Markar ESAYAN
İnsanların üzerinde en çok düşündüğü veya düşünür gibi yaptığı kavramların başında geliyor özgürlük. Oysa iddia edebilirim ki, biz özgürlüğün sözlük anlamı üzerinde bile henüz anlaşabilmiş değiliz. Beş bin yıldır bu böyle ve modern insan tüm görkemli iddiasına rağmen, pek çok yönleri itibarıyla, arkaik insandan daha özgür ve bilge değil.
Sadece köleliklerin tarz ve ambalaj değiştirdiği çağlar farkını yaşıyoruz. Modern insana sunulan özgürlük simülasyonları arttıkça, daha da kapanıyoruz. Kavuşma adına özgürlüğü yüceltmek, yapaylaşmaya, ondan daha da uzaklaşmamıza yol açıyor.
Rus yönetmen Andrey Tarkovski 'Hayatın maddeselliği, tamamen çözülüp gitmenin sınırındadır' diyor.
Ben bu sözü, yanı başına yeni yeni geldiğimiz bir durum olarak değil, insanın değişmez çelişkisi olarak okuyorum. Bu dünyayı madde ve bedene, ruhu da öteki dünyaya zimmetleyen anlayış için, bu durum ta ilk günden itibaren ensemizde hissettiğimiz bir tehlikedir. Çünkü ölüm vardır ve ölüm kesin bir son olarak telakki edildiğine göre, maddesellik her daim tehdit altındadır. Bu, maddeye indirgenen insan olarak da böyledir, devasa bir göktaşı veya nükleer savaş tehdidi altındaki dünya ve evrenin kanseri olan karadeliklerin yuttuğu kainat için de.
Gördüğünüz gibi, insan özgürlüğünü ta en baştan bu formüle mahkûm etmiştir. Ölüm karşısındaki çaresizliğin ve modern reçetelerin görkemli plastikliğinin özgürlüğü fetişleştirmesi, onu insanın içinden dışına kovması sonucunu doğurmuştur. Her gün evrene pozitif enerji gönderenler veya türlü new-age ruhsal reçeteler uygulayanların çoğu, kısa sürelere hapsedilmiş aşırı duygulanımlar içindedir. Oysa aşırı duygusallık, bir duygusuzluk halidir. Kavramların ve olguların aslından kaçmak için, bu kavram ve olgulara aşırı yüklenmek anlamın içini boşaltır, algı fıtığına yol açar. Bu en eski handikaplardan biridir ve buna düşenler bilinçsiz bir akit içindedir.
Özgürlük, dünyayı sahiplenme duygusu ve ölüm arasındaki ince ufukta bir görünür, bir kaybolur. Onun varlığını reddetmek veya kabul etmek, tamamen kişinin iradesine bağlıdır. Yaratılış amaçsızlığa terk edilmiş gibi görünür. Kurala ve bir uzlaşmaya bağlanmaz gibidir. Ama bu, tam da özgür iradenin yaşam bulabileceği bir alan yaratır. İnsan o boşluğu kendi amaçları, hedefleri, kendisini ve hayatı nasıl tanımlamayı seçtiğine göre dolduracak ve bundan sorumlu olacaktır.
Bu çok özel alanda insan ne diyorsa o olur. Yaratıcı bile o alana saygı gösterir.
Özgür değilsek köleyizdir. Ama her kölelik özgürlüğü yadsımaz. Hatta gerçek özgürlük bir tür 'köleliği' gerektirir. Özgürlüğü ancak kendi irademiz ve arzumuzla yitirdiğimizde kendi içimizde özgür olabiliriz. Bu, hiçbir kurala, hesaba dayanmayan sevgi yolu ile başkalarına kendimizi açmak anlamına gelir. Çünkü insan kendisini başkaları ile tamamlar. Başkaları, doğa, ve tüm varoluşla ilişki kanallarını koparmak veya bu ilişkileri faydacı, konformist kurallara bağlamak, seküler bir cehennemdir. Müebbet yalnızlıktır. Amaçsızlığa ve anlamın yitimine mahkum olmaktır.
Bütününden kopmuş bir parça özgür gibi gözükse de, işlevini yitirdiği için aslında köleleşmiştir. Bütüne ulaşmak ise özgürlük yitimi gibi yorumlansa da, içsel bir özgür iradeyi ve kararı talep eder. İç dünyalarında kendi üzerinde düşünmemiş insanlar, kendi kararlarını veremezler. Kendi kararını veremeyen insanlar özgür olamazlar. Sevmekte, sevilmekte zorlanırlar; çünkü sevgi, birleşmeye giden yoldur.
Seyahat etme hakkında hiç düşündünüz mü? Seyahati, doğduğu yerlerin dışına çıkarak dünyayı görmeyi bir tutku derecesinde seven insan çoktur. Seyahat, bir eğlence ve faaliyet olmanın ötesinde ruhani bir anlam ifade eder. Dünyayı sahiplenmek, özgürlük hissini tatmin etmek ve aslında ölüme karşı koymak için yapılır bu faaliyet. Ancak sanat ve çocuk yapmak gibi, hazırlıksız ve bencilce yapılıyorsa, kalıcı olma hissini tatmin etmez, daha da derinleştirir.
Ölüm, maddi dünyanın tam ortasına düşmüş bir büyük çelişki olarak durur orada. Sanki bizi düşünmeye, kararlar almaya sevk etmek için icat edilmiş gibidir. Sonlu evren ve ölümlü hayat hayatı sebep-sonuç ilişkisine hapseder. Sonuç alındığında sebep ortadan kaybolmaz, olgunlaşır. Sonuç ise, sebeplerin her tekâmülünde kendisini yeni konuma uyarlar. Sonsuzluk buradan doğar. Bu bir çelişki değildir.
Değildir çünkü, aslında ölüm bize ait gibi gözükse de, bu dünyaya ait değildir. Ölüm, bizim olmadığımız o ilk salisede gelir. Ölmüş olan insanlara eğer ulaşabilseydik, ölüm bilgisinin belki onlarda olmadığını görerek şaşıracaktık. Belki bize, başlarına geleni 'başka türlü' açıklayacaklardı.
Kusursuz olan benzersizdir. Benzeri olmayan bizler de eşsiz bir değere sahibiz. Bu değer, maddi bir nitelikten ziyade, bizi biz yapan tüm varoluş haline katılımla ilgilidir. Özgürlük, bu hale kendi araştırmasıyla katılmaya çalışma sürecinin kendisidir.
Böyle insanlar için özgürlük kendini araştırmaya adanmış bir hayat, varoluştaki yerini bulma çabasıdır ki, böyle yaşanmamış bir hayatın aslında hiç başlamadığı da söylenebilir.
Özgür olmayan insan kendisini tanımıyordur. Tanımadığımız insanların ölümü de hep başkalarına dair kalır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları



















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019