Hasan CEMAL
2000’de Galatasaray’a Arsenal karşısında UEFA Kupası’nı getiren penaltılar gözümün önünde. O gün sırayla Ergün Pembe, Hakan Şükür ve Ümit Davala’nın penaltıları ağlarla buluştu. En son Popescu, Yaradan’a sığınıp öylesine vurdu ki top kazara kaleciye çarpsa onu da içeri sokardı.
13 yıl aradan sonra dün Fatih Hoca ve Arsene Wenger Emirates Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Ve aslan Cimbom rövanşı vermedi!Drogba’dan gelen galibiyet golüyle Galatasaray tribünleri çılgına dönerken kulaklara bir slogan çalındı: Her yer Taksim, her yer direniş!
.jpg)
LONDRA
Tenha bir kahvede yalnızlığımın içine çekilmiş maçı bekliyorum bir pazar günü. Futbolu neden sevdiğimi, sarı kırmızı renklere niçin gönül verdiğimi düşünüyorum.
Babam aklıma geliyor.
Sevgili annemin, “Hava soğuk, Haso’yu üşütme” tembihleriyle beni elimden tutup maça götürdüğü zamanları hatırlıyorum.
Bir ‘futbol kaçkını’ydı o.
Liseden Galatasaraylı’ydı, yani ‘okullu...’
Bir gün ona kızdığımda, “Fenerbahçeli olayım da gör” diye bağırmıştım. O da, benim yüzüme, “Ben de seni evlatlıktan reddederim” diyebilecek kadar damardan bir Cim Bomlu’ydu.
Şampiyonluğun eşiğinde John Terry kararı
“Top ağlarla şans eseri buluşmuyor.”
Bu cümle yine aklıma takılıyor.
Tarih, 21 Mayıs 2008.
Moskova’da Manchester United’la Chelsea arasında Devler Ligi’nin finali. Uzatmalar da oynanmış, 1-1’lik beraberlik bozulmamış. Penaltı atışlarında sıra Chelsea’nin kaptanı John Terry’de.
Nefesler tutulmuş, heyecan dorukta. Koca stadyumda çıt çıkmıyor. Kaptan eğer penaltıyı gole çevirirse, Chelsea tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kaldırarak o yıl Avrupa’nın en büyüğü olacak.
John Terry, büyük kaptan, topu penaltı noktasına koyuyor.
Geriliyor.
Penaltıyı gole çevirmesinin ne anlama geldiğini, milyonlarca Chelsea taraftarının bu kupayı yıllardır nasıl hayal ettiğini, bütün Chelsea aleminin o anda kendisi için nasıl dua ettiklerini, kalplerinin nasıl heyecanla, umutla çarptığını elbette biliyor.
Penaltı noktasındaki topa bir daha dokunup düzeltiyor. Önce gerileyip sonra iki yana hareketlerle topa vurmak için koşarken, Manchester United’ın yıldız kalecisi Van Der Saar’ı yanıltıyor ve Hollandalı kaleciyi sağa yatırıyor.
Yürekler ağızda!
Artık John Terry’nin yapacağı tek şey, topu, sağa yatırdığı kalecinin soluna göndermek.
Öyle de yapıyor.
Ama topa vurmadan hemen önce, sol ayağını yere basarken hafifçe kayıyor, dengesi bir anda bozulunca da istediği vuruşu yapamıyor. Top sekiyor, direğe çarpıyor ama ağlarla buluşmuyor!
Hiçbir futbol kaçkınının yaşamak istemeyeceği bir sahne.
Çünkü yıkılırsın, göçersin.
Ayakları John Terry’ye ihanet edince, kendisiyle birlikte tüm Chelsea dünyasının şampiyonluk hayalleri de çöküyor.
Chelsea’nin teknik direktörü siz olsaydınız...
Şanssızlık mı?
Yoksa o klasik söylem mi:
“Futbol böyledir, belli olmaz!”
Dünkü yazımda sözünü ettiğim GOL isimli kitabın yazarı ve Barcelona’nın muhteşem yükselişinin perde arkasındaki mimarlarından, bu sezon da Manchester City’nin CEO’luğuna getirilen Ferran Soriano farklı düşünüyor:
“Başarının şansla hiç ilgisi yoktur.”
Kitabında şöyle diyor:
“Bu söylemi en uç noktaya taşımama izin verirseniz, John Terry’nin o penaltıyı kaçırmasının tek nedeninin şansızlık olduğundan emin olabilir miyiz?
Eğer siz Chelsea teknik direktörü olsaydınız, o koşullar ve aşırı baskı altında, kupanın kaderini belirleyecek en son penaltıyı, penaltı kullanma alışkanlığı olmayan, tüm oyuncular içinde Chelsea takımıyla duygusal bağı en fazla olan, aynı zamanda kaptanı olduğu takımın altyapısından yetişmiş bir oyuncuya mı kullandırırdınız? Yoksa, son vuruş için soğukkanlı bir penaltı ustasını mı tercih ederdiniz?”
‘Şampanyaları soyunma odanıza gönderiyorum’
Yukarıdaki satırları okurken, 2000 yılının Mayıs ayında Galatasaray’a Arsenalkarşısında UEFA Kupası’nı getiren penaltılar gözümün önüne geliyor.
Kopenhag’ın Parken Stadyumu.
120 dakika golsüz bitmiş, sıra penaltılarda... Avrupa’nın en büyüğü olabilecek miyiz? Cim Bom, kendisinin ve futbol tarihimizin en büyük başarısını gerçekleştirecek mi?
13 yıl geçmiş. Tribünlerdeki o heyecanı bugün bile iliklerime kadar hissederim.
Kupa penaltılara kalınca, Arsenal Kulübü Başkanı yanında oturan Galatasaray Başkanı Faruk Süren’e şöyle der:
“Bizimkiler atamaz, kupa sizin. Oysa kendimizden ne kadar da emindik. Hatta bir kasa şampanya getirmiştim kutlamalar için... Şimdi söyleyeceğim, sizin soyunma odanıza göndersinler.”
Pembe, Şükür, Davala ve Popescu’nun unutulmaz penaltı golleri
Sonra penaltı atışları başlamıştı.
İlk penaltımızı en soğukkanlı topçularımızdan Ergün Pembe, tık diye Arsenal ağlarına göndermişti. İkinci penaltıyı büyük golcümüz Hakan Şükür ağlarla buluşturmuştu. Üçüncü gol, takımın en gençlerinden - halen Fatih Hoca’nın yardımcılarından olan - Ümit Davala’dan. Arsenal’ın dev kalecisi Seamen’i sağa yatırmış, topu son derece sakin ve yalın bir vuruşla ağlarla buluşturmuştu.
Bu arada, belki de futbol melekleri bizden yana oldukları için Arsenallı penaltıcılar büyükTaffarel’i - o da bugün kaleci antrenörümüz - geçemiyorlar, sürekli direkleri dövüyorlardı.
Sıra, Popescu’daydı.
Penaltıyı atarsa, kupa bizimdi. O anı hiç unutmam. Hala tüylerim ürperir. Bu yazımı yazarken, o penaltıları Google’ladım, bir daha seyrettim. İtiraf edeyim, gözlerim yine doldu.
Popescu topa koşmaya başladı, Yaradan’a sığınıp öylesine vurdu ki... O top kazara kaleciye çarpsa, onu da içeri sokardı. Sonraysa, Parken Stadyumu’nda kapıldığımız o tarifsiz coşku selleri, duygu fırtınaları...
13 yıl aradan sonra...
Bizim ağlarla buluşan penaltı gollerimiz, Arsenal’ın direkten dönen penaltı vuruşları...
Şans mıydı?
Bal mıydı?
“Futbol böyledir işte, belli olmaz!” kaderciliği miydi?
Sanmıyorum.
Elbette şans, kader, kısmetin başarılarda payı vardır ama abartılmaması kaydıyla...
Başarının şansla ilgisi yoktur!
Bir yanda Fatih Hoca, diğer yanda Arsene Wenger. Maç öncesi tribünde sohbet ediyorlar.
İki hoca 13 yıl önce de Parken Stadyumu’nda karşı karşıya gelmişlerdi. Bakalım bu kez kupayı kim kaldıracak diye aklıma takılıyor maç başlarken.
Rövanş verilmedi ama bir şeyler eksik...
Ve Fatih Hoca, Arsene Wenger'e 2000 UEFA Kupası'nın rövanşını vermedi.
Aslan Cimbom, Portekiz şampiyonu Porto'dan sonra Arsenal'ı da kendi mabedinde, muhteşem Emirates Stadyumu'nda devirerek stadın adını taşıyan kupayı kaldırdı.
Maçın en büyük kahramanı hiç kuşku yok büyük Drogba'ydı. Biri, kendi yaptırdığı penaltıdan olmak üzere iki golle Galatasaray'a kupayı kazandırdı. Sneijder ise Drogba'ya yaptığı enfes asistlerle sivrildi. Bu ikili, öyle anlaşılıyor ki, yeni sezonda çok iyi iş çıkaracaklar Cimbom için...
Muslera'yı anmadan olmaz. Öyle inanılmaz kurtarışlar yaptı, öyle toplar çıkardı ki, iyi ki var dedirtti hepimize.
Maça iyi başlamadık. Uzunca süre mahkum oynadık. Galiba Selçuk'un boşluğu dolmadı. Ne yazık ki Riera yine aksadı, bir ara koridorlaştı. Chedjou-Semih ikilisi iyiydi. Emre Çolak kötü başladı ama sonra kendine güveni geldi. Ceyhun fena değildi. Melo ara sıra kritik hatalar yapsa da önemli topçu. Amrabat iyi, çabuk, hırslı...
Bir şeyler eksik takımda.
Hızlı oynayamıyoruz. İsabetsiz pas oranı yüksek. Sanki bir kişilik sorunu var. Yırtıcı, düşün peşime diyebilen, takımı bir anda ateşleyecek bir lider... Nerede?
Drogba olabilir.
Ya Sneijder?... Neden olmasın?..
Drogba'nın son dakikalardaki golüyle nasıl bir coşku seline tutulduk anlatamam.
Galibiyet golüyle Galatasaray tribünleri çılgına dönerken kulaklara bir slogan çalındı: Her yer Taksim, her yer direniş!
Aslan Cimbom!
Torpilim Drogba
Maçtan sonra yolum Knightsbridge'deki Scalini'ye, sevdiğim İtalyan lokantasına düştü. Yer yoktu. Ama torpilim vardı:
Didier Drogba!
Adını verirken de çıtlattım şefe:
"Arsenal'e iki gol attı ve Galatasaray kupayı kaldırdı."
Ortağına döndü:
"Duydun mu" dedi, "Büyük hata yaptı Chelsea, Drogba hala iş yapar."
Tabii Scalini'nin şefi, Fatih Hoca'yı da tanıyordu, İmparatore diye sormadan duramadı.
Cimbom farkı!
Haftaya pazar sırada Fenerbahçe var galiba...
Twitter: @HSNCML
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları








































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024