İbrahim Kiras
Yöneticilerin seçimle belirlendiği demokratik ülkelerde siyaset bilimcilerin “demokrasi paradoksu” dedikleri bir risk teorik olarak her zaman mevcuttur. Kimi zaman ise fiili bir tehlikeye dönüşür bu ihtimal: Demokrasi yoluyla iktidara gelenlerin demokratik düzeni zedeleyecek ve hatta ortadan kaldıracak hamlelere girişmeleri.
Avrupa’nın yakın tarihinde Nasyonal Sosyalistlerin iktidarı bunun en acı tecrübesi olarak hafızalarda olduğu için ırkçı veya ayrılıkçı siyasetin önünü kesmeye yönelik birtakım mekanizmalar var. Ama doğrudan ırkçı veya ayrılıkçı mesajlar vermeyen popülist liderlerin hedeflerine yürümelerinde bir engel bulunmaması birçok düşünür ve siyaset bilimci için kaygı sebebi.
Yalnızca Avrupa’da değil, bugünlerde dünyanın her yanında popülist siyasetçilerin teveccüh görmeleri herhalde “ortak iklim” ile ilgili bir durum. Yani günümüzde yaşanan büyük dalgalanmaların ürettiği sorunların çözümü konusunda liberal demokrasinin zaafa düşmesiyle, bununla paralel olarak toplum elitlerinin dejenerasyonuyla ve nihayet siyasetçi kalitesinin irtifa kaybıyla…
Açılan boşluğu popülist siyasetçiler dolduruyor. Peki, bu popülist siyasetçilerin peşine takılmaya amade durumdaki kitlelerin ortak özelliği ne? Öyle görünüyor ki bu ortak yan çoğunda birey olma duygusunun gelişmediği (ve dolayısıyla grup aidiyetinin baskın olduğu) gözlenen kişilerin, birtakım tabii -veya gayritabii- sosyal gelişmeler karşısında, mensup oldukları toplum kesiminin ülke yönetiminde veya ülkenin genel gidişatı üzerinde kontrolü kaybetmesinden duydukları endişe.
Almanya’daki aşırı sağcılarda da ABD’deki Trumpçılarda da İngiltere’deki AB karşıtlarında da bu var. Aynı şekilde Türkiye’deki popülist siyasetin etkileyebildiği kitlelerde de benzer bir duygusal hava kolaylıkla gözlemlenebiliyor. Etnik, dini ve kültürel farklılıklar veya geleneksel siyasi kimlikler karşılıklı düşmanlıklara dönüştürülüyor siyaset eliyle. Biri elindekini kaybetme korkusuyla, öbürü kendi hakkı olanın öbürünün elinde olduğu duygusuyla “Bu ülkenin asıl sahibi sensin” ayartmasına kolayca kanabiliyor.
***
Şu da var ki insan doğası gereği farklı olandan tedirgin olur. Bu özelliğimiz içinde bulunduğumuz toplulukların da karakterini belirler. Hatta varlıkları ortak kabullerden oluşan bir konvansiyona dayalı olduğu için toplumlar ve toplumsal guruplar farklı olana insan teklerinden daha fazla kuşkuyla ve hatta korkuyla bakarlar. Çoğunlukla da sağlıklı olmayan tepkiler geliştirir kendinden farklı olana karşı. Bu noktada devreye girip toplumun kendisiyle toplumsal gelişme arasında aracılık yapması gereken bir zümre vardır. Toplum seçkinleri diyoruz bu zümreye. Esas itibarıyla aydınlar, sanatçılar, bilginler ve siyasetçiler (yöneticiler) tarafından teşkil edilen bu topluluğun görevi toplumun çıkarları, ahlaki ilkeler ve doğal zorunluklar arasındaki uyumu sağlayarak düzeni ayakta tutmaktır. Bu yapılmazsa zorunlu değişimlerin veya doğal farklılıkların (ve bunların birilerince kaşınmasının) insanlarda doğuracağı korku ve panik atmosferi toplumdaki uyumu ve hukukun işleyişini ortadan kaldıracak aşırılıklara yol açabilir.
***
Bazı toplumlarda seçkinler zümresi değişik sebeplerle bu görevi yerine getiremez olabiliyor. Bu da iki şekilde oluyor. Biri, söz konusu zümrenin toplumun farklı kesimleriyle veya ana gövdesiyle irtibatının zayıflaması. Toplumla bağı -veya Gramsci’cil terimle “organik” niteliği- pek olmayan bu seçkinler, dilinden ve kültüründen kopuk oldukları insanlara yön verme veya yol gösterme gibi bir imkândan mahrum oluyorlar. İkinci şekilde ise bu zümrenin mensupları, ilkinin tam aksine, çoğunlukla kişisel çıkarlarını güvenceye almak uğruna toplumla aralarındaki mesafeyle birlikte seçkinlik vasfını da kaybedebiliyorlar. Her iki durumda da kitleler önlerine çıkan “yeni” ve/veya “farklı” unsurlara karşı mecburen içgüdülerinin peşinde birtakım tepkiler geliştirme yoluna gidiyorlar.
Tam da bu noktada kitle psikolojisini kendi çıkarlarına malzeme yapmaya yeltenen popülist siyasetçiler devreye giriyor. “Sokaktaki adam”ın baktığında “kendinden” bir şeyler bulup kişilikleriyle özdeşlik kurabildiği zevat. Ama asıl yetenekleri toplumun zaaflarını yöneterek kalabalıkları peşlerinden sürüklemeyi bilmeleridir bunların. Dolayısıyla öncelikle toplumun gerçeklik algılarını manipüle ederek işe başlıyorlar. Komplo teorileri, siyaset mitolojileri, korku masalları ve paranoya senaryoları üretilerek bunlarla bir alternatif gerçeklik inşa ediliyor.
Kitlelerin zaaf noktalarıyla oyuncak gibi oynayan cerbezeli, ağzı laf yapan bu karizmatik liderler iktidara gelmek veya iktidarlarını sürdürmek dışında bir arzu taşımadıkları için hiçbir sınırlamayla mukayyet olmuyorlar. Zaten “alan razı satan razı” ise yapılacak bir şey kalmıyor. Öyleyse söz konusu “rıza”nın temelindeki güdüleri ele alıp çözümü orada aramak gerekiyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları


























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.02.2026
27.01.2026
27.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
20.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
13.01.2026
6.01.2026