Yüksel TAŞKIN
31 Mart/23 Haziran yerel seçimlerinde muhalefetin gösterdiği önemli başarılar çok fazla tartışılamadı. Bunun çeşitli nedenleri var: İktidar bloku, “Milletin hakemliğine başvuralım” diyerek seçimleri tekrarlattı ve ciddi bir kırmızı kart gördü. İktidar ortakları, kendi içlerinde tartışma yapılmasını zayıflık olarak gördükleri için düştükleri bu vahim hatayı tartıştırmamakta ısrarlılar. Oysa yüzleşmek istemedikleri yalın gerçeği her fırsatta anımsatmak gerekiyor: Uydurma gerekçelerle İstanbul Büyükşehir Başkanlığı seçimlerini tekrarlattılar ve kaybettiler.
“Kaya gibi sağlam” durmayı “kolun kırılıp yen içinde kalmasıyla”, yani sorunların görmezden gelinmesiyle özdeşleştiren bu tavra rağmen AKP cenahından iki parti girişiminin ortaya çıkması, muhalefetin seçim başarısından bağımsız anlaşılamaz. İYİ Parti de, MHP’de parti içi yarışmaya geçit verilmemesi üzerine başlayan bir arayışın sonucunda ortaya çıkmıştı. Bunlar otoriter blokun çözüldüğünün açık göstergeleri. Aktör çeşitlenmesi otoriter rejimlerin korkulu rüyasıdır…
Seçim başarısının yeterince tartışılmamasının veya bundan gerekli pozitif enerjinin çıkarılamamasının bir başka nedeni, HDP’ye yönelik kayyım atamaları ve Barışpınarı operasyonunun özellikle eğitimli seçmenlerde yarattığı moral bozukluğu. Bu kesimin siyasi süreçlere bakışında yoğun bir endişe ve kısa dönemli umut patlamaları gibi iki uç tepkiyi yansıttığı söylenebilir. Endişe paralize edici olmadığında ve enerji üretebildiğinde çok da mesele edilmeyebilir. Sivil muhalefet tüm baskı ve imkansızlıklara rağmen seçimlerde azımsanamayacak başarılar elde edilmesinde ciddi roller üstleniyor. Muhalefet partileri ve en başta da CHP, bu enerjiye uyumlandıkları sürece başarılı oluyor. Başka bir ifadeyle söylersek, siyasal alanda muhalefet partilerinin başarılarının arkasında Türkiye’nin otoriterleşmesinden memnun olmayan dinamik toplum kesimlerinin enerjisi ve yaratıcılığı var. Ve her şeye rağmen bugün 31 Mart/23 Haziran öncesinden çok daha iyi bir yerdeyiz.
Fakat sivil muhalefet ve özellikle de eğitimli kesimler, bu başarılarından kalıcı bir özgüven çıkaramıyor. Siyasal süreçlerde yaşanılan ve yaşanılacak türbülanslara rağmen koştuğumuzun bir maraton olduğunu ve bu maratonda gayet iyi bir tempo yakaladığımızı içselleştirebilmemiz gerekiyor. Bu nedenle son seçimleri daha fazla düşünmek hafızamıza iyi gelebilir. Aşağıda son yerel seçimler popülizm tartışmaları ekseninde ele alınacak.
Popülizm denilince iç içe geçen kültürel, iktisadi ve politik süreçleri anımsamakta yarar var. AKP popülizminin en önemli araçlarından birisi “seküler-dindar” kutuplaşmasıydı. “Sessiz Muhafazakâr/Müslüman çoğunluk” ile “Aktif batıcı/seküler azınlık” arasında varsayılan adalet mücadelesinde AKP, “asli unsurun” sesi olduğunu iddia ediyordu. Muhalefet güçleri zamanla bu kutuplaşmanın değirmenine su taşımamayı öğrendiler. CHP’nin özellikle başörtüsü konusunu siyasallaştıran tavrını terk etmesi ve genel olarak “hayat tarzı” konularını öne çıkarmaması, AKP’yi ciddi olarak boşa düşürdü. Bu konuda ciddi bir toplumsal öğrenme süreci yaşadığımızı da teslim etmemiz gerekiyor. Bu durum, söz konusu kutuplaşmanın aşıldığı anlamına gelmez ama siyaseten istismarının boşa çıkarıldığı bir ortamı yakalamış durumdayız.
Bugün “hayat tarzı istismarına” tutunan yegâne parti AKP’dir. İstanbul yerel seçimlerinde AKP’nin muhalefet adaylarını dindar-seküler kutuplaşması üzerinden marjinalleştirme girişimleri başarısız kaldı. AKP’den beslenerek kendi sivil varoluş damarlarını kurutan dini yapıların, muhalefete oy vermeyi dinden çıkmakla özdeşleştiren istismarlarının, muhafazakâr kesimlerde de bir ağırlığının olmadığı anlaşıldı. Bu toplumun modernleşmeci damarının çok güçlü olduğu, Ekrem İmamoğlu’nun “terakkiye mani olmayan mütedeyyin” kimliğine duyulan teveccühle bir kez daha ortaya çıktı.
Hal böyle olunca AKP-MHP blokunun abartılı biçimde abandığı diğer gerilim unsuru Türk-Kürt kutuplaşması oldu. Dindar-Seküler kutuplaşması, en azından Kürtlerin çoğunluğunu “Sessiz Muhafazakâr/Müslüman çoğunluk” içerisinde (açık veya örtük biçimde) tutmayı mümkün kılıyordu ve hegemonik olmaya daha uygundu. AKP-MHP bloku milliyetçiliğin varsayılan gücünü kullanarak HDP üzerinden seküler kesimi bölmeyi en önemli siyasi stratejisi haline getirmiş durumda. Buna rağmen son yerel seçimler, bu stratejinin boşa çıkarılmasının mümkün olduğunu gösterdi.
Seküler çevrelerin giderek bu tuzağa yönelik bir bilinç geliştirdiklerini anımsamakta yarar var. Fakat bu bilinç, otoriter rejimin aşılması noktasında güçleri yan yana koyabilmeyi ancak mümkün kılabiliyor. Kısacası ortak bir rakibin varlığı, taktik yan yana gelişleri mümkün kılıyor. Fakat bu yan yana gelişlerin arkasında daha güçlü bir siyasal birikim oluşturulamazsa, mevcut kırılganlığı devam edecektir. Bu siyasi birikimin oluşmasının yolu da seçimsiz dönemde siyasi tartışmaları canlandırmaktan geçmektedir.
Sürekli seçim ortamına alışan, seçim bağımlılığı geliştiren muhalefetin, içerisine girdiğimiz seçimsiz ortamda siyasi tartışmalar başlatması, yukarıda bahsettiğimiz endişe haline de iyi gelebilir. Türkiye uzun süredir siyasi tartışma yürütmeyi unuttu. İktidarın sözü tükendiği için örgütlü trolleri üzerinden siyasal tartışmayı boğmaya çabalıyor. İslamcılık tüm birikimini tek adamlık uğruna heba etmiş durumda ve düştüğü hali dahi tartışamıyor.
Buna rağmen toplumun büyük çoğunluğu yaşadığımız sorunlarla tek adam rejimi arasındaki ilişkiyi gayet iyi görüyor. Bu seçimsiz dönemde bize düşen, siyasal tartışmalarla bu fetret dönemini aşmamızı sağlayacak öneriler geliştirmek olmalıdır. Adeta bağımlısı olduğumuz adrenalini ve enerjiyi türetebileceğimiz en uygun alan burasıdır. Özellikle Kürt sorunu 1 Kasım 2015 seçimlerinden beri tartışılamaz hale geldi. Bunda Hendek süreci kadar PKK’nın Türkiye’de silahlı mücadeleyi terk etmemekte ısrarlı olmasının da rolü var. Bunların dışında da nedenler var ama bu nedenlerin varlığını da cesurca tartışabilmeliyiz.
İstanbul’da yerel seçimler sürecinde AKP’yi zor durumda bırakan, sadece muhalefetin kültür savaşı söyleminden ustaca kaçınması değildi. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun “Bizim Adayımız Sensin İstanbul” söylemiyle başlattığı çalışmalar ve örgütle ciddi etkileşime girerek oluşturduğu strateji, Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının önünü açtı. İmamoğlu da seçimleri yerel gündem üzerinden yürütme tercihiyle bu stratejiyi güçlendirdi. Yerel gündem, fazlasıyla Ankaralı kaçan iktidara karşı İstanbul İttifakı’nın birleştirici unsuru olacaktı. Ankara’dan gelen AKP adayını tekrar Ankara’ya göndermek, İstanbul ittifakının ultra-merkeziyetçi ve atanmışları öne çıkaran yeni vesayetçi rejime de yanıtıydı bir bakıma. İstanbul yerel seçimleri, atanmışlar-seçilmişler denklemini AKP-MHP’nin temsil ettiği sağın elinden alması bakımından da önemli bir dönüm noktasıdır. Aşağıda bu konuya tekrar dönülecek.
Aslında seçimlerde ortaya çıkan stratejinin popülist ve post-popülist unsurları başarılı bir biçimde harmanladığını ve önümüzdeki süreçlerde de bu yolda ilerlenebileceğini iddia ediyorum. İktisadi ilişkiler alanında, “Bir avuç azınlığa karşı İstanbul İttifakı’nın” konulması, sol popülist unsurlar barındırmaktadır. Kent kaynaklarının İstanbullular lehine kullanılması, doğayı tahrip eden tercihlerin sorunlaştırılması, gençlere, yoksullara ve iktidarın ötelediği gruplara eşit hizmet taşınacağının vurgulanması popülist/halkçı bir dili yansıtır ve bu da kaçınılmazdır. Zira iktidarın iyice yoğunlaştırdığı ahbap çavuş kapitalizmi mutlu bir azınlık yaratmıştır ve bu azınlığı kültürel kodlarla yargılamak yerine, eşitlik ve adalet temelinde eleştirmek sol popülizme daha uygundur.
Önümüzdeki dönemde sol popülizm yapmak hayırlı olacaktır çünkü AKP’nin giderek otoriterleşmesinin bir ekonomi politiği vardır. Otoriterleşmek, kendi zenginini yaratmak ve kendi yandaşlarını kayırmak için gerekli bir tercihtir. Sadece özgürlükten yoksun kalmamız değil giderek yoksullaşmamız da “teknikle değil tercihle” ilgilidir. Tam da bu nedenlerle geniş toplum kesimlerinin kendi yoksulluklarının bu tercihlerle ilişkisini kurabilmeleri için sol popülizm şarttır. AKP’nin otoriter vesayetçiliğinin bir de iktisadi oligarşi yarattığının, bir elin parmaklarını geçmeyen ve sürekli kamu ihaleleriyle beslenen şirketlerin varlığının, hangi aktörlerin gerilemesinden sorumlu olduklarının popüler söylemlerle anlatılmasından daha doğal ne olabilir?
Fakat sol popülizmin tek adamcılığa evrilmesini önleyecek söylem ve pratikler de gereklidir ve bu da genel olarak demokrasi ve yönetim alanlarında post-popülist bir duruş sergileyerek sağlanabilir. İstanbul seçimlerinde sürekli gündeme taşınan ve Mahalle Meclisleri vaadiyle somutlanan birlikte yönetme vurgusu, post-popülist bir duruşu yansıtır. Seçim kampanyası daha başlamadan sivil toplum kuruluşlarından proje ve kampanya önerilerinin alınması önemli bir başlangıçtı. Şimdi de benzer STK’ların yönetişim ve denetim sürecine katılmaları için somut adımlar atılması gerekiyor. Büyükşehir ölçekli bir Kent Konseyi’nin oluşturulması önemli bir adım olmakla birlikte sivil toplumun kendi bağımsız öneri ve denetim mekanizmalarını oluşturması, önceki dönemin dışlayıcı alışkanlıklarının giderilmesi bakımından hayati öneme sahiptir.
Günümüzde sağ popülistlerin tek somut önerisi, devasa sorunlar karşısında devasa yetkilerle donatılmış güçlü liderlikten ibarettir. Buna karşılık bizlerin savunması gereken öneri, güç ve yetkilerin merkezileştirilmesi değil; tam tersine paylaşılması, yani birlikte yönetmektir. Son kayyım atamaları, muhalefetin geniş bir yerel yönetim reformu önermesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anımsatmış olmalı. İnşa halindeki ultra-merkeziyetçi vesayetçiliğe karşı, güç, yetki ve en önemlisi de sorumluluk paylaşımını öne çıkaran bir yerel yönetimler anlayışı, post-popülist yönetim anlayışının en somut önceliği olmalıdır.
Kısacası İstanbul yerel seçimleri, iktisadi alanda sol popülist, yönetim-demokrasi alanında post-popülist bir duruşun sağ popülizmi geriletebildiğini açık biçimde gösterdi. Bu alandaki tutumların kültür alanına sıkıştırılan siyasetin önünü açacağını da öngörebiliriz.
Geçen yerel seçimler AKP-MHP’nin temsil ettiği sağcılığın tarih şuurundan yoksun biçimde vahim hatalar yaptığını gösterdi. Yukarıda kısaca değindiğimiz, “Seçilmiş İmamoğlu’na” karşı atanmışları koymaya gayret eden anlayış, sağın on yıllarca beslendiği bereketli bir damarın kısa vadeli çıkarlar uğruna kurutulmasına yol açtı. Aynı şekilde HDP’li seçilmiş başkanlar yerine atanmış kayyımları getirmek de AKP’nin devletçi-otoriter parti algısını derinleştirecek.
Tam da bu nedenlerle Türkiye sağının hikayesi bitti diyoruz. Türkiye sağı AKP-MHP örneğinde olduğu gibi devletçi-milliyetçi alana sıkışmak veya Soğuk Savaş’tan bu yana getirdiği, demokratik başlayan ama otoriterlikle sonuçlanan merkez sağ siyaset anlayışını aşmak zorunda. Yeni aktörler nihayet parti içi ve dışı alanlarda demokrasiyi içselleştirecek pratikler üretebilecekler mi? Bunu hep beraber göreceğiz.
Erdoğan Başkanlık rejimine geçerek, Türkiye sağına bugüne kadar ciddi oy ve destek getiren mağduriyet söylemini geçersizleştirmiş oldu. Bu mağduriyet söylemi, “Atanmışlar seçilmişleri, yani Millet’in hakiki evlatlarını” çalıştırmıyorlar iddiasına dayanmaktaydı. Fakat kendisi devlet olan Erdoğan ve AKP’sinin hiçbir mazereti kalmadı. Üstelik “atanmışlar” yüzünden erteledikleri meseleleri, bütün güç ellerindeyken de çözemedikleri anlaşıldı. Uzun süredir yaşadığımız özgürlük kaybına yeni sistemin tetiklediği iktisadi krizle yoksullaşmanın da eklenmesi, muhalefetin hareket alanı muazzam bir biçimde genişletmektedir. Artık tek adam rejimi çözüm değil sorunların kaynağıdır dediğimizde bunu anlayacak milyonlar var.
Dolayısıyla otoriter rejim tercihinin bir ekonomi politiği olduğu bilinciyle sol popülist; onun aşılmasının yolunun da güç, yetki ve sorumluluk paylaşmak olduğu gerçeğiyle post-popülist bir söylemi ve pratiği savunmak, önümüzdeki sürecin ruhuna uygun düşmektedir.
Birikim
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları




























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017