Cengiz AKTAR
Nasıl kaçıştı herkes, nasıl da korktuk. Bir sonraki bombadan, ama aslında birbirimizden…
Biçare bir avuç esnaf dışında “korkmuyoruz” diyebilecek pek kimse yok burada.
Türkiye boşlukta sallanıyor, insanlar kaçacak delik arıyor ama aslında birbirimizden kaçıyoruz…
Zira ortada bir toplum moplum yok, paramparça, parçaları birbirine (şimdilik) ilişmeden duran, birbirine derin nefretle bakan insan zümreleri var. Bugüne kadar birbirine tahammül etmiş ama artık şirazeden çıkmış olan… Her birimiz diğerimiz için bir nevî “canlı bomba” değil miyiz artık?
Birlikte değil yan yana duran parçaların her birinin varoluşu diğerlerini yok saymaktan ya da yok etmekten geçiyor mu?
Türkiye’nin 2002’den itibaren geçirdiği dönüşüm, eğrisi doğrusuyla, 1923 ve sürdürdüğü İttihatçı ruhun tabuları ve kırmızı çizgilerini bozdu, kurumlarını da yerlerinden oynattı. İçinde bulunduğumuz dönem, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında ortaya çıkan kurucu iradenin yoktan var ettiği ulusdevlet ve özelliklerinin her bakımdan reddiyesidir. Tekrar edelim: eğrisi ve doğrusuyla.
Cumhuriyetin kamusal alandan tardettiği Kürd ve Sünnî Müslümanların sahici kimlikleriyle kudretlenmeleri, kurucu iradenin bütün sistemini altüst etti. Ortaya saçılan bastırılmış kimliklerin, geri gelen hafızaların yeni bir toplumsal kontrat altında birlikte yaşama iradesini gösterebilmeleri gerekiyordu. Çökmekte olan yapay kurucu iradenin yerine sahici bir kurucu irade gerekiyordu bunun için. Ama bu, seçim kazanmakla iradeyi temsil ettiğini sanan AKP’yi ve tek muktediri fersah fersah aşan bir işti.
Nitekim dönüşüm iradesini yeni kurucu iradeye tahvil etmek için gereken kurumlaşma ve vizyon oluşamadı. Farklılıklarımız ve doğal sürtüşmelerimizle ama birbirimizi yoketmeden nasıl yaşayacağımızı tarif edecek olan yeni toplumsal kontrat ya da yeni anayasa yazım süreci iki kez çöktü. Oluşan boşluğu da intikam, kibir ve aşırı özgüven doldurdu.
“200 yıllık soysuzlaşmadan kurtaracağım ve 1923 parantezini kapatacağım” iddiasıyla yola çıkınca Cumhuriyet kurumları demokratikleştirilemedi; kâh lağvedildiler, kâh sünnîleştirildiler. Temsil edilen iradenin dışına düşenler ise topyekûn “yabancı” ve “gayrimillî” damgası yediler.
Oysa insan hayatı gibi, toplum hayatı da ak-kara değil, gridir daima. Batı’yı aşmak, Cumhuriyetin tabu ve kırmızı çizgilerini aşmak, 1923 Cumhuriyetini külliyen aşmak anlamına geldiği zaman geride hiçbir kamusal alan kalamazdı, kalmadı da. Her toplumda varolan gri tonlar artık yok.
“Ya bizdensin ya yoksun”. “Taraf olmayan bertaraf olur”. “Bizden değilsen teröristsin”. “Türkiye’de iki çeşit insan vardır, AKP’liler ve ilerde AKP’li olacak olanlar”.
Sonuçta post-1923 randevusu kaçtı, ezber bozucu fırsatlar değerlendirilemedi, zarardan dahî dönülemedi.
Türkiye’nin artık ne ufku var ne de dünyaya herhangi olumlu bir mesaj verebiliyor.
Lağvedilen ve/veya sünnîleşen kurumlar memleket çapında bir çürüme ve çöküşe işaret ediyor bugün. Ne adap kaldı, ne günah, ne usul kaldı ne yol yordam, ne utanç kaldı ne saygı.
Her katliamdan sonra AKP’nin oy oranını ölçenler, katliamlarda öldürülenleri maçta ıslıklayanlar, can verenleri yerli/yabancı diye tasnif edenler, yetkili ama sorumsuz siyaset ile bürokrasinin illallah dedirten beceriksizlik, aymazlık ve pişkinlikleri, her katliam sonrası şüheda, uhuvvet ve tevekkül beyanatı, memleketin doğusunda cereyan eden savaş hâli konusunda derin umursamazlık ve tarafgirlik, memnuniyetle lumpenleşen bir insan kalabalığı… Ve daha nice çürüme ve çöküş emaresi. Bu toprağın tıyneti belki de buymuş…
Şimdi görünen o ki bu memleket faşizmini dibine kadar yaşayacak, katharsis de diyebilirsiniz. 1915’ten bu yana biriken günah, zeval, zulüm, kir, pas ortaya dökülmeye devam edecek.
Arınma, yüzleşme, hesaplaşma, helalleşme alması gerektiği kadar zaman alacak. O süreyi kısaltmak ne Tayyip Erdoğan’ın başkanlığına ne de bir mucizeye kalmış. Hiçbir mühendislik, hiçbir sihirli değnek katharsisin lâyıkıyla yaşanmasını engelleyecek güçte değil. Başkanlık dayatması derde deva olmayacağı gibi aksine katharsisin hızlanmasını sağlayacak. Darbe de öyle.
Gerçekten de intikam şehvetiyle hayat ve siyaset alanlarını boyuna daraltan, gözünü karartmış iktidar katharsisin ta kendisi, ya da en hafifinden ana tetikleyicisi. Türkçesiyle “Allahın sopası”!
Katharsis kemale erdiğinde “kalan sağlar” ile 1945 Almanyası’nda cereyan ettiği gibi belki yeni toplumsal kontrat yapılır.
O gün gelirse maharet, farklılıkları ve aralarındaki meşru ihtilâfları azdırmadan birlikte yaşamalarına zemin hazırlamak, onları doğru yöneterek çatışmaya ve kutuplaşmaya dönüşmelerini engellemek olacak. Bugüne kadar tarihî, içtimaî, siyasî ve iktisadî bir dolu nedenden ötürü bir türlü beceremediğimiz…
Son olarak ve daha üzerine çokça yazmak sözüyle: Katharsis boyunca yegâne ayakta kalma yöntemimiz şefkatten başka bir şey değil.
CENGİZ AKTAR / HABERDAR
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları


























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.01.2022
18.05.2021
10.05.2021
24.04.2021
24.03.2021
23.02.2021
20.01.2021
12.01.2021
28.12.2020
22.12.2020