Osman CAN
Yüz yıllık paradigmanın yol açtığı milliyetçilik zehirlenmesi bu derece etkinken, hukuk düzeni baştan sona bu zihniyete göre şekillenmişken; demokrasiyi, insan haklarını ve özgürlükçü bir düzeni savunanlar sesleri duyulmaz hale getirilirken bu topraklarda demokrasinin yerleşmesi çok güç gözüküyor.
Geçen haftaki yazımda yüz yıllık ittihatçı paradigmanın Kürtlerin yanında Türkleri de vesayet altına aldığını ve milliyetçilikle zehirlediğini dile getirmiştim. Demokrasiye geçiş süreci kural olarak milliyetçiliklere yaramayacağından, ayakta kalabilmek için milliyetçiliklerin örtülü veya en azından taktik işbirliği içinde demokratikleşme sürecini baltalama ve yapısal dönüşümleri engelleme gibi bir hedefte uzlaşmaları doğal. Şiddet ve şiddet dilinin kamuoyuna egemen kılınması bu açıdan çok önemli. Zira başka türlü anayasal düzen değişimini engelleme imkanı yoktur.
Dengeyi bozan şiddet sarmalı
Demokratik siyasetin düşmanı şiddettir ve tüm milliyetçilikler de latent (saklı) veya aşikar biçimde şiddetten beslenir. Milliyetçilikler ile şiddet arasında bazen gözlemlenebilen mesafe yalnızca konjonktüreldir ve şiddet dengesinin bozulduğu her durumda yeniden görünürlük kazanır. Bu nedenle demokratikleşmenin önünü tıkamak için Türkiye’de zemin çok müsait ve kimi örgütler (ve hedef ortaklığı içindeki ulusal, bölgesel veya küresel aktörler) çok küçük hamlelerle bu etkiyi yaratabiliyor. Yüz yıllık karanlığın ürettiği ve maalesef değiştirmekte ayak sürüdüğümüz hukuk (!) düzeni bunun için biçilmiş kaftan. Anayasa başlangıç kısmı, cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen ikinci maddesi ile birlikte buna bir bütün olarak ideolojik zemin hazırlamakta, öngördüğü araçlar da hukuk (!) kılıfı altında çözümler üretebilmekte.
Fırsatların bini bir para. Muhteşem bir tek kale maç oynanıyor adeta. Milliyetçiliklerin birinden gelen güzel bir ortaya, ötekinden güzel bir vole ve demokrasi kalesinde ise tehlike üstüne tehlikeler... Buna isterseniz insanlık, akıl, izan ve vicdan kalesinde tehlikeler diyelim. Milliyetçiliklerin şovu sürdükçe beri taraftan insanlığını, aklını, izanını ve vicdanını kaybedip milliyetçilikler safına geçişler de yaşanmakta. 11-11 oynanan maç iki yıl önce 9-13 demokrasi lehine iken, kabul edelim milliyetçilikler dayanışması sayesinde 13-9 aleyhe dönüşmüş durumda.
Oyun üstüne oyunlar
İşte dokunulmazlıklar konusundaki değişiklik önerisinin gündeme gelmesi tam da böyle bir sahne. Bir milliyetçiliğin ortasını, ötekinin volesi tamamlıyor.Demokratik siyaset safında durmakla birlikte milliyetçi söylem, icraat ve zihniyet dünyasına mensup olanlar ile milliyetçilik şovları karşısında kafası karışık olanları gördükçe bu vole gol ile sonuçlanır herhalde.Bir tarafın kucaklaşma “ortası”na diğer tarafın anayasa değişiklikleri volesi geldi şimdi.
İki yıldır pişirilip kıvamına gelmiş siyasi ortamda bu değişiklikler geçebilir. Hatta 2010 referandumundaki taktik izlenebilir, “değişikliğin sadece kürt sorunu bağlamında değerlendirilmemesi, yolsuzluklarla mücadele ve temiz siyaset için bunun şart olduğu” şeklinde ifadelerle süslenebilir, farklı kesitlerin desteği de alınabilir. Üstelik anayasal engel kaldırıldıktan sonra “dokunulmazlıkları kaldırma” gibi siyaseten nahoş bir işe bulaşılmamış olur. Yargının önü açılır. Milliyetçilikler söz konusu olduğunda refleksleri belli olan mümtaz yargımız da nasıl bir ayıklama yapacağını bilir. Ama anayasa değişikliği yöntemi biraz zahmetli olabilir. Bu durumda ikinci bir “orta” gelir ve “bıçak kemiğe dayandı” volesi ile anayasanın 83. Maddesi işletilir. BDP’liler derdest edilir, Parlamento temizlenir. Milliyetçilikler rahat bir nefes alır. Böyle bir parlamento kararına karşı Anayasa Mahkemesi hayır demez. Zira atılanlar da atanlar da memnun. Herkes kendi kamuoyuna karşı sırıtan yüzünü gizlemek için mağrurluk ve mağdurluk maskelerini takar. Ama oyun bitmez. Sıra parti kapatma aşamasına gelir. Bir iki “orta” ve volenin ardından milliyetçiliğin hukuk yoluyla koruması rolünü üstlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ya kendiliğinden veya bir iki siyasi parti tarafından harekete geçirilir. Anayasa Mahkemesi’nde dava açılır. Kapatma davasının açılmasını zorlaştıran değişiklikler 2010’da yine milliyetçilikler dayanışması sayesinde engellenmiş, bu sayede oyunu uzatmalara götürme imkanı doğmuştu. Anayasa Mahkemesi’nin yapısı yine aynı dayanışma sayesinde yeteri kadar çoğulculaşmadığından ve Kürt muhalefetinin temsiline imkan sağlamadığından kapatma kararının çıkması çok zor olmaz. Mahkeme kapatma konusunda direnince, 2009’da DTP dava sürecinde olduğu gibi, yeniden bir iki “orta” yapılır sonuca ulaşılmış olur.
Milliyetçilik ve gündem
Yüz yıllık paradigmanın yol açtığı milliyetçilik zehirlenmesi bu derece etkin iken, Türk kimliği bu zehrin etkisinde provokasyonlara bu kadar açık iken, hukuk düzeni baştan sona bu zihniyete göre şekillenmişken ve bu sistemi her bir değiştirme girişimi milliyetçilikler dayanışması sayesinde hızla akamete uğrayabiliyorken; demokrasiyi, insan haklarını ve özgürlükçü bir düzeni savunanlar sayısal ve düşünsel olarak bu kadar kırılgan iken ya da hızla itibarsızlaştırılırken, sesleri duyulmaz hale getirilirken veya hedef haline getirilip susturulabiliyorken ve iktidar partisi bu olan bitene karşı gerekli duyarlılığı göstermezken, bu topraklarda demokrasinin yerleşmesi gerçekten çok güç gözüküyor. Ve kabul edelim ki, son on yılda demokrasi mücadelesinde esaslı adımlar atılırken, milliyetçilikler de özellikle son iki yılda esaslı rövanşlar alma imkanı buldu. Milliyetçilikler son on yılda hiç olmadığı kadar kamuoyunun gündemini belirlemiş durumda... Dua edelim ki, bu nihai bir savaşın yaşanması kaçınılmaz şiddetinin bir ifadesi olsun, ödenen bedeller ne olursa olsun, sonunda bu topraklarda Türkler, Kürtler ve sair unsurların demokrasi, özgürlük ve çoğulculuk temelinde birlikte yaşamasına imkan sağlayan bir düzen mümkün olsun. Bir merakımı da belirtmeden geçemeyeceğim: Siyasi parti yetkilileri acaba kendi parti programlarını ve son seçimde topluma sundukları seçim beyannamelerini en son ne zaman okudular?
Yazım dilinin ‘sessizliği’
Bekir Ağırdır t24’teki köşesinde şiddet dilinin egemen olduğu bir ortamda Anayasa meselesinin de neredeyse rafa kalkacağını, en azından minimum değişikliklerin ötesine taşamayacağını belirtiyor. Buna yönelik pek çok işaret var. Bir kere milliyetçiliklerin en büyük ortak hedefi anayasal düzen değişikliğine izin vermemek, en azından değişikliği revizyonla sınırlı tutmaktır. Herhalde barışını tesis etmiş demokratik bir Türkiye’yi hazzetmeyenler de buna destek verir. İkinci olarak anayasa yazımı toplumsal taleplerden koparıldı ve sadece parti pazarlıkları ekseninde yürütülüyor. Siyasi partiler kendi kırmızı çizgilerini tokuşturmak suretiyle Anayasa yazımını yönlendiriyor. Bu da milliyetçiliklerin ortak hedefiyle örtüşüyor. Uçüncü olarak Anayasa metnini kaleme alan ekip ve yardımcıları mevcut Anayasanın sistematiği ve paradigması içinde hareket ettiğinden dolayı ortaya çıkacak sonuç bu tabloyu tamamlıyor. Analiz bu; peki sessiz mi kalınmalı?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2021
9.01.2021
20.07.2020
12.07.2020
23.06.2020
20.06.2020
20.06.2020
24.04.2019
18.01.2017
1.02.2015