Etyen MAHÇUPYAN
Cumhuriyet’in vesayetçi mantığının doğal ürünlerinden olan eski DGM Başsavcısı Nusret Demiral, Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olarak o dönem yargının yürüttüğü soruşturmayı savunmuş ve “biz çok titizdik o işte” demiş.
Hemen akabinde gelen ‘Cinayetin aydınlandığına inanıyor musunuz?’ sorusunu ise “Bak şimdi kızıyorum, ben öyle şeylerin dedikodusuna girmem.” diye cevaplamış. Buradan anlaşıldığına göre cinayetin aydınlatılması tali bir mesele iken, başsavcı asıl yapması gereken işte özellikle titiz davranmaktaymış. Diğer bir deyişle bu ülkede bir yargı mensubunun titizlik göstermesi gereken alan, suçlunun bulunması, suçun cezasız kalmaması değil. Titizliğin gerekli olduğu konunun ne olduğunu yine Demiral’dan öğrenmek mümkün: “Devletin menfaatine olan bazı konular gizli kalabilir…”
Böyle bakıldığında Cumhuriyet rejiminin tasavvurunda hukuk sistemi ve yargı mekanizmasının ‘hakemlik’ rolünün sadece devletin menfaatinin olmadığı alanlarda geçerli olduğu çıkarsamasını yapmak hiç de zor değil. Ama iş devlet menfaatinin olduğu bir konuya geldiğinde, yargıdan titiz bir çalışma ile suçun ve suçlunun üzerinin örtülmesi bekleniyor. Tabii Mumcu cinayeti gibi bir olayın aydınlanmasının nasıl olup da devlet menfaatini ilgilendirdiğini ve niçin olayın aydınlanmamasının devlet menfaatine olduğunu sorabiliriz. Zaten bu soruyu uzun bir zamandan beri çok kimse sordu ve en mantıklı cevapta birleştiler: Çünkü Uğur Mumcu’yu öldüren, devletin ta kendisiydi. Nitekim yargının davranış şekli aslında bu önermenin doğruluğunun bir kanıtı...
Mumcu cinayeti gibi olaylar, hukuk ve yargı sistematiğinin en önemli ideolojik işlevinin devletin döktüğü kanın temizlenmesi, arta kalan izlerin süpürülmesi, cinayetin yasal belirsizlik perdesi arkasında gizlenmesi olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu işlev yargıdan beklenen hizmetin bütününü oluşturmuyor. ‘Devletin menfaati olan konularda’ yargının aynı zamanda simetrik olarak tam aksi yönde bir işlevi de var. Yani suçlu üretmek, sahte delil yaratmak, yasal sistemin imkânlarını kullanarak hayali bir suçu gerçeklik mertebesine çıkarmak. Yargı bu işi devletin ‘düşman’ bellediği, kan davası güttüğü kişi ve gruplara karşı uyguluyor. Sonuç olarak, belirli hiziplerin meşruiyet zaafı içeren bir hukuka dayanarak devlet adına davranması bir yana, Türkiye’de yargı ideolojik ve siyasî kaygılarla aynı anda hem suç temizleyen hem de suç üreten bir mekanizma oldu ve olmaya da devam ediyor.
Suç üretme çabalarında en ‘kör gözüm parmağına’ örneklerden biri Pınar Selek davası. Fi tarihindeki Mısır Çarşısı patlamasından bu yana defalarca üst mahkemelere gidip gelen davalar yaşandı ve Selek üç kez beraat aldı. Farklı bir sonuç olması da mümkün değildi… Çünkü birincisi, Selek’i ihbar eden kişi daha sonra itiraflarının baskı altında alındığını söyledi ve suçlaması düştü. İkincisi, farklı bilirkişi raporları patlamanın nedeninin bomba değil doğalgaz olduğunu ortaya koydu. Ama ilk davada yargı makamı Selek’i ihbar eden ve bombayı ‘birlikte’ attıklarını söyleyen kişiyi beraat ettirirken, ihbar edilen ve zaten bu ihbarı reddeden kişiyi mahkûm etti. Dahası aynı mahkeme bilirkişi raporlarını da dikkate almadı. Ortada bir suçun olup olmadığı bile belli değilken ve bilirkişi görüşü suçun olmama ihtimalini vurgularken, yargı doğrudan suçlu üretmeye yeltendi ve kimi suçlu yapacağı da önceden belliydi.
Neyse ki daha sonraki süreçte Pınar Selek adil bir yargıya muhatap oldu. Ancak bu kez de Yargıtay bütün beraat kararlarını geri çevirdi ve son günlerde yaşanan skandala gelindi. Çoktan bitmiş bir davada değişen savcı sanki hiç mahkeme yapılmamış gibi mütalaa verirken, mahkemenin yargıcının hastalık izninin bitmesine birkaç gün kala mahkeme heyeti değiştirilerek bir dava daha görüldü ve yeniden başa dönülerek, Selek olmayan suçun suçlusu ilan edildi… Bunun nasıl bir nefret olduğunu anlamak kolay değil. Birileri Pınar Selek’in başka bir ülkeye iltica etmesini, vatandaşlıktan çıkarılmasını istiyor. Niye olduğunu bilmiyoruz… Ama bunun devletin menfaatine uygun olduğunu ve görünüşe asgari önemi bile vermeyen bir ideolojik titizlikle yapıldığını izliyoruz.
İnsan böyle bir devlete sadece acır… Kimlerin elinde kalmış diye… Hukuku böylesine pespaye hale düşürmekten gocunmayan insanların unvan, konum ve yetki sahibi olduğu bir ‘yargıdan’ adalet beklemenin anlamı var mı? Türkiye’de yargı demokrasi açısından askere kıyasla daha büyük bir tehdit. Çünkü ‘hakemin’ bizzat kendisinin bir tür tetikçi olduğunu ima ediyor.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (2)
25.10.2025 - Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (1)
25.10.2025 - Kürt ‘açılımı’nın nedeni Suriye değil, Türkiye!
15.03.2025 - Muhalefet için bir not: İktidar (sanılanın aksine) tutarlı ve başarılı!
20.02.2025 - İktidarın Kürt ‘açılımı’ üzerine bir not
15.10.2024 - Çocuklar anayasa yapabilir mi?
24.09.2024 - Mustafa Kemal’in büyümeyen çocukları
19.09.2024 - Nasıl bir ordu isterdiniz?
10.09.2024 - Yeni İttihatçılık havuzunun bilinçsiz balıkları
2.09.2024 - Seçimlerden kim kazançlı çıkacak?
13.04.2024
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları













































faruk tuncay
Nasıl sizin okur kitleniz Türkiye Gazetesinin okur kitlesi değilse, Y. Özdil okurları da Hürriyet okur kitlesinin tümü değildir. Cezaevindekilere mektup yazmak benim de düşündüğüm bir konudur ama, Askeri darbelerle başım hoş değildir. Askerliğin kendisiyle de... Nasıl kolayca genellemeler yapıyorsunuz, hayret!
Hrac Madooglu
Hurriyet gazetesinin kuruldugu gunden beri bu ulkeye verdigi zarari hicbir gazete vermemistir. Kemalizmin propagandacisi, irkci-fasist bu gazetenin hala bugun de varligini surdurmesi hayra alamet degildir.