Mümtazer TÜRKÖNE
Onca meşakkate tahammül göstermelerini sağlayan büyük davaları vardır. İdealler, onları kanatlandırır, azimleri enerji verir. Zamanla engeller aşılır, güç ele geçer ve kurallar değişir. Gücü ele geçirmek için mücadele ederken haklılık; elde tutup, kapıları rakiplerine kapatmak için kurnazlık gerekir. Zirveye tırmanmak için zorlu bir çaba içinde bulunan siyasetçi ile zirveye oturup mesaisini arkasını kollamaya hasreden iktidar sahibi aynı hayatı yaşayabilir mi? Nitekim oraya ulaşana kadar, verdiği tavizler, caydığı sözler ve harcadığı yol arkadaşları yüzünden, siyasetin yakıcı ateşi kanatlarını kavurup yok etmiştir. Geriye cübbesini giyip, süpürgesine binmekten ve arada sırada aşağılara yönelip muhtemel rakiplerinin yollarına tuzaklar kurmaktan başka çaresi kalmamıştır. Unutmayalım: Zirvelerde oturanlar, oraya nasıl çıkıldığını tecrübe ederek öğrenenlerdir. Ancak ve ancak kaşarlanmış bir cadı, aynı dik yokuşta çaba harcayan başkalarını cadı olmakla itham edebilir.
Batı tarihinin karanlık bir bölümü olan cadı avı, Tevrat’ta ‘Çıkış’ta geçen (22/18) “Bir cadının yaşamasına müsamaha göstermeyeceksin” sözüne dayanıyor. Cadı, bugünün büyücülerinden, gaipten haber verenlerinden başkası değil. Eski çağlarda toplumdan gelen talebe göre bir tür esnaflık olarak ortaya çıkmış bir meslek. Bugünün falcılarına, medyumlarına ve cinci hocalarına bakarak, bu talebin ne kadar köklü olduğunu anlamak mümkün. Yahudilerin, bir yıl boyunca işledikleri günahları yükleyip taşlayarak kovdukları günah keçileri, zaman içinde cadılara dönüşmüş. İktidar sahipleri işler yolunda gitmeyince, bütün suçu yükledikleri cadıları halkın gözü önünde yakarak rahatlamışlar. Manzaraya tersinden bakmayı deneyin. Bir insan evladı, ateşin ortasında korkunç şekilde cayır cayır yakılarak öldürülüyorsa, işlediği suçun çok büyük olması gerekir. Bu kadar büyük bir suç işlediğine göre, geri kalan herkes masum olmalıdır. Cadı avının mantığı işte bu kadar basittir. Yeter ki elinizde birilerini halkın gözü önünde, meydandaki ağaca bağlayıp cayır cayır yakabilecek bir iktidar imkânı olsun. Delile ihtiyacınız yok, suçun sabit görülmesi gerekmiyor. Bütün muhalifleri bu yolla ortadan kaldırabilir, o yükselen alevlere bakan insanların gözünde kimin en ölümcül iktidara sahip olduğunu göstermiş olursunuz. Artık süpürgenize binip, her türlü engeli aşabilir, geride kalanlara da boyun eğdirebilirsiniz.
“Cübbeni çıkar da gel!” tarzındaki meydan okuma, bu yüzden “erkeksen çık karşıma!” anlamına gelmiyor. Ancak süpürgesine dayanan bir iktidar sahibi, siyaseti bir tür esnaflık gibi görüp-gösterebilir. Ona göre siyaset doktorluk, akademisyenlik, hâkimlik-savcılık, torna-tesviye veya marangozluk gibi bir meslektir. Siyaset yapabilmek için birinin mesleğini bırakıp, siyaset mesleğine geçiş yapması gerekir. Başka mesleklere mensup birinin, bu esnaflık alanında fikir yürütmesi, hüküm vermesi ve oturup bunları halka aktarması caiz değildir. “Siyaset bir meslektir” demek, mecburen iki şeyi içinde barındırır: İnsanlar siyasetle geçinebilir ve ancak meslek odasına kayıtlı olanlar bu mesleği icra edebilir. Çok ama çok eski çağlarda, bu anlayışa tiranlık denmesi sizi yanıltmasın. Sandığa gidip oy veren vatandaştan, yönetime her seviyede dahil olanlara kadar siyaseti herkes için bir ‘hak’ olarak tanımlayan demokrasi içinde de, bu işi bir meslek olarak üstlenenler çıkabilir. Bize düşen bu anlayışın cadılara özgü bir tür keramet olduğunu hatırlatmaktan ibarettir. Siyaset bir meslek ise, gözbağcılarla, medyumlarla, falcılarla, kısaca cadılarla aynı esnaf odasına kayıtlı olmalıdır.
Öyleyse cadı avına çıkanlara ve siyaseti bir esnaf grubuna ait özel bir meslek olarak görenlere cadı gözüyle bakma hakkımız var. Cadıların giydikleri de bir tür cübbe olduğuna göre; -demokrasinin, hukukun arkasına saklanmasınlar- cübbelerini giyip, süpürgelerine binip karşımıza çıksınlar. Bizler de Avrupa’nın karanlık çağlarından iktibas edilen bu mesleğin, Müslüman mahallesinde neden icra edildiğini öğrenme fırsatı bulalım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları














































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
13.01.2026
9.01.2026
31.12.2025
30.12.2025
28.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
21.12.2025
21.12.2025