Murat BELGE
“Barış” kelimesinin akla getirdiği şeylerden hiçbirinin akla gelemediği bir ortamda DTK toplandı, bildirgesini de okudu. Bu ortamda bu toplantının da genel havadan etkilenmesi ve onu yansıtması beklenirdi. Sanırım öyle de oldu. Demeç verenlerden, “bu son el uzatma” gibi açıklamalar, “el uzatma” ile “meydan okuma” arasında bir mesaj iletiyor.
DTK’nın on dört maddesi, Galip Ensarioğlu’nun söylediği gibi, “gerçekleşme olasılığı zayıf” talepler içeriyor. Ama hepsinin içinde pekâlâ olabilecek şeyler de var. Bunların tartışılması, hele bir sonuca bağlanması bugünkü ortamda olacak bir şey değil. Çözümün barışçı olması gereği üzerinde daha güçlü bir kararlılık olmalı, tartışacak tarafların birbirine güveni olmalı, daha birçok şey olmalı ki bunların hiçbiri bugünkü ortamda mümkün değil.
Daha Başbakan’ın HDP ile görüşmesinin mümkün olmadığı bir ortamdayız. Ne üstüne anlaşılacak?
Şu ortamda Kürt tarafının “yapıcı” denilen bir tarz tutturduğunu söyleyemem. Örneğin, “çayını içer, gider” gibi bir söz, herhalde bir “davet” olarak yorumlanamaz. Gelgelelim, Haziran’dan bu yana hükümetin tutturduğu tarzın da “yapıcı” filan olmadığı meydanda. Dolayısıyla, “çayını içer, gider” diyen bunu belirli bir haklılığa dayanarak söylüyor, ama o zaman “öyleyse gelmiyorum” diyenin de haklı bir dayanağı oluyor. Bu, aslında klasik bir durumdur. Her yaptığınızı, “Ama, benden önce o, şöyle şöyle yapmıştı” diyerek bir haklılık zemini bulabilirsiniz. Ama bunları söyleye söyleye, Âdem’le Havva’ya kadar da gidilebilir.
Hâlihazırdaki duruma nesnel bir gözle bakıldığında, asıl sorumluluğun hükümet tarafında olduğu görülüyor. Haziran’da kaybedilen oyları geri almanın yolu, gerilimi tırmandırmak olarak görülünce, bunun hemen hazır manivelası Kürt sorununu alevlendirmek olacaktı. Bu yapıldı
Ama “bu yapıldı”, istenen oldu, şimdi ortalık sakinleşecek denecek bir durumda değiliz. Tayyip Erdoğan sanırım bu gerilimi sürekli tutmaya kararlı ve hazırlıklıdır. Kasım seçimi büyük bir başarıyla kazanılmıştır, ama erişilmesi gerekli başka önemli hedefler vardır: başta “Başkanlık”. İktidarda kalabilmiş olmanın bu sorunu Erdoğan’ın gözünde ikinci plana iteceğini hiç sanmıyorum.
Başkanlık ve onun yanısıra ileri derecede “otokratik”, dediğim dedik bir yönetim için gerekli başka yasal değişiklikler. Böyle bir “otokratik” mekanizmayı topluma kabul ettirmek için de gergin ortamın devamı elverişli görünüyor. Gerilimin tek kaynağı Kürt sorunu değil elbette. Örneğin Rusya ile başlayan süreç, gereğinde Suriye’deki genel durum, “millî birlik ve beraberlik” edebiyatına yol açabilir, zaten açıyor da. “Millî birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz bu günlerde” kalkıp da hükümeti eleştirmek hemen “vatana ihanet” zeminine çekilebilir, zaten çekildi de. Cumhurbaşkanı şimdiye kadar “solcu” ya da “liberal” görünüm altında hükümeti eleştirenlerin “gerçek yüzü”nün ortaya çıktığını açıkladı zaten. Bunlar aslında memleketin düşmanlarıymış. Yani Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarını beğenmiyorsanız, Türkiye’nin de düşmanısınız, “vatan haini”siniz, büyük bir ihtimalle “casus”sunuz vb. Cumhurbaşkanı muhtarlarıyla toplantısında ya da başka bir vesileyle çıkıp görüşlerini açıkladığında (görüşleri, son zamanlarda, kimlere öfkelendiğinin açıklaması şeklini alıyor), hemen harekete geçmeye hazır savcı ekipleri de var artık. “Dikensiz gül bahçesi” yaratmak üzere, birkaç koldan harekete geçilmiş.
Haziran’dan bu yana, Kürt politikası Erdoğan’ın bu ortamı oluşturmasına imkân (ve gerekçe) kazandırdı. Cemil Bayık gene “Türkiye’deki iç savaş ağırlaşacak” demiş. Gerilim, hükümetin istediği politikanın gerekçesi olsa da, Kasım’daki seçim sonuçları azımsanmayacak sayıda insanın bunu böyle görmediğini, böyle değerlendirmediğini gösteriyor. Kasım sonuçları Kürtler’in bu politikasını onaylamıyor.
Tabii olan, kırık dökük demokrasiye oluyor. Ortada bu kadar “dediği dedik” aktör olunca, “kolektif” bir oyun çıkarmanın imkânı kalmıyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025