Hakan TAHMAZ
Halep’te yaşanan insanlık dramı ve İstanbul Dolmabahçe katliamı her şeyi gözlerimize soktu.
İnsanlığın bin yıllara ait, ortak değerleri altüst oluyor. Birçoğunun yerinde çoktan yeller esmeye başladı. Her savaş, her çatışma insanlıktan bir şeyleri götürüyor. Kuralsızlık, güce dayalı kural oluşturma güçleniyor. Yeni anaforlar, yeni çatışma ve savaş alanları oluşuyor.
İnsanlık tarihi, savaşlar ve güçlünün güçsüzü alt etme tarihi. Savaşla tarih yazmaya çalışanlar, eninde sonunda barış yapmayı öğrenirler. Çünkü cephede kazanılan zaferin kaderini, içeriğini, kapsamını ve geleceğini anlaşmalar belirler. Savaşlarda kuralsızlığa yol açanlar ve insani değerleri yok edenler hep “güçlü” olanlar olmuştur.
Temiz savaş yoktur
2. Dünya Savaşı sonrası kurulan BM gibi kurumlar ve uluslararası sözleşmeler/anlaşmalarla insanlığın ortak değerleri belirleme ve yerleştirme çaba ve çalışmaları, bizzat bu çaba ve çalışma içinde olanlar tarafından, farklı zamanlarda ve olaylarda etkisiz kılındı. Temiz savaş yoktur, sözü bunun ifadesidir. Örneğin 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana savaşan bütün taraflar, evrensel kabullerden biri olan sivillerin, hastanelerin savaşta zarar görmemesi kuralını sözde kabul ederler. Ancak yeryüzünde bu kuralların ihlal edilmediği bir savaş, çatışma ve ihlal etmeyen bir devlet veya örgüt yoktur. Her türden ihlali araştırmak ve açığa çıkarmak için oluşturulmuş kurullar, mekanizmalar ve belirlenmiş kurallar ender işletiliyor. BM ve AİHM gibi birçoğu uzun yılların yıpranmışlığıyla işlevsizleşti. Belirlenmiş ortak değerler ve kurallarla yerin güç ve çıkar ilişkilerinin tercih etmesi iflasın eşiğine getirdi.
AK Parti’nin Dolmabahçe katliamına, AB ülkelerinin verdikleri tepkiyi yetersiz bulması, yakınması ve hatta bazı AB ülkelerinin terörü desteklediğinden şikâyet etmesi tam böylesine bir durum. Keza hükümetin Halep savaşı konusunda batıyı tutarsızlıkla suçlaması anlatmaya çalıştığım ilkesizliğin, ortak değerlerden uzaklaşmanın sonucudur. Türkiye’nin yalnızlığı, kendi kuralsızlığının, ilkesizliğinin, ortak insani değerler yerine inançsal değerleri geçirmesinin ve siyasal hesap pragmatizminin ürünü olsa gerek.
Bölgesel, küresel güç ve çıkar çatışmasıyla babasından sonra büyük umutlarla iktidara taşınan “yenilikçi” Beşir Esad, kısa sürede bir caniye dönüştü. Esad’ın Rusya ve İran’ın patronajı altında tarihi, sosyal, kültürel dokusunu yok ettiği Halep için insanların harekete geçmemesi, insanlığın iflasın eşiğine dayandığını gösteriyor. Ya da yeni değerler etrafında yaratılmaya çalışılan “insanlığın çirkin yüzü’’ budur.
Türkiye’nin çağrılarının dünyada hatta AK Parti’nin seçmeninde dahi gerektiği kadar yankı yaratmaması bunun sonucu olsa gerek. Bu hafta içinde yapılan oldukça cılız eylemler insani ortak değerlerden uzaklaşmanın ve ilkesizliğin yarattığı çürümenin boyutlarına dair işarettir. Bu bakımdan AK Parti’nin, Rusya ve İran ile geçici ateşkes sağlamak amaçlı kurmak zorunda kaldığı ilişkiler ve izlediği siyaset fazlasıyla öğretici olsa gerek.
Mazlumun muktedire benzemesi
Bugün Halep’te yaşananların benzeri çok değil bir yıl kadar önce Cizre, Sur, Yüksekova, Lice gibi birçok yerde yaşandı. Kamu otoritesini sağlamak veya tesis etmek gerekçesiyle kuralsız, hukuksuz ve orantısız güç kullanmaya sessiz kalanların, Halep konusundaki duyarlıklarına ilgisiz kalmak mazlumu muktedirlere benzetiyor. Başka bir ifadeyle Halep vahşetine ses çıkarmamak Sur, Cizre, Yüksekova konusunda gösterilen duyarlığın kıymetinden azaltıyor, sözün anlamını zayıflatıyor. Benzer bir biçimde Sur, Cizre, Yüksekova’da olanları sessizce izleyenlerin, destekleyenlerin veya görmemezlikten gelenlerin bugün Halep konusundaki haklı duyarlılıklarını zayıflatıyor.
Hendek savaşı sonrasında yaşanan insan hakları ihlalleri konusunda yapılan uyarılara kulak tıkayanların bugün hak hukuktan söz etmesi hiçte şaşırtıcı değildi. Aksine ilkesiz ve faydacı siyasetin kendisidir. Bir yıl önceki gibi yeni Sur, Cizre, Yüksekova olmasının önüne geçmenin yolu bugün öfkemize yenik düşmemekten, aklımızı öfkemizin önünde tutmaktan, Halep konusunda yüksek duyarlık göstermekten, Esad’ın ve ortakların vahşetine sessiz kalmamaktan geçiyor. Sur’un harabeye dönüştürülmesiyle, Halep’in harabeye dönüştürülmesinin hiçbir farkı yoktur, olamaz. Fark gözeten veya bunu iddia eden insanlığından vazgeçiyor demektir.
Halep konusundaki ilkesizlik ve pragmatizm TAK tarafından gerçekleştirildiği açıklanan 10 Aralık Dolmabahçe Katliamı konusunda da kendini gösterdi. Ama fakat sözcükleri kullanmadan, katliama tutum alma yerine yaşanmışlar, ilkesizliğin mazereti yapılıyor. İnsani değerlerin en başında ve en kutsalı, yaşam hakkıdır. Bunu herhangi bir nedenle ve gerekçeyle tali kılmaya çalışmak acizliği ürünüdür. İzlenen güvenlikçi politikaların toplumsal desteğini fazlasıyla büyüten bir aymazlıktır.
Yaşam hakkı, gasp edilen ve edilmek istenen haklar için direnme hakkını da içeren bir haktır. Ancak bu direnme hakkının kullanımı, başkalarının yaşama hakkını tehlikeye atan veya ortadan kaldıran bir yöntem ve biçimde olamaz. Hak savunuculuğun sınırını da yaşam hakkı belirler.
2004 yılında kuruluş bildirgesinde hiçbir kurala bağlı olmayacağını ve intikam eylemleri yapacağını duyuran PKK’nin paramiliter gücü TAK’ın, hiçbir siyasal meşruiyeti yoktur. Hiçbir gerekçe varlığını anlamlı kılamaz.
Keza 44 insanın katledilmesi vahşetinin yarattığı haklı toplumsal öfkeyi, kine, nefrete dönüştürerek öç/intikam alma seansları ile milli seferberlik ilan etmenin toplumsal altyapısını oluşturma çabası, bu ülkeye ve ülke insanına yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bir yönüyle de acizliğin ve siyasetsizliğin ürünüdür.
Hükümetin bu acizliği, silahlı olanın belini kırmak için demokratik siyasete yüklenme biçiminde sürüyor. Silahlı güçleri, silahlarını bırakılmaya zorlamak için seçilmişleri “rehin alma” gibi, görülmemiş ve meşru zemini olmayan bir siyaset icat edildi. Siyasal linç politikasıyla, demokratik siyaseti dizayn etme yaklaşımı toplumun fay hatlarını derinleştirip çoğaltmakta.
Hakan Tahmaz
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları






































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2026
6.02.2026
3.02.2026
28.01.2026
20.01.2026
14.01.2026
6.01.2026
2.01.2026
30.12.2025
28.12.2025