Hasan Bülent KAHRAMAN
Açlık grevleri bana bir kere daha ne kadar ölümle içli dışlı bir ülke olduğumuzu kimsenin bu katmanlı sorunun üstünde durmadığını hatırlattı...
Güney Doğunun hali ortada. Ölüm 30 yıldan fazla bir zamandır o bölgede kol geziyor. Devlet her gün öldürdüğü insanların sayısını açıklayarak, o sayının büyüklüğüyle gönüllere su serpmek, kendisine güç toplamak çabasında. Kimse o 'ölü ele geçti' denen insanın da ailesi, çoluk çocuğu, akrabası, anası babası olduğunu derhatır etmiyor. Aynı şekilde mayına basarak, bombalı saldırıda, düşen helikopterde, cephanelik patlamasında ölenler var. Askere gidip dönmeyenler...
İki taraf da bu ölümleri şehit diyerek taltif ediyor, takdis ediyor, takdir ediyor.
'Şehit cenazeleri' diye bir kavramla yatıp kalkıyoruz. Şehit anneleri, aileleri, onların acıları, yaşantıları ve yaşadıkları her gün gazetelerde, televizyonda. Bunların hepsi yürek burkan, insanın içini acıtan, kanatan şeyler. Acının ve ölümün içinde soluk alıp veriyoruz, daha doğrusu soluksuz kalmış durumdayız.
Gerçekten de, hayatımıza son yıllarda karışan bir şehitlik kavramı var. Herkes şehit artık. 'Trafik şehitleri' diye bir yazı bile gördüm. 'Turgut Özal şehit edildi' deniyor. 'Adnan Menderes şehit oldu/ edildi' deniyor.
Cezaevlerinde yedi yüze yakın insan açlık grevinde. Açlık grevindeki insanlar 'ölüm orucu'na girmiş insanlardır. Ölmenin o yolunu seçtiler. Sonuç ne olursa olsun (umarız olumlu olur, kimse yaşamını yitirmez) ölümün içinde devam eden bir eylem ve süreç bu. Bu orucun aldığı herhangi bir can 'şehit' diye adlandırılacak. Daha önceki eylemlerde de olduğu gibi...
Ölüm kültürü eski bir Cumhurbaşkanının mezarının açılmasına kadar gitti. Turgut Özal zehirlendi, dendi. Bilemem, Adli Tıp raporu belki doğrular belki doğrulamaz ama bir ülke eski bir cumhurbaşkanının mezarını açmaya, naaşını çıkarmaya, yeniden defnetmeye kadar götürdü işi. Yetmezmiş gibi şimdi de Ecevit'in de zehirlendiğine dair açıklamalar gelmeye başladı. Kim bilir, belki bir süre sonra, Özal'ın naaşının başına gelenler onun naaşının da başına gelecek. Türkiye'de, artık kimse kimseye inanmıyor. Nasıl inansın bu ülke bütün bir 1990'lı yılları faili meçhul cinayetlerle dolup taşarak geçirdi.
Ölümün bu kertede gündelik hayata karışması, onun bu ölçüde bir parçası olması, bu derecede kanıksan bir şey haline gelmesi, ister istemez akla tiyatrosallık denen kavramı getiriyor. Buna ölümün sıradanlaşması demek de kabil. Gerçeğini yitirmiş, anlamından boşanmış, kabuklaşmış bir kavram artık ölüm bizde. Bir tiyatro dekoru, oyunu gibi. Oysa son derecede gerçek, o derecede somut. Zaten bu nedenle ikili bir sorun yaşıyoruz. Bir yanda o somut ve katı olan ölümün bu sertlikte, bu yaygınlıkta, bu yoğunlukta yaşanması. Öte yanda o katılığın bir tiyatroya, seyirlik bir meseleye dönüşmesi. Sıradanlaşması.
İçinde yaşadığımız ve dile getirdiğim bu sorunun çok başka açılımlar gösterdiği, göstereceği kanısındayım. Ölüme kanıksamak bunun en hafifidir. Ayrıca ölüme kanıksamak tek başına bir anlam ifade etmez. Ölümü yok saymak, unutmak, görmezden gelmek, ölüme duyarsızlaşmak, ölümün anlamını yitirmesi bir toplumun gerçekle kurduğu ilişkinin, gerçeğini kabullenişinin sorunlu hale gelmesine yol açar. Biz zaten inkarı, susmayı, unutmayı farklı olaylarda yaşamış bir toplumuz. Her inkar ve onun bir parçası olan suskunluk bir toplumun kendisini yok saymasıdır. Kendi gerçeğiyle yüzleşecek erginlikten sürekli olarak uzak düşmesidir. Patolojik bir mertebede bulunmasıdır. Üstelik, o inkarlar çoğu defa olaylar yaşandıktan, bittikten, geçtikten sonra ortaya çıkmıştı. Şimdiyse içinde yaşarken inkar ediyoruz olayları, yok sayıyoruz. Ölüm sıradanlaşıyorsa bu ölçüde, her şey yalanlaşıyor demektir.
İşimiz gerçekten çok zor!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları














































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.08.2025
18.08.2025
17.07.2025
20.06.2025
13.05.2025
5.05.2025
6.03.2025
26.02.2025
13.02.2025
6.01.2025