Ferhat KENTEL
AKP 2002’de iktidara geldiğinde içinde ve etrafında çeşitli seslerin toplandığı, Kemalist ve vesayetçi devlet geleneği karşısında alternatif olma potansiyeli taşıyan bir partiydi.
Tabii ki böyle bir potansiyel taşımaktan ziyade, tam tersine, AKP’nin “dinci”, “gerici” olduğunu söyleyenler de vardı. Onlar bugünlerde “ne kadar haklı çıktıklarının gururunu” yaşıyorlar.
Onların AKP’ye atfettikleri anlam hep sabit kaldı. Onlara göre, kuzu postundaki AKP gerçek bir canavardı, ancak “takiye” yaparak, sahip oldukları “öz”ü saklamayı becermişti. Ve bu AKP yıllar sonra ele geçirdiği güçle, takiyenin arkasındaki gerçek yüzünü göstermiş oldu.
Ancak, bizim gibi “aydın” sıfatına sahip olan insanlar (“saflar”, “kullanışlı aptallar” vb.) ise “yetmez ama evet” türünden politikalar güdüp, “kaçınılmaz bir şekilde ülkenin geldiği felaketlere yol açmış oldular” ve üstelik bundan “utanmadılar”.
Kafalarındaki muhayyel bir “aydın” imajına, fikrine küfretmek çok nadir rastlanır bir durum değil. Bizim memlekette totaliterleşen sağlı-sollu her kafanın en kolay başvurduğu kolay yöntemlerden biridir “aydın” diye inşa edilen bir kategoriye küfretmek...
Toplumsal aktörlere niyet ve öz atfetmek
Kendi adıma konuşursam, işte bu kolay hedef “aydın”lardan biri olarak, hiçbir zaman hiçbir sosyal aktöre, toplumsal gruba –sözlerinden ve anlattıklarından bağımsız olarak- “niyet” atfetme kolaylığına girmedim. Anlamaya çalıştığım aktörün söylediklerini dinlemeye çalıştım. Hiçbirimiz “Tanrı” değiliz; yanlış analiz etmiş olma ihtimali her zaman mevcuttur; ama kendilerini kifayetiz ihtirasları içinde “küçük tanrıcıklar” olarak görüp, kafalarındaki ideolojiyi gerçek gibi görmeye ve dayatmaya çalışan ve de “değişmeyen gerçeklik” görmek konusunda mangalda kül bırakmayanlara kıyasla, herhangi bir kimliğin, hareketin zaman içinde ve güç ilişkileri içinde değişebileceğine inandım.
Bu yüzden, nasıl Sovyet Bolşevik yönetimi dönüşüp, nomenklatura gibi bir sınıf yarattıysa, nasıl Türk milliyetçiliği dönüşüyorsa, Türk solculuğu parçalanıp, dönüşüyorsa, Kürt hareketi değişip, dönüşüyorsa, İslamcı hareketin de değiştiğini ve daha da değişebileceğini kabul etmek için çok da âlim olmaya gerek yoktu. Bütün bu değişimleri toplum olarak gözlemledik.
Ayrıca Erbakancı döneme kıyasla Erdoğancı dönemin da başkalaştığını, bir toplumsal kökene ve İslami bir referans dünyasına sahip olan AKP’nin de 13 yıllık iktidarı boyunca değişip, seçkin bir zümre ve kültür yarattığını; tam da bu nedenle artık İslami hareketi temsil etmek bir yana, kapitalizme yeni bir hayat veren yeni bir sermaye sınıfı hareketi olduğunu da söyleyebiliriz.
Dolayısıyla, -gene kendi adıma konuşacak olursam- “felakete sebep olan aydın suçlamaları” karşısında, “yetmez ama evet” dediğim için pişmanlık değil; değişim beklentileri boşa çıkmış bir çok toplumsal kesim gibi sadece hayal kırıklığı yaşadım.
Ancak bu hayal kırıklığının bir nebze daha da önemli boyutu, umudu birlikte yaşarken, bir arada yürüyen insanların bir kısmının zaman içinde geldikleri ve saplandıkları “iktidar”la birlikte ne kadar çok kirlendiklerini görmek oldu.
Yani ben ve benim gibi “saf aydınlar”, umudu birlikte yaşadığımız insanları “ittifak” ya da kendi “ileri” hedeflerimize ulaşmak için “araç” olarak görmek yerine, tam tersine, demokrasi isteyen bütün kesimlerle birlikte yürüyüp, birlikte düşünmeyi ve değişmeyi, varılacak hedefi (herhalde mütevazı da olsa iyi bir şey olurdu!) de birlikte inşa etmeyi düşündük.
Ancak, iktidar kibrine ve kirine bulaşanların bizim gibileri sadece “bir müddet birlikte yol yürüyecekleri ittifak” olarak görmeleri ise hayal kırıklığı falan bile değil, sadece zavallılaşan birilerine karşı duyulan acımayla karışık bir öfke oldu.
Ortak düşmanımız “aydın”
Bir takım iflah olmaz saray soytarılarını ka’ale almaya bile gerek yok; onlar ceplerindeki iktidar kartvizitleri eşliğinde (ya da kendileri bizzat iktidarın ceplerinde), farklı seslere tam tahammülsüz bir halde, “tek ses” ayarı veriyorlar ve “memleket ne çektiyse halkına yabancılaşmış bir avuç aydından çektiği” yönündeki ezberi ortaya “tahlil” niyetine salgılıyorlar.
Bu açıdan, kafalarına uymayan aydınlardan nefret eden ama aynı zamanda “solcu” ve “sağcı” tezahürleriyle aydın geçinenlerin birbirlerinden hiçbir farkları yok...
Ancak, AKP’ye gelen eleştirileri “ulusalcı / laikçi” bir kanatla ve bu kanadın “kendini yenik hisseden aydınıyla” özdeşleştirip, muhalefeti de tek bir “öz”de birleştiren Cihan Aktaş gibi, samimi bazı İslamcı aydınların kafasında da ciddi miktarda bir “ortalama aydın” fikri var ve bu aydınlarda da asla tek bir kategoriye giremeyecek olan aydınları -iki taraflı ve kutuplu memleketimizde- “karşı tarafa” yerleştirme eğilimi mevcut.
Örneğin Cihan Aktaş, “taşeron işçiler, maden ocakları, polis şiddeti, sosyal adaletsizliğin çeşitli göstergeleri, inşaat sektöründeki istismarlar, AK Partili siyasetçilerin kadın meseleleri etrafındaki söylemlerinde öne çıkan zaaflar, kültürel planda dostlar alış verişte görsün kabilinden, belediyecilik alanında ise savruk ve müsrif işler”gibi “bir çok konuda Ak partiyi eleştirdiğini” söylerken, aslında zaten o eleştirdiği aydınlarla aynı görüşleri paylaşıyor.
Sadece, bu aydınlar arasında birileri, bu eleştirileri söyledikten sonra, belki Aktaş ve benzeri aydınların açıkça dile getirmek istemediği eleştirileri daha dile getiriyorlar...
İçine girdiği devlet kabına uyum, İslam’la alakası olmayan korkunç bir kibir ve tüm topluma, gündelik hayata yayılan fiziksel ve sembolik şiddet gibi mesela...
Böylesine bir sonuç yaratan AKP kimliği karşısında duyulan duyguların,“tabii bir hak olarak görülen iktidarı elden kaçırmış olmaktan” kaynaklanan bir “öfke” duygusuyla alakası yok.
Tam tersine, AKP’nin sıradanlığını gördüğümüz günler yaşıyoruz. Geçmişte Kemalizm’i ve onun kibrini yaratan bir toplumda, nasıl herkesin o devlet kibrine düşebileceğini; memleketin sosyolojik analizinde bir merhale daha kaydetmek için, AKP’nin muhteşem bir “vaka inceleme” imkanı sunduğunu görüyoruz.
Bu nedenle, Türkiye toplumu ve toplum üzerine düşünenler için memleketin yaşadığı bu yılları “umutsuzluğu” üreten yıllar değil; çok daha büyük tecrübelerin kazanıldığı yıllar olarak görebiliriz.
Bugün iktidarla kirlenenlerin, yola çıktıkları ve geldikleri yeri görünce, daha başka ve yepyeni toplumsal aktörlerin de çıkabileceğini, dolayısıyla umudun her zaman mümkün olduğunu –radikal bir iyimserlikle- düşünmemiz gerekiyor.
FERHAT KENTEL / HABERDAR
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020