Şeyhmus DİKEN
Derler ki, şimdilerde Licê yakınlarında bir köy yerleşkesi olan ve Licê’nin en eski yerleşim birimi olan Entax’ta (Atak) yedi kardeş yaşarmış. Kardeşler arasında bilinmez bir nedenle anlaşmazlık çıkmış. Kardeşlerden biri; ata, dede diyarı binler yıllık kadim şehirleri Entax’tan ayrılmış. Çok uzaklara gitmeye de, gönlü elvermemiş. Bir dağın yamacında bağ, bahçe, bostanlık mekânını kurmuş. Epey zaman geçmiş.
Baba evlat hasretine dayanamamış. Demiş ki geride kalan çocuklarına;“Gidip bulun kardeşinizi. Ne haldedir. Hali vakti nasıldır.” Kardeşler, arayıp bulmuşlar küskün kardeşi. Hasbi hâl edip dönmüşler. Ve babalarına demişler ki; “Li cî ye” (yerindedir). O gün bugündür, Yani yaklaşık 1000 yıldır, 1100’lü yıllardan bu yana o küskün kardeşin yaşadığı yer, Licê adıyla anılan şehirdir ve sahiden de dosta düşmana karşı “Li cî ye”, yerinde ve ayakları üzerinde sapasağlam durmaktadır Licê…
Bu tarihi girizgâhı sanırım niye yazdığımı okur anlamıştır. Bugünlerde Licê manidar anlamda hayli popüler.
Önce Kulp ilçesindeki seçim çalışmalarından dönen Hür Dava Partililer Licê’ye de girip “biz de varız” deme gayretiyle kendilerini gösterdiler. Liceli böylesine “gösteri” edalı “ziyareti” kabullenmedi. Hüda parlılar bıçaklarını, satırlarını, arabalarını artlarında bırakıp soluğu Diyarbakır’da aldılar.
Sonra Diyarbakır’da alt kademe belediyelerinden Yenişehir Belediyesine Adalet ve Kalkınma Partisinden aday olan Sebgetullah Seydaoğlu şehrin Ofis semtindeki en işlek caddesinde bir vatandaşa ait işyerine girdi, propaganda yapmak ve kendisine, partisine oy istemek için. Kararlı vatandaş; kendilerine oy vermeyeceğini BDP’li olduğunu söyler. Tartışma büyür. AKP’li aday, vatandaşa hitaben Diyarbakırlı ve Kürt olamayacağınıitham eder. Vatandaş da Kürt, hem de Liceli olduğunu vurgular. Bunun üzerine AKP adayı Sebgetullah Seydaoğlu “Licelilerin hepsinin Eroinci”olduklarını topluluğun içinde vurgular. Bunun üzerine vatandaş AKP adayını etrafındakilerle birlikte işyerinden kovalar ardından da olay medyaya ve adliyeye yansır.
Üçüncü ve en önemli olay ise tarihten; 1993 yılında Licêliye koruculuk dayatılırken, kontralarca General Bahtiyar Aydın’ın da katledilmesi ile birlikte Lice’nin üç gün süreyle devlet tarafından adeta yakılıp yıkılarak talanına dair yirmi yıl evvelki yaşanmışlığın tam da zaman aşımına uğrayacağı günlerde dava sürecinin yeniden başlaması, ama devletin ve yargının ince bir “ayar” ile davanın duruşmasını Eskişehir’e,oradan da İzmir’e kaydırmaları üzerinedir.
Lice tarih boyunca çok acılara tanıklık etmiş bir eski şehirdir. 1915 Ermeni Soykırımında çokça Ermeni hemşehrisinin ebedi yok edilişine, ucu muhtemel ölümlerle sonuçlanacak sürgüne yollanışına, eli ve yüreği yettiğince kurtarabildiklerini ölümden kurtararak, diğerleri için çaresizce boynunu bükmüş şehirdir. 1925 Şeyh Saîd İsyanından sonra ve yakın zamanda yirmi yıl önce 1993’te yakılıp yıkılmış bir şehrin direnişinin de öbür adıdır Licê.
Ben Licê’yi en çok nenemden, sonra da artık yaşamayan büyüklerimizden dinlemiştim. Nenem demişti ki bir kez; “Hûvdê edarê / Berf hat gûlîya darê / Nema heya êvarê” (17 Mart günü yağan kar, ağacın yapraklarına kadar ulaşsa da, öğlene kadar erir.) Nenemden bu tekerlemeyi duyar ve bir anlam veremezdim. Evet, 21 Mart Newroz günüydü. Aynı zamanda baharın başlangıcıydı. 21 Mart eski takvimlere göre de yeni yılın başlangıcı olarak kabul görüyordu da. Hiçbir anlam veremediğim bu 17 Mart neyin nesiydi!
İşte Licê’yi ve hikâyelerini bilenler hafızalardaki yitik ve çözülememiş anlamı çözer. Altıbin yıldan bu yana Yukarı Mezopotamya’nın kadim halkları Asurîler eskiden beri şimdinin Bir Nisan’ına denk gelen günü, Asur toplumunun Newroz’u olan Akitu Bayramı olarak kutluyorlardı. Yeni takvimle eski takvim arasındaki fark olan 13 günü çıkardığınızda 17 Mart tarihiyle buluşuyordunuz. İşte upuzun yıllar “büyük felaket” 1915’e kadar Ermeni ve Süryani Hıristiyanlarla birlikte yaşamış Kürt ve Müslüman Licê toplumunun bugün hafızalarına bir dörtlükle dahi olsa nakşedilen 17 Martın Licê’den yansıyan hikâyesi böyle bir algı olsa gerekti.
Ya da yine nenemden bağbozumu dönemine ait bir tekerleme; “Eco, Eco! Wesiyê min li te bî. Mezelê min, binê dara gûzan bi kole. Bila dengê lengerîyan bê gohên min…”
Köyler, şahsiyetler, efsaneler, dükkânlar, çarşılar, bağlar, bahçeler, fötr şapkalı Licêliler, kadın erkek giysileri, gelenekler- görenekler, yemek kültürü, ticaret, doğa-hayvan ilişkisi, Licê depremi, acılar, isyanlar ve ağıtlar…
Bir de unutmadan, deliler. Kimi kez bir şehri anlatırken delisidir aslolan. Şehirleriyle birlikte varlık bulan. “Xaltîka Eyşê- Eyşika dîn” bu sebeple Licê anlatılırken unutulmayacaklardan.
Ve tabii ki kaçakçılar. Belki de bir başka katkı da bir tekerlemeden; “Bi qaçaxî karvanî / Hespa bozê rewanî / Bê melle û bê şuştin / Li hidûdê tên kûştin”. Eski Licê’de iyi bir tüfeği ve güzel bir atı olan, baba-dede mesleği kaçakçılık ile at sırtında ticarete, nakliyeciliğe, diğer adıyla “katırcılığa” soyunurdu. Atlardan söz ederken, Licêliler için atın önemini anlatan bir deyim var. Vurgulamadan geçmek olmaz.
Hespê ji sûvarê xwera gotiye;
Vexta ku tu li min sûwar bû,
Mîna neyarekî li min mêze bike.
Vexta ku tu ji min peya bû,
Mîna birakî li min mêze bike.
Ve elbette o kaçağın katırlarından mutlaka söz edilmeli! Her bir tarafına ortalama elli kilo yük yüklenen katırlar. Licê’de mimari yapılarda evlerin kapıları bile katırlara göre düşünülmüştü. Katırların, yükleriyle birlikte rahatlıkla içeriye girebilecekleri büyüklükte yapılırdı kapılar. Yağmurda, soğukta ve de dışarının meraklı gözlerinden kaçınmak için ihtiyaca göre düşünülmüş bir yapı tarzıydı eski Licê evleri.
Kaçakçılık Ahmed Arif’ce sınır tanımazlıktı Licê’de;
Bir yanım çığ tutar, Kafkas ufkudur.
Bir yanım seccade, Acem mülküdür.
Misali; Şam’dan, Bağdat’tan başlayıp, İran içlerine kadar süren kaçakçılığı, bu coğrafyada Licelilerden daha iyi yapabilenin olmadığı halen söylenir. Kendilerinin çizmediği sınırlarda, kendilerinin olan malları, kendilerinin dışında konulan yasaklarla yürüten kaçakçılar.
Motorlu araçların hiç olmadığı ya da çok az olduğu dönemlerde: Licêli katırcılar, ağırlıklı olarak Diyarbakır-Erzurum-Hınıs hattında, katırları ve atlarıyla nakliyecilik yaparlardı. Doğu’nun bir ilinden bir başka iline tayini çıkan memurların eşyalarını taşıdıkları olurdu. O günlerin Licê’sinde, katır o denli önemli bir nakliye aracıydı ki; katırı ve tüfeği olup da sefere çıkamayanların bunları kiraya verdikleri bile olurdu.
İşte Rûşto bu ünlü kaçakçılardan biri. Çoğu kez ünü, kendisinden önce, gideceği yerlere gidenlerin soyundan! Rûşto’nun kendisi gibi ünlü bir sözü var. Halen söylenir.
Eger yekî li we xist, / Mebejin em Licî ne. / We li yekî xist, / Bêjin em Licî ne
Vurulmayı, düşmeyi ve de düşürülmeyi, Lice’sinin, memleketinin, coğrafyasının adına kara çalan bir düşünce ve davranış-bakış sayar, Rûşto ve Rûşto gibileri. Bingöllü Yado, Silvanlı Koçero gibi...
İşte Licêli Rûşto bir gün İran sınırından geçerken, hem de yüküyle, kaçağıyla geçerken sınır güvenlik görevlilerince bir çatışma sonucu vurulur.
Vurulmuşum,/ Düşüm gecelerden kara
dercesine vurulur ve düşer Rûşto. Üzerine ilk yetişen bir rütbeli olur. Ve daha önce tesadüfen, Licê’de görev yapmış bir uzatmalı çavuş, Rûşto’yu tanır. Heyecanla sorar: “Ulan Rûşto, sensin değil mi? Licêli Rûşto!”
Rütbelinin tavrı insanîdir. Daha önceden tanıdık biri ya! İnsanî olan yan baskındır ve öne çıkmıştır. Rûşto’nun yarasına müdahale edilmelidir, edilecektir. Fakat ne mümkün! Rûşto kurşun yarasını almış ve düşmüştür ya! İnadı inat, düşkün, düşmüşken, çaresizken Licêli değilim denilecek ya! Licêli değilim demede ısrarlı.
Sonuç Rûşto için İran sınırında kan kaybından ölümdür. Ve Rûşto ölürken bir kılam’dan yine bir parça:
Em Licî ne, em Licî ne, / Bav û kalan da qaçaxçî ne
Nihayetinde zeyl olarak düşülmesi gereken bir Licêli’nin Veysi Özkırtay’ın dizeleridir.
Xebroşkan digot sofiyê Xerzî
Li mehela filan hebûn goşkar û terzî
Hedadan asin dikutan, erd dilerizî
Hespên qaçaxçîyan bi rewanî dibezî
Ew dem û dewranan Licê kanî!
Ne mi demeliyim! Sanırım diyeceklerimi şimdiye dek akıl etmişsinizdir. Siz, siz olun muktedirler. Licêli'yle didişmeyin, hele hele çatışmayın, pişman olursunuz. Licêli asla taviz vermez. Had bildirir, benden söylemesi.
http://bianet.org/biamag/siyaset/153998-lice-nin-serencami

Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları


















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.09.2025
26.01.2025
16.04.2024
1.01.2024
21.04.2020
27.10.2019
10.06.2018
16.09.2017
21.05.2017
15.02.2017