Zekeriya Kurşun
17 Temmuz 1732 tarihinde Osmanlı Sultan’ına günlük olarak sunulan arzuhallerden biri okunur. Günümüz diliyle arzuhalde şunlar yazmaktadır:
“Ben Venedik memleketinden bir kulunuzum. Küfür ve dalalet içinde iken, dalalette olduğumu yakinen fark edip, Yüce Allah’ın rızasını talep etmek maksadıyla, memleketim ve akrabalarım ile ilişkimi kestim. Güneşten daha açık olan İslam’a yönelerek hidayet ile müşerref olup din-i Muhammedi’ye kendi isteğimle ve şevkimle girdim. Artık bütün kötülüklerden yüz çevirerek Allah’a yöneldim...”
Osmanlıca Divani yazı ile yazılı olan bu arzuhali yayınlayan Anton Minkov kitabında bütün hikayeyi anlatmaktadır. İslam’a yeni girmiş olan kişi ömrünü Müslüman olarak geçirmek için Sultan’ın hizmetine girmek istemektedir. Minkov’un Bulgaristan ve Osmanlı Arşivlerinde bulup incelediği Müslüman olduklarını beyan eden yüzlerce arzuhal üzerinde, ayrıca arzuhallere yapılan muameleyi gösteren siyakat veya rik’a hatlarıyla yazılmış diğer notları da nakletmektedir. İşte yazının başlığı olan “kisve bahâsı” da bu notlar arasında yer almaktadır.
KİSVE BAHÂSI
Zihninizde karşılığı olan bu iki kelimeden zorla bir yazı çıkardığımı düşünebilirsiniz. Neticede “kisve”, kıyafet; “bahâ” bedel ise, birleşik kelimenin anlamı da “kıyafet bedeli”dir. “Öyleyse bu gayret niye?” diyebilirsiniz. Unutmayalım, medeniyet inşası, düşünce ve fikir inşası ile mümkündür. Düşünmek ise kelime ve semboller ile olur. Bu durumda bu iki kelimenin de bizi ulaştıracağı bir nokta olmalıdır.
Zihnimizde bir karşılığı olsa da bu iki kelimeyi maalesef artık sadece bir kısım arşivlerimizdeki tarihi belgelerin, arzuhallerin ve yazışmaların içinde görmeniz mümkündür. Her şeyi bilen arama motorlarına girerseniz hüsrana uğrarsınız. Zira bu kelimelerin Halide Aslan gibi akademik çalışmalar yapanların dışında kimsenin semtine uğramadığını göreceksiniz.
Hâlâ ne olduğunu mu merak ediyorsunuz?
Halide Aslan’ın Türk Tarih Kurumu’nda sunduğu bir tebliğde; Osmanlı belgelerinden hareketle detayları ile anlattığı gibi; çeşitli görevlilere zaman zaman verilen kıyafet bedeli olsa da; esasında İslam’a yeni giren (ihtida eden) kadın ve erkeğe hediye edilen kıyafet veya bedellerine “kisve bahası” denilmektedir. Minkov da haklı olarak, Müslüman olmalarını bildiren ve bu bedeli talep eden kişilerin arzuhallerine de bu ismin verildiğini düşünmektedir. Nitekim 2004 yılında Leiden ve Boston’da basılan kitabının ismini, Balkanlar’da İslamlaşma ve Kisve Bahası Arzuhalleri ve Osmanlı’da Sosyal Hayat, 1670-1730 olarak koymuştur. (Conversion to Islam in the Balkans Kisve Bahası Petitions and Ottoman Social Life, 1670-1730).
İslam Tarihinin en son imparatorluğu olan Osmanlı Devleti zamanında en büyük İslamlaşmanın Balkanlar’da olduğu dikkate alındığında, bu süreci takip etmemize yarayan bu iki kelimenin ne denli anlamlı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
“Kisve bahası” belgeleri bize İslam’ı seçenlerin coğrafyalarından, gerekçelerine, ruh hallerine, devlet tarafından nasıl muamele gördüklerine ve hatta sosyal ve iktisadî hayatın pek çok veçhesine işaret etmektedir. Nitekim Anton Nikolay da Türkçe olarak Kebikeç’te (10/2000) yayımlanan bir makalesinde bu hususları detayları ile tahlil etmektedir.
OSMANLI ARŞİVİ İSMİNİN SIRRI
Benim bu yazıyı sadece arşivlerde bulunan iki kelimeye bina etmemin sebebini de anladınız herhalde. Son günlerde meslektaşlarımız ve duayen hocalarımızla yaptığımız görüşmelerin ana konusu Osmanlı Arşivleri üzerinde yapılan tasarruf idi. Nitekim üç gün önce İktisat Tarihi duayenimiz, büyük hocamız Mehmet Genç ile yaptığım sohbet sırasında, hocamız Osmanlı arşivleri hakkında iki önemli vurguda bulundu.
Birincisi Osmanlı arşivlerinin İslam medeniyetinin son birikimi olduğu;
İkincisi de, Balkanlar ile Türkiye arasındaki müspet/sabit bağın Osmanlı Tarihi, dolayasıyla bugün de Osmanlı Arşivlerinin olduğudur.
Biraz açarsak şu hakikat ile yüzleşiriz: İslam dünyasının en azından beş asırlık hafızası Osmanlı Arşivlerinde saklıdır. Bu hafıza, sadece siyasi tarihi, anlaşmaları savaşları vs. barındırmıyor, aynı zamanda “kisve bahâsı”nda olduğu gibi İslam medeniyetinin ipuçlarını da barındırmaktadır. Müslümanların, ne Orta Doğu’da ne Kuzey Afrika ve Sahra Altında ve ne de diğer Asya ülkelerinde İslam medeniyetini tanımlayan bu denli yoğun tarihi bir materyali bulunmamaktadır. Diğer taraftan, hiçbir Balkan ülkesi Osmanlı asırlarını dikkate almadan tarihini yazmamaktadır. Dahası, Osmanlı tarihi hem tarihin oluşumu sürecinde, hem de bugün, Osmanlı arşivi üzerinden Balkan topluluklarının da tarihidir. Balkanlardaki İslamlaşma ile ilgili Osmanlı Arşivlerinin dışında yeterli materyal olmadığı gibi, diğer din ve mezheplerin resmi tarihleri de yine en iyi Osmanlı arşivlerinden takip edilebilmektedir.
Son yıllarda, Osmanlı arşivlerine dayanarak, gerek Balkanlar’da ve gerekse Orta Doğu’da çözülen, vakıflar, mülkiyet, sınırlar gibi onlarca mesele bulunmaktadır. Onların burada ele alınması mümkün değildir. Belki her biri ayrı bir yazıya konu olmalıdır.
İçindeki materyal Osmanlı asırlarına ait olsa da Osmanlı Arşivi, Türkiye’nin ürettiği bir markadır. 1950 ve 60’larda Bernard Lewis, Stanford J. Şhow, ardından Heat Lowry, Justin MacCarty gibi isimler bu markayı kullanarak dünyaca ünlü tarihçiler olurken; dünyaya da Türkiye’nin pozitif imajını Osmanlı belgeleri üzerinden sunmuşlardır. Nitekim Osmanlı Arşivlerini kullanan Batılı tarihçiler ile kullanmayanlar arasında bu anlamda bariz bir fark vardır. Burada Türkiye’de yetişmiş olan Halil İnalcık, Ömer Lütfi Barkan, Tayyip Gökbilgin, Nejat Göyünç ve daha nicelerinin bu arşivleri kullanarak tarihimizi dünyaya tanıttıklarını ayrıca hatırlatmaya gerek yoktur.
Türkiye’deki bütün resmi arşivleri bir idare altında toplamayı amaçlayan yeni Arşiv kararnamesi (11 Nolu Cumhurbaşkanlığı kararnamesi) herkesi umutlandırmıştır. Ancak bu kararname 1982’den beri kullanılan “Osmanlı Arşivleri” ifadesini dışarıda tutmuştur. Bugün tarihçilerin ortak kanaati ve beklentisi bu ismin “Başkanlık Osmanlı Arşivi” olarak muhafaza edilmesi ve aynı zamanda Devlet Arşivleri altında yeniden kurumsal bir kimliğe kavuşturulmasıdır. Zira medeniyet inşası, ancak kavramların inşa ve muhafazası ile mümkündür.
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.06.2020
1.02.2019
18.03.2019
18.02.2019
4.02.2019
10.01.2019
3.02.2019
17.12.2018
22.11.2018
12.11.2018