşte asıl sorun da burada başlıyor. Eğer bu hakimiyet yoksa, yani ortada ihtiras var ama kifayet yetersizse “profesyonel komünistlik”, “kifayetsiz muhterislik”le karışıyor, ortaya tadından yenmez bir bulamaç çıkıyor.
Gerçi diğer yanıyla düşünürsen; iyi ki de tadından yenmiyor bu bulamaç.
Bu işi bir de ustalıkla yapanlar da var.
Günümüzün profesyonel komünistlerine dikkat!
Komünistliği metalaştıran gerçek profesyonellere dikkat!
Bağlamından koparılmış küresel sermayenin gereksinimlerine göre modifiye edilmiş komünistliği pazarlayan ve bunu bu yazının konusu olan, sadece ruhen profesyonel ama, yetenek açısından amatör olanlar gibi değil, oldukça ustaca yapanlara karşı dikkatli olalım.
http://nadioztufekciyazilari.blogspot.com.tr/2014/08/profesyonel-komunistlik.html?spref=fb
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları












































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
27.05.2018
18.04.2018
7.02.2018
9.02.2017
15.02.2017
27.01.2017
22.01.2017
4.02.2016
11.03.2016
20.11.2015