Hilâl KAPLAN
Bir yılını doldurmak üzere olan çözüm süreci başladığından bu yana, silahların sustuğu, fikirlerin konuşulduğu bir dönem bekliyoruz. Ama operasyon yemekten bitap düştüğümüz için olmuyor, oldurulmuyor.
Önce Paris suikastleri, ardından Amerikan Büyükelçiliği'ne saldırı, ardından İmralı sızıntısı, ardından Ak Parti binasına ve Adalet Bakanlığı'na silahlı saldırı, ardından Reyhanlı saldırısı, ardından Gezi olayları ve en son yolsuzluk operasyonu görünümlü siyasete müdahale çabası...
Fikirlerin konuşması anlamına gelen siyaset alanına ya medya operasyonlarından ya bombalı saldırılardan ya da polis operasyonlarından bir türlü sıra gelemiyor.
KÜRT MESELESİNE DOKUNAN YANAR
Kürdistan petrolünün barış sürecini taçlandırmasına işaret eden Erdoğan'ın Barzani'yle Diyarbekir'deki tarihî buluşması öncesi dershane gündemi patlamıştı.
34 yıl hüküm giymiş Mustafa Balbay tahliye edildiği ama daha hüküm bile giymemiş olan BDP'li vekillerin içeride tutulmasına karar verdildiği günse yolsuzluk operasyonu patladı.
Ne hikmetse, bu operasyonla eşzamanlı olarak, STV dizisindeki karanlık kurullarda adı karalanan gazeteciler hakkında fotomontajlanmış kasetler ve fotoğraflar piyasaya sürüldü.
Zamanında beni de hedef göstermiş bir yazarın kızının fotomontajlanmış resimlerini internette yayacak kadar pespayeleşildi.
SON UYARI TARİHİ GEÇİNCE...
İlginçtir, yolsuzluk soruşturmasının kamuoyunun gündemine düşmesine saatler kala, o gece yarısı Hüseyin Gülerce, sosyal medyadan şu 'uyarı'yı yapmıştı:
'Hakan Şükür'ün istifası 2013'ün en önemli siyasi olayıdır. Ak Parti bu istifayı en samimi uyarı olarak anlamalıdır. Belki de son uyarı...'
Sonradan bu cümlenin tehdit olarak algılanması üzerine Gülerce bu tiviti silse de, gerçekten ertesi sabah Şükür'ün vekilliği boyuncaki tek bilinen icraatı olan istifasını gölgede bırakacak gelişmeler olacaktı.
Üstelik soruşturmadan bırakın ilgili bakan ve valinin haberinin olmasını, emniyet müdürünün dahi haberi yoktu.
Gelin görün ki, Ankara'daki baskına bile teamüllere aykırı olarak İstanbul'dan polis ekipleri gönderecek kadar 'gizlilik kaygısı'yla yürütülen soruşturmadan eski polis-yeni yazar Emre Uslu ile 'bavulcu' Baransu'nun haberi vardı.
Uslu, twitter'a, 12 Ağustos 2013 günü şöyle yazmıştı:
Bakan çocuklarının adı yolsuzluklara karışmışsa Kim Güler kim ağlar? (Büyük harfler 'klavye sürçmesi' yaptığını iddia eden Uslu'ya ait)
Baransu ise daha 16 Nisan 2013'te baklayı ayrıntısıyla ağzından çıkarmıştı:
İran'dan para nasıl çıkar? Bir sanatçının eşi Rize'ye altınları gönderir. Kapalıçarşı'ya girer. Para, Dubai İsveç'e dağıtılır. Sonra...
Ancak ikisi de aynı gazetede yazan bu kişiler, o tarihlerde nedense kendi ayaklarına kadar gelen haberi yazmayıp kulaklarının üzerine yatmayı, belki de bugünleri beklemeyi tercih etmişti.
Bu soruşturmaların ayrı ayrı değil de, seçimlere üç ay kala birlikte sunulmasının daha büyük etki yaratacağı da hesaplanmış görünüyordu.
Zira yolsuzluk operasyonunun üç kanadı olan TOKİ, Halkbank, Fatih Belediyesi arasında bir bağlantı kurulamamasına rağmen aynı torbaya konulduğu anlaşılıyordu.
Polis operasyonu kadar bariz bir algı operasyonu yapıldığı aşikârdı.
Nitekim 'Baransu'nun kankası' da twitter adresinden, hakikatin değil algı oluşturmanın daha önemli olduğunu doğruluyordu:
'Bu soruşturmada algı, adli sonuçtan önemli. Başbakan Erdoğan'ın unuttuğu nokta bu. Kimse mahkemenin sonucunu hatırlamaz.'
Polislerin, kendi amirlerinden bile gözleri gibi sakladıkları bilgi notlarını, tape dökümlerini ve hatta takip resimlerini şimdi tivitırdan takip etmemizin sebebi de bu algı yönetme gayreti olsa gerek. Sanırım amirlerine değil ama tivitırdaki enformasyon-dezenformasyon dengelerine güvenen 'sızdırıcılar' var.
Unutulmasın ki, Gezi sürecinde 'laik yaşam tarzına müdahaleci' olarak sunulan iktidarın, üç ay içinde devlet bürokrasisindeki dindarları fişleyen bir 'irtica düşmanı'na çevrilmesi de benzer bir algı operasyonu sonucuydu.
YOLSUZLUĞA SON, ERDOĞAN'A DA...
Polis üniformasının veya savcı cübbesinin arkasına saklanarak demokratik siyasete 'balans ayarı' yapmaya kalkışanın kimliği önemsizdir.
'Söyle o Nedim salağına, savaş büyük, bugünlerde ortalara atılıp yine arada kaynamasın' diye gazeteci tehdit eden polis amirinin, 28 Şubat'ta gazetecileri 'yağlı kazığa oturtmakla' tehdit eden darbeci paşalardan hiçbir farkı yoktur.
'Devleti yönetirken davulu sen tut ama tokmağı bizde olsun' diyen bürokrat kliğinin asker ve 'sivil' olması bizi enterese etmez.
Zaten askerler de geçmişte kardeş kavgası, siyasî istikrarsızlık, vb. sebeplerle bu hakkı kendilerinde görmüşlerdi.
Sebebin ne olduğu şu temel ilkeyi ortadan kaldırmaz: Ülke yönetiminde son söz, doğrusuyla yanlışıyla sandıkta hesap verecek olan sivil iktidarlarındır. Hiçbir bürokratın 'Şu başarıyı bize borçlusunuz' diye diyet isteme hakkı yoktur.
Olan bitenler bana Türk Solu'nun bir protestosundaki fotoğraf karesini hatırlatıyor. Öndeki sıranın ellerindeki pankartlarda 'Sansüre son' gibi sloganlar yazarken, aynı grubun son sırasındaki pankartlarda ise darağacındaki bir Erdoğan protresi ve altında 'Asılacak adamsın ulan' yazısı var. 'Sansüre son' görünümlü 'Erdoğan'a son' korosu...
Bugün de 'Yolsuzluğa son' diye slogan atanlarla, 'temizlik' anlayışımızın farklı olmasının nedeni bu galiba...
Yazarlar
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2019
27.05.2019
6.05.2019
1.05.2019
29.04.2019
24.04.2019
16.04.2019
15.04.2019
12.04.2019
8.02.2019