Ali AYDIN
Öteden beri, gerçekliği biraz karmaşık buldukları için kafalarındaki düzene göre onu terbiye etmek, kontrol altında tutmak, bunu yaparken bilgi, yorum, anlam ve hayat üzerinde kendi tekellerini kurmak için mücadele edenler olmuştur. Buna karşın hayatın akış halinde olduğu, hayat biçimlerinin, bilgi ve yorumlarının tek bir potada eritilmeyeceği, doğru bilgi ve doğru yorum dayatması üzerine bir hakikat rejimi kurulamayacağı anlayışını benimseyenler de olmuştur.
Birinci yaklaşımın cari olduğu ve gücün ele geçirildiği durumlarda gerçekliğin farklı yorum ve yaklaşımlardan arındırılması pahasına kıyıcılık hüküm sürer. En ileri safhada korkunç örnekleri vardır.
Mesela Ortaçağ Avrupa’sında dinsizleri yani hâkim ortodoksinin dışında duranları bekleyen tek bir şey vardı: Yakılmak…
Stalin’in ise Moskova Duruşmaları marifetiyle sadakatlerinden şüpheye düştüklerine reva gördüğü tek bir şey vardı: kurşuna dizmek…
Dikta rejimlerinde ise en tehlikeli tek bir suç unsuru vardı: fikir…
Jean-François Lyotard, otoriter rejimlerin kendi senaryolarını anlatmaya, dinlemeye ve oynamaya vatandaşlarını zorladığını; anlatıcı, dinleyici ve oyuncu olarak onların hayal güçlerine tamamen engel olduğunu belirtir. Bir uygulama hatası, bir dinleme yanlışı, bir anlatı sürçmesinin ise bu tür otoriter rejimlerde yaşayan insanlar için tutsaklık anlamına geleceğini söyler. Öte yandan İdeal “Devlet”inde devlet dinine inanmayanları, zararsız kişiler olsalar bile; örnek teşkil etmelerinden ötürü tehlikeli gören Platon, onları bilgiye dönüşecekleri bir ıslah ve pişmanlık evine mahkûm eder.
Türkiye’nin yakın tarihi hem Lyotard’a hem Platon’a göndermelerle dolu. Tek tek örnekleri sıralamanın lüzumu yok. Toplumsal hafızamızda hepsi kayıt altında. Ne var ki örnekler bitmiyor! Ülke olarak tam bir eşiği aştığımızı, bir fasıladan başka bir fasılaya geçtiğimizi düşünürken yaşanmışlıktan ders çıkarmamış bir olay ya da durum hafızamızı yok sayarcasına biriktirdiğimiz tecrübeyi de havaya savurarak yanıbaşımızda beliriveriyor.
OLAY İÇERİĞİ AŞMIŞTIR ŞİMDİ SÖYLENMESİ GEREKNİ SÖYLEMELİYİZ
Prof. Dr. Mustafa Öztürk iki yıl önce akademik bir toplantıda dile getirdiği bir görüş nedeniyle tekfirden tehdide varan çeşitli dozda saldırıların hedefi oldu. İş o noktaya vardı ki Mustafa Öztürk’ün ne dediği ne demediği üzerinden bu tartışmayı yürütmek karşı karşıya olduğumuz durumun vahametini hafifletecektir.
Böyle zamanlarda temel prensip üzerinde ısrar etmek bundan sonrası için daha yaralı olur. Hatta yararlılığın da ötesinde... Mustafa Öztürk’ün görüşlerini paylaşmasalar bile ilkesel olarak söz hakkına, yorumun özgürce ifade edilebilirliğine zerrece inanan herkes için bu ısrar bir görevdir. Bu olayda göstermiştir ki yaşadıklarımızı bundan sonra tekrar yaşamamız olası. Onun için burada bıkmadan usanmadan ısrarcı olacağımız temel prensip, özgürlük olmalıdır.
Kaldı ki Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün maruz bırakıldığı durumda, Lyotard’ın bahsettiği rejim senaristleri ya da Platon’un Devlet’i adına iş görenler de yok. Esasında kendileri de söz söyleme alanın sınırlarını belirleyecek güçten ve kudretten yoksun olan kişi ve oluşumlar var. Dolayısıyla belki de müstakbel bir gelecekte benzer bir operasyonun nesneleri olacak kişilerin Öztürk’e hucum ederkenki gayretkeşlikleri bu açıdan bakıldığında trajiktir. Söz söyleme alanının sınırlarına dair etki gücü olanların da sadece kendi seslerine ses verenlere alan açarak diğerlerinin sesisini kısma girişimlerinin bir ilkeden yoksun olduğu aşikârdır. Bu açıdan bakınca kendilerini başkası için susuturucu kılmanın heyecanını yaşayanlar aslında ne yaptıklarını ve bu yaptıklarının kendilerini bile yarın nasıl söz söyleyemez duruma getiribileceğini idrark etmiyorlar.
HAKİKATİN MUHAFIZLARI HAKİKATİN YAŞAM ALANINI YOK EDERKEN
Hakikati, kendi tanımları içinde dondurmak tüm hakikat muhafızlarının hayali. Buna bir de aktüel olarak deneyimlediğimiz kamusal tartışma alanının daralması eklendiğinde fikirlere can suyu olacak nefesden mahrum kalmak üzere olduğumuz görülecektir. Hakikati kendi tekellerinde görüp, “Susturun! Konuşturmayın!” naraları atanlar bilmeliler ki bu tavır ve tutumları ile kendilerini de oksijensizliğe mahkum etmiş oluyorlar.
Fikirlerin gürül gürül aktığı bir ülke değiliz. “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar”, çıkar da ne mümkün! Böyle bir şeyin vuku bulmaması adına herkes seferber olursa bu nasıl olacak? Eğer bu olmayacaksa yaşayacağımız çölleşmenin maliyeti hakkında bir fikri olan var mı? Sadece bugünümüze değil yarınlarımıza ipotek koyan bu anlayış neye yol verir bu ülkede, hiç düşündük mü?
Zygmunt Bauman, ‘Sosyolojik Düşünmek’ isimli ufuk açıcı eserinde Sosyolojiyi tam da yukarıda aktarmaya çalıştığımız gerilimin içine yerleştirerek der ki:
“Sosyolojik düşünmek en azından herhangi bir yorumun ayrıcalığına ve kusursuzluğuna duyulan güveni zayıflatır. Deneyimlerin, hayat biçimlerinin çoğulluğunu öne çıkarır; her birinin kendi başına bir kendilik, kendine özgü bir mantığı olan dünya olduğunu gösterirken, aynı zamanda görünüşte kendine yettiği ve eksiği olmadığı yalanını gözler önüne serer.”
Sosyolojik düşünmek üzerine tanımlarını sıralamaya devam eder Bauman:
“Sosyolojinin insan hayatına ve insanların bir arada yaşamalarına vermek için hazır olduğu büyük hizmet, paylaşılan özgürlüğün vazgeçilmez bir koşulu olarak karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü yükseltmektir. Sosyolojik düşünmek hoşgörüyü besleyen anlayışı ve anlayışı mümkün kılan hoşgörüyü artırmaktan başka bir şey değildir.”
ÖZGÜRLÜĞÜ KORUYALIM, HAKİKAT BAŞININ ÇARESİNE BAKABİLİR
Türkiye’de ya da dünyada herhangi bir yerde, hoşgörüyü besleyen anlayışı ve anlayışı mümkün kılan hoşgörüyü arttırmak böylece hakikatin yaşamasının koşulu olan özgürlük iklimini tesis etmek tüm inanç ve fikirlerin yegane garantisidir. Bunun farkına varmak kendi söz hakkımızın namusunu korumanın da koşuludur. Başkasının söz hakkını tanımayan kendi söz hakkına sahip çıkmamış olur. Ayrıca bu tutum ahlakî açıdan da sorunluludur. Unutulmamalıdır ki ahlak kendimize nasıl davrandığımız ile ilgili değil kendimizin dışındakilere nasıl davrandığımız ile ilgili bir husustur.
Her hakikat iddiası tek doğru olduğu cür’etini yansıtır. İddia makamlarını tekilleştirmek hakikati muhafaza etmek değildir. Tiranların, despotların işidir bu. Hakikat yorumlarının çoğulluğunu teke indirme arzusu seküler totaliter rejimlerin milyonlarca insanın yaşamına mal olan uygulamalarıyla tarihin kara sayfaları arasında yerini aldı. Hakikatin sözcülüğüne soyunanlar şunu bilmemeliler. Hakikat küfür etmez, tekfir etmez, tehdit etmez... Sözlerin hepsini işitip en güzeline uyacak bir ferasetten yoksunluk hakikati korumak değildir. Esasında hakikatin korumaya ya da korunmaya da ihtiyacı yoktur. Richard Rorty’nin deyişiyle “eğer özgürlüğe özen gösterirsek, hakikat ve iyilik kendi başlarının çaresine bakmasını bilirler.”
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.04.2021
10.04.2021
31.01.2021
26.01.2021
31.12.2020
21.12.2020
12.10.2020
17.09.2020
11.09.2020
5.08.2020