Yüksel TAŞKIN
Bir süredir seküler kesimlerin endişelerini tahrik eden bazı adımlar atılıyor. Müftülere nikah izni vermek, bazı İslami gruplara milli eğitimde daha fazla alan açmak gibi…
İlginç olan bazı İslamcıların tüm bu adımlardan aldıkları özgüven duygusuyla hemen kadınları, özellikle de başörtülü kadınları hedef haline getirmeleri.
Daha şimdiden kadın meselesinin tutucu-pederşahi İslamcılık için en büyük mesele olduğunu söyleyebiliriz.
Burada oluşan gerilimleri hürriyetçi bir bakış açısıyla çok yakından izlemeliyiz. Bu da başka bir yazının konusu olsun…
Yakın dönem siyasetimizi dikkatle izleyen birisi bu adımları tahmin edebilirdi. Benzer adımların atılmaya devam edileceğini öngörmek de çok zor değil.
Nedeni çok basit.
Aslında 7 Haziran’da başlayan, 1 Kasım’da öngörülemeyen koşullar nedeniyle kesintiye uğrayan ama 16 Nisan referandumu ve Adalet yürüyüşünde devamlılık gösteren yeni bir siyaset yapma anlayışı ortaya çıkıyor.
Bu siyaset anlayışı hayat tarzı siyaseti yapmıyor. Bizleri farklılaştıran unsurlardan ziyade ortaklaştıran kaygı ve umutlarımızı öne çıkarıyor.
Adalet yürüyüşünde en birleştirici ve yetkin kıvamına ulaşan bu anlayışın gerçek ve olumlu anlamda siyaset yaptığını söyleyebiliriz.
Etnik veya dini kimliklere sıkışan, salt bunlara aidiyetten oy devşirmeye kilitli ‘siyaset’ birleştirici değil, bölücü ve kutuplaştırıcıdır.
Oysa Adalet yürüyüşü, kimliklere rağmen ortaklaşmayı işaret eden birleştirici doğasıyla gerçek siyasetin nasıl olması gerektiğini bizlere hatırlattı.
Bazılarının uykusunu kaçıran da bu olmalı.
Gönül isterdi ki metal yorgunu iktidar, bu süreçten ders alarak el arttırsın ve partilerini kurduklarında akıllarına gelen ‘adalet’ ihtiyacının bugün daha da katmerlendiğini görebilsin.
Ama maalesef buna dair hiçbir işaret yok.
Tam tersi, Eski Türkiye’nin kimlikçi ‘siyaset’ anlayışını devreye sokarak seküler kesimi ‘laikçi’ hassasiyetlere itmeyi amaçlıyorlar.
Seküler kesimin endişelerini gayet iyi anlıyorum. İnandıkları, bildikleri her şey tahrip ediliyor.
Buna rağmen sekülerlerin büyük çoğunluğunun halen sağduyusunu koruduğunu, artık diğer ‘mahalleleri’ ikna etmeden Türkiye’yi düzlüğe çıkaramayacaklarını gördüklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu kesim 16 Nisan referandum sürecinde kendi sınırlarını maharetle aşmıştır. Dahası son dönemde darbeciliğe hiçbir şekilde bulaşmama, tamamen dışında kalma onuru da onlarındır.
Buna rağmen laikçi denilebilecek, yer yer İslamofobik bir dile kayan tutumlar sergileyenler de vardır. Son günlerde onları laikçi tutumlara iterek toplumun diğer kesimlerinden ayrıştırmak isteyenlerin tuzağına çok kolayca düşenler olduğunu gördük.
Peki ne yapmalı?
Neyi talep edersek toplumun tamamı için talep etmeliyiz. Salt kendimiz için değil.
Bir kesimin özgürlüklerinin artmasının diğer kesimlerin hayat alanını daralttığı formüllerden uzak durmalıyız.
Sözgelimi eğitimin devlet eliyle İslamizasyonundan haklı olarak kaygı mı duyuyoruz, eğitimin tüm toplum kesimleri için nasıl mükemmelleştirilebileceğine dair projeler önermeliyiz.
Mütedeyyin kesimler içinde de, devlet eliyle hürriyetsiz İslamcılığın dayatılmasına, üstelik kalitesiz bir eğitim anlayışıyla dayatılmasına dair rahatsızlıklar var.
Bu toplum daha iyi yaşamak istiyor. Bunun yolu önce ‘iktisadi büyüme, sonra demokrasi’ anlayışından geçmiyor.
Bu ülkede önce hürriyet, daha sonra iktisadi kalkınma ve refah mümkündür. Bizim otoriter yoldan kalkınacağımız hayalini görenler yanılıyorlar.
Bunu topluma anlatmanın yollarını bulmalıyız: Hürriyetlerimizi kırpan siyaset, ekonomik gelişmenin, barışın, istikrarın ve refahın en büyük engelidir.
Bugün siyaset, ekonominin takozu haline gelmiştir.
Bu baraj kapaklarını açacak olan ise, herkes için adalet, herkes için hürriyet diyebilenlerdir.
Bunları anlatabildiğimiz ölçüde ‘gerçek siyaset’ yapmaya devam eder, hayat tarzı istismarcılarının eski Türkiye’sini aşacak yan yana gelişleri mümkün kılabiliriz…
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları










































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017