Namık ÇINAR
Hiç kuşku yok ki darbe provası yaptıkları açıkça görülen Silivri sanıkları, ordu sorumluluk sahasının geri bölgesinde, “Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo” seçeneğine göre vuku bulan ve önceden yapıldığı için zaten varolan resmî ve onaylı bir harekât plânını, MGK’nın “Askerî Milli Strateji Dokümanı”na girmiş bulunan tesbitleri ışığında, devlete yönelik tehditleri bertaraf etmek üzere, periyodik ve plânlı olarak gerçekleştirdikleri o seminerde etüt etmişlerdi.
Olup biteni anlamak için daha yolun başındayken sorulması gereken soru şudur: Türkiye’de askerlerin“darbe izlenimi veren plânlar” yapmaları gerçekten suç mudur? İzlenim diyorum, çünkü siviller bu çalışmalara “darbe plânları” diye bakarlarken, askerler o yaptıklarını çok yüce görevlerinin bir parçası sayagelmişlerdir. Hâttâ bu dönemdeki gelişmeleri, TSK’ya ve giderek devlete karşı yöneltilmiş, küresel ilişki ve amaçları da kapsayan haince bir saldırı olarak görmektedirler.
İlk akla gelenin, mantıkî olarak bunun suç sayılması lâzım geldiği olmakla beraber, siyasal ömrü darbelerle geçmiş ve her gelen darbeci ekibin düzenleyip tahkim ettiği, ilâveler yaparak inşa ettiği Türkiye’nin hukuksal mevzuatı bu konulara acaba nasıl bakmış, nelere cevaz verir hâle gelmiştir?
Biz bu yazıda, darbeci zihniyete kapılarını ardına kadar açan ve yüz yıllık süreçte üst üste binerek siyasal yönetim modelimizi oluşturan, değiştirmek için hiçbir vakit parmağımızı dahi kıpırdatmadığımız pozitif hukukumuzdaki örüntülerin hepsine birden yer veremeyiz; fakat meselâ, seminerdekilerin de bir araç olarak kullandıkları, yürürlükteki “Sıkıyönetim Kanunu”na şöyle bir göz atabiliriz.
Hâlen yürürlükte bulunan Sıkıyönetim Kanunu, 12 Mart faşizminin, ihtiyaçlarını karşılamak üzere ilk iş olarak ele aldığı ve emrindeki dönemin parlamentosuna iki ay içinde yaptırttığı sıkboğaz bir düzenlemedir.
Kanun’un 2. maddesine göre, sıkıyönetimin ilân edilmesiyle birlikte, “genel güvenlik ve asayişe ilişkin zabıta kuvvetlerine ait görev ve yetkiler, Sıkıyönetim Komutanına geçer.” 6. Madde’ye göre de, “Sıkıyönetim Komutanı, kendisine verilen görev ve yetkilerden dolayı sadece Genelkurmay Başkanına karşı sorumludur.” 3. Madde’de sayılan görev ve yetkilerse, Çetin Doğan ve arkadaşlarının etüt ettikleri “Balyoz Güvenlik Harekât Plânı”nda öngördükleri ne kadar tedbir varsa, sanki onları içermektedir.
Sıkıyönetim Kanunu’ndaki bu hükümler ve icraatlar, artık demokratik bir nizamın değil, despotik bir askerî yönetim anlayışının yöntemleridir. Demokratik üslûp korunacak şekilde, sivil siyasal sistem, askerlerin “emre girme”siyle takviye edilecek yerde, iptâl edilerek; âdetâ özel durumu nedeniyle yoğun bakım gerektiren bir hastanın, doktorların elinden alınarak, kasapların kontrolüne verilmesi yolu seçilmiş gibidir.
Oysa demokratik ülkelerin askerleri, tek başlarına hiçbir etkinlikleri olmayan, var oluşlarını bile belli edemeyen, bir dilin “sessiz harfler”ine benzerler. İşlerlik kazanabilmeleri, “nida”ya dönüşebilmeleri için, yanlarına nasıl “sesli bir harf”in gelmesi gerekiyorsa, askerlerin de ancak ve ancak, emrinde olacakları ve yalnızca onların iradeleri kadarlık tasarruflarda bulunacakları, inisiyatiflerin sadece sivil siyasada olduğu bir düzen sözkonusudur. Bu ise, Türkiye’nin henüz tanımadığı ve o yüzden de yaşamadığı; görünüşe bakılırsa da, hâlâ pek niyetinde değilmiş gibi davrandığı bir çerçevedir.
12 Mart 1971 darbesinin ivedi ve öncelikli ürünü olan ve sivil siyasayı tamamen kuşatarak askerî bir rejim hâline getiren bu Sıkıyönetim Kanunu’nun daha öncesinde ne vardı, peki?
Daha önce, Cumhuriyet’in, İtalyan Faşizmi ve Alman Nazizmi’yle flört ettiği Tek Parti Dönemi’nde, ülkeyi daha fazla sıkboğaz etmeye gereksinim duydukları 1940 tarihli “Örfî İdare Kanunu” vardı.
Ondan öncesinde ise, Mustafa Kemal’in, değil sadece muhaliflerini, kurtuluşu birlikte kotardığı silah arkadaşlarını dahi ortadan kaldırdığı “Takrir-i Sükûn Kanunu” ve “İstiklâl Mahkemeleri”süreci geçerliydi.
Bunlardan da öncesi, “Babıâli Baskını”yla bakan dahi öldüren İttihatçıların, Prusya militarizminin emrine girdikleri yıllara denk gelir ki; daha da gerilere gidecek olursak, kazan kaldıran Yeniçerilere kadar uzanan; kendi içindeki sistemik istikrarıyla toplumsal yaşamı cendereye sokan; işledikleri zorbalıklarını her seferinde daha da geliştirerek bu toprakları cehenneme çeviren; birbirini tetikleyerek ve periyotlarını sıklaştırarak, zalimce plânlarını biteviye “güncelleyerek” tâ günümüze kadar uzanan; askersel bir paradigmanın genetik kodlarıyla da beslenegelmiş ve kâbus gibi darbelere kılavuzluk etmiş o süreçlerin mirası bir yasadır bu.
Hâl böyle olunca, Anayasada ve diğer ilgili kanunlarda da durum bundan farklı değilken; üstelik ilâveten, çoğuna “Cumhuriyet’in Kazanımları” denerek el dahi sürülmezken, şimdi kalkmış ne diyorsunuz bakayım siz; darbecileri yakaladık mı?
Güleyim bari!
Ben bu darbecilerin yerinde olsam, bu kadar ödleklik yapmayıp, size çıkar dobra dobra “evet… üzerinde çalıştığımız bu plânlar yasalardan, devamlı emir ve talimatlardan, tarihin bize yüklediklerinden doğan görevlerimizdir, bizim. Sizler bunları darbe plânları olarak niteleseniz bile, belki bunu ahlâken ileri sürebilirsiniz, ama hukuken değil! Bunu gerçekten istiyor olsaydınız, bugüne kadar yasalarınızı çoktan ona göre yapardınız”, derdim.
(Pazartesi aynı konuyu sürdüreceğiz.)
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.05.2022
24.03.2022
6.02.2016
30.05.2016
24.05.2016
13.05.2016
10.05.2016
8.02.2016
3.02.2016
29.04.2016