Etyen MAHÇUPYAN
Son on yılda iktidar partisinin irili ufaklı birçok ikilemi oldu. Örneğin bürokrasiye ne kadar güvenebileceğinden emin olamadı.
Uzun bir süre bıçak sırtında yürüdü ve hâlâ da bu sorunu aşmış değil. Çünkü milli görüş hareketi ilkesel ve tarihsel olarak devlet memurluğuna yakın değildi ve hükümet kontrol edip etmediğini bilemediği bir bürokrasi ile çalışmak durumunda kaldı. Öte yandan bürokrasi hiyerarşik bir yapı, bir mesleki kariyer olduğu ölçüde personeli bir hamlede değiştirip farklı bir zihniyeti hakim kılma ihtimaliniz yok. Hükümet reformlar konusunda da ikilemler yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Bazı meselelerin çözümü için gereken reformların oy kaybına neden olma ihtimali, AKP'yi toplumu yakından izlemeye ve denge politikası yürütmeye sevk etti. Bu nedenle reformlar parçalı yapıldı ve her seferinde kamuoyu anketleri ile doğru noktada durulup durulmadığı sınandı.
Ancak AKP'nin ikilemleri hükümet etme ve iktidarda kalma bağlamında ortaya çıkan ‘teknik' tercihleri ifade etmekte. Sıkıntısı toplumu anlamaya yönelik değil, hedefleri doğrultusunda yürümeye yönelik… Oysa kendilerini muhalefette hissedenlerin ideolojik denebilecek ikilemleri var ve hemen hepsi siyaseti ya da toplumu anlamaya yönelik. Bunlar genellikle iktidar partisine aynı anda çelişkili anlamlar atfetmek veya ondan çelişkili beklentilere sahip olmak şeklinde tecelli ediyor.
Örneğin Türkiye'de vahim bir kutuplaşma yaşandığından şikayetçi olanlar aynı anda hem bunun en büyük müsebbibinin AKP'nin söylemi ve dili olduğunu söylüyor, hem de kutuplaşmanın bu partiye yaradığı yönünde analizler yapıyorlar. İyi de eğer kutuplaşma açık bir biçimde belirli bir partinin işine geliyorsa, bu yönde niçin davranmasın? Karşımızda idealist amaçlarla amme hizmeti yapmaya gelmiş bir kurumsal yapı yok. Oy almak, iktidar olmak, ülkeyi rakipsiz kalarak yönetmek isteyen bir siyasi hareket var. Asıl ilginç davranış muhalefete ait değil mi? Madem kutuplaşma AKP'ye yarıyor, hükümetin muhaliflerinin kutuplaşmaya hizmet eden bir tutum almalarını nasıl açıklayabiliriz? Aynı şekilde, muhalefet bile kutuplaştırıcı bir davranış sergilerken, bundan yararlanan hükümeti eleştirmenin ne kadar hükmü olabilir? Mesele muhalefetin ideolojik olarak sıkışmış, çaresiz kalmış olmasından kaynaklanıyor. Kutuplaşma muhalefet için bir savunma mekanizması. Hem var olan direnci konsolide etmeyi, hem de ‘suçu' AKP'ye atmayı mümkün kılıyor. Ama böylece siyasi yenilgi kabullenilirken, üretilen iktidar analizleri de anlamını yitiriyor. Çünkü muhalefet bu tavrını sürdürdükçe kutuplaşma AKP'nin toplumsal tabanını genişletiyor.
Kürt siyaseti de bu çelişkili bakıştan azade değil. Hükümetin yüzde elli oy aldığı, artık devlete hakim olduğu, dolayısıyla gerekli reformları yapması gerektiği vurgulanıyor. Bu yaklaşıma göre AKP'nin öne süreceği hiçbir mazeret yok… Ancak aynı Kürt siyasetçiler, söz konusu tespitin hemen ardından AKP'nin demokrat olmadığını, özgürlükleri sahiplenmediğini, hatta farklı bir niyete sahip olduğunu öne sürüyorlar. İyi de, bu parti zaten demokrat ve özgürlükçü değilse reformları niye yapsın ki? Eğer bu reformların hükümet tarafından yapılması isteniyorsa, AKP'nin demokrasi yolunda bir partner olduğunu kabullenmek lazım. Birçok Kürt ise buna gönlü elvermediği için ‘AKP'den beklentimiz yok, onlar vermiyor biz alıyoruz' söylemine sarılıyor. Ama o zaman da şu an için alınanla yetinmek ve sanki daha fazla adım atılabilirmiş gibi bir beklenti geliştirmemek gerekiyor.
Genelde Batılıların durumu da bundan çok farklı değil. Yurtdışında karşılaştığınız hemen herkes Türkiye'nin eksiklerinin altını çizmekte ve hükümetin hızla gerekli reform adımlarını atmasını vurgulamakta yeterince maharetli. Ancak aynı insanların en büyük korkusu AKP'nin giderek bir ‘tek parti' rejimi kurması ve ülkenin otoriterliğe kayması… Ne var ki ortada ‘garip' bir gerçek var: Hükümet reform yolunda adım attıkça ve toplumun onayını aldıkça Türkiye zaten bir ‘tek parti' rejimine gidiyor, çünkü AKP'nin toplumsal desteği büyüyor. Burada da yine mesele AKP'nin toplumun geleceğini her yönüyle kuşatabilen tek parti olması… Diğer bir deyişle AKP'nin gücü siyasetten değil, sosyolojiden geliyor ve muhalefetin dayandığı reformist bir sosyoloji olmadığı ve uzunca bir süre daha olamayacağı için, demokrasi yönünde her ‘hesaplanmış' adım AKP'yi daha da güçlü ve rakipsiz kılıyor.
Görünen o ki AKP kendi dışındaki siyasi aktörlerde ideolojik ikilemler yaratmak gibi bir yeteneğe sahip… Bu da birçok kişiyi AKP'nin ‘içerden', kendi yanlışları sonucu yıkılması hayaline sürüklüyor. [email protected]
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024