Hasan CEMAL
Tuzla, Yedi Adalar, 8 Ağustos 2018
Ortalık yeni aydınlanıyor.
Deniz çarşaf gibi.
Harikulade bir sessizlik.
Guletin merdiveninden denize iniyorum, hiç gürültü çıkarmadan kıyıya doğru yüzüyorum, bunca yıldır her mavi yolculuk'ta gün doğarken yaptığım gibi...
Denize sarkan çamların, bodur ağaçların, sarılı yeşilli otların, çalıların arasından o çok hafif sabah rüzgarıyla gelen kekik ve adaçayı kokularını içime çekiyorum.
Özellikle kekik kokusu...
İçimde bir an yine o yaşama sevinci kımıldıyor. Kendi kendime, her şeye rağmen yaşamak güzel şey diye mırıldanıyorum.
Ama itiraf edeyim, aynı zamanda bir suçluluk duygusu, bir hüzün de kaplıyor içimi. O kadar sevgili dost hapis yatarken, benim kekik kokuları arasında yüzüyor olmam sanki bir haksızlık, bana öyle geliyor.
Hayat ne kadar acımasız, ne kadar inişli çıkışlı, ne kadar şaşırtıcı...
Elimdeki kitap da bunun örneklerinden biri.
Martha Gellhorn, Amerikalı bir gazeteci.
Yıl 1930.
Cebinde 75 dolar, elinde bir daktilo ilk kez Paris'e geliyor.
Daha 22 yaşında ama hırslı.
Gazeteci olacak, yazar olacak.
Hitler'in iktidara yerleştiği Almanya'da, Hitler'in istila ettiği Çekoslovakya ve Avusturya'da habercilik yapıyor.
Faşist Mussolini İtalyası'nın 1937'deki Habeşistan (Etiyopya)fethini de, Hitler'le Stalin'in kıskacındaki Polonya'nın büyük acılarına da bir gazeteci olarak dokunuyor.
28 yaşındayken 1936'da Hemingway'le tanışıyor Küba'da. Onun peşinden gidiyor ve kendini İspanya İç Savaşı'nda buluyor. Neyi neresinden tutacağını bilemiyor, Hemingway'in tavsiyesine kulak kabartıyor:
İnsan hikayeleri yaz, gördüğün, tanıdığın insanların günlük yaşamlarını yaz gönder savaştan...
Böylece savaş gazeteciliğine adımını atıyor Martha Gellhorn. İkinci Dünya Savaşı'nı izliyor. Hırslı, Normandiya Çıkarması'nda Hemingway'i de atlatıyor.
Hitler'in Ölüm Kampları'nı yazıyor.
Soğuk Savaş, Vietnam Savaşı derken Berlin Duvarı'nın çöküşünü de izliyor.
Bir gazeteci olarak 'tarihe tanıklılığı'nı 1990'lara kadar, seksen yaşını devirdikten sonra da sürdürüyor.
Kitabı okurken kendisini kıskanıyorum, keşke ben de böyle bir hayat yaşasaydım duygusuna kapılıyorum. Martha Gellhorn tarihi yaşarken yakalıyor!
Tarihi Yaşarken Yakalamak!
1987'de çıkan bir kitabımın adı. Kitabın 28 Mart 1987 tarihli önsözünde şöyle yazmışım:
"Tarihi, kendini oluşturan somut olayların cereyan ettiği zaman dilimlerinde yakalamak olanaksızdır; çünkü tarih biraz da akıp giden zamanın gelecekteki öyküsüdür."
Bu satırları nerede okuduğumu, kimin yazdığını anımsamıyorum. Kitabımın adını koyarken bundan esinlendim; kitabın çerçevesi böyle belirlendi.
Tarihi yaşarken yakalayabilsek, ne güzel olurdu. Ama imkansız diye de kaderciliğe saplanacak değiliz. Çünkü tarihten ders çıkarmak da var!
İlle "yaşayarak öğrenmek" gerekmiyor çağımızda. Tarihi iyi bilmek, tarih bilincine sahip olmak, tarihten ders çıkarabilmek, günümüze ve geleceğe ışık tutabilir; demokrasi yolunda bizi yanılgılardan koruyabilir.
Bu önsözden beri geçen 31 yıl.
Ama ne yazık ki demokrasi yolundaki yanılgılarımız devam ediyor. Bunca yıldır yaşayarak da öğrenemedik, yaşadıklarımızdan ders de çıkaramadık. Demokrasi, hukuk ve özgürlük devletini kuramadık.
Sürekli yenildik.
Hayal kırıklıkları peşimizi bırakmadı.
Hüsrana uğradık.
Sonunda, ikinci sınıf demokrasi de ellerimizin arasından kaydı gitti.
Bugün de bu başarısızlığımızın acılarını yaşıyoruz.

Yine Martha Gellhorn.
1964'de, İkinci Dünya Savaşı'ndan 19 yıl sonra, Hitler döneminde ve savaşın hemen ertesinde izlediği Almanya'ya gider. Alman üniversitelerini gezer, öğretim üyeleriyle, öğrencilerle konuşur.
The Atlantic Monthly dergisine yazdığı makalesinde, yeni bir Almanya var mı diye sorar, savaş sonrası Almanyası'nda demokrasinin hallerini sorgular 1964'ün Şubat ayında:
Bence yeni bir Almanya yok.
Almanya'nın bir devrime ihtiyacı var. Kanlı, eski model, hapishaneleri ve idam mangalarıyla gelen ve diktatörlükle noktalanan bir devrimi kastetmiyorum.
Kastettiğim bir iç devrim, akıl ve vicdanlarda yaşanacak bir devrim.
İtaat ya da biat etmek belki de en büyük "Alman günahı"dır.
İtaat, emirkulu olmak en büyük faziletmiş gibi ana dizinden üniversiteye kadar Almanlara hâlâ sistematik olarak öğretiliyor.
Almanlar demokrasi için bugüne kadar hiç savaşmadılar. İki büyük savaş sonrasında da bu ülkede demokrasinin çatısını galip devletler kurdu.
Demokrasi en iyi yönetim biçimi olmayabilir, ancak bundan daha iyisini de bugüne kadar bulabilmiş değiliz.
Demokrasi olacaksa, vatandaş hayır demeyi öğrenmek zorundadır. Almanlar hâlâ o eski otoriter kafa yapısıyla yetiştiriliyor. Gençler isyan etmeyi bilmiyor. Onların gözünde devletin çıkarları öncelik taşıyor. Bu genç insanlar bu halleriyle potansiyel olarak tehlikeli bir koyu sürüsü oluşturuyorlar.
Bu satırlar 1964 yılının. Fakat Almanya'da o tarihlerden sonra köprülerin altından epeyce su aktı.
Özellikle gençler, 68 gençliği, Almanya'da babalarının yapmadığını, yapamadığını yaptı, geçmişle hesaplaşma ve demokratikleşme kapısını açtı. Ancak Almanya'da bugün ırkçılık, milliyetçilik illeti yeniden nüksetmiş durumda, siyasal arenada yükseliş eğrisi çiziyor.
Amerikalı meslektaşımın 1964'deki bu satırları ve Almanya izlenimleri bana Türkiye'yi düşündürüyor.
Türkiye'nin insanı bugüne kadar demokrasi için ne kadar mücadele etti, ne kadar kavga verdi?
Hayır demeyi ne kadar öğrendi?
Devlete ne kadar itiraz edebildi?
Emir kulu olmaya ne kadar karşı çıkabildi?
Biat etmeyi ne kadar reddedebildi?
Bugüne kadar demokrasi için isyan etmeyi ne kadar öğrenebildi?
Frene basıyorum.
Kekik kokuları arasında Tuzla Koyu'ndan demir alıp mavi sulara açılıyoruz.
Tatil notlarım devam edecek.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları






























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024