Ümit KIVANÇ
Muhalefet “kampını” meydana getiren partileri normal şartlarda “yerleşik düzen partileri” diye sınıflandırabilmemiz gerekirdi. Böyle bir tanım işimize yaramıyor. Zira CHP dışında hiçbiri “yerleşik”liğin y’sine dahi sahip değil. Saadet Partisi kırk defa kapatılmış-yeniden kurulmuş, bir sürü değişimden geçmiş, gövdesi yoldan çıkmış hareketin, hitap ettiği alanda kendine bir türlü yer açamayan artakalanı. Deva Partisi ile Gelecek Partisi, henüz kurulmuş, yeni teşkilatlanmakta olan örgütler. Kalıcı olup olamayacaklarını dahi kestiremiyoruz. Zaman zaman söyleşiler veren mâkûl bir Twitter kullanıcısından öte faaliyetlerine tanık olamadık. İYİP’in, koptuğu MHP gövdesinden ne farkı var, hâlâ anlaşılamadı. Tek fark, devletin makine dairesindeki çarklara -şimdilik- uzaklığı mıdır, Meral Akşener’in İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkışı ne ölçüde, ne kadar sağlam siyasî ayrıma işaret eder, bilemiyoruz. “Yerleşik” sıfatını kısmen hak edebilecek olan yalnız CHP, onun da kolları bacakları başka başka yönlere oynuyor. Sahici parti olma yolunda attığı her adım bünyede paniğe sebep oluyor. Ezelden beri durduğu yerden kıpırdamamaya çabalıyor, lâkin sarsıntı kesilse titreşim bitmiyor.
“Kürt partisi” mi “Türkiye partisi” mi olduğu hem herkesçe hem kendi içinde sonuca bağlanması imkânsız bir tartışmanın konusu olan HDP, parlamentoda basbayağı üçüncü büyük parti konumunda. Fakat iktidar-muhalefet, herkesin elbirliğiyle kafadan düzen-dışı kabul ediliyor. Dolayısıyla, gelenekselleşmiş varlığına rağmen onu da yerleşik sayamıyoruz. Ayrıca zaten bizzat onun varlığı, muhalefetin gerikalanını siyasetsizleştiren en önemli etken. Muhalefet partilerinden sözederken, HDP’yi mevzuya katmıyoruz.
Muhalefettekilere “rejim partileri” de diyemiyoruz, zira bu partilerin hepsi, kimi utangaç, aşırı temkinli edâyla, kimi laf arasında, geçerken, kimi altını doldurmaksızın, arasıra, bugünkü “Türk tipi başkanlık” rejimini memlekete faydalı bulmadıklarını, gerekli imkânı yakalayabilirlerse değiştireceklerini söylüyorlar. İçinde faaliyet gösterdikleri rejimi değiştirmeyi önüne koymuş birilerini bu rejimle tanımlayamıyoruz haliyle.
Vatan ile teferruat
Ancak bu partilere parlamenter demokratik dönüşüm hedefinde birleşmiş muhalefet hareketleri gözüyle de bakamıyoruz, zira herhangi birini mevcut rejim içerisindeki iktidar paylaşırken de gözümüzün önüne getirebiliyoruz. Şahsî meseleler aşılırsa, bugünkü iktidarın pek çok icraatının hâlihazırdaki muhalif siyasetçilerin de cânıgönülden katılımıyla sürdürülebilmesi eşyanın tabiatına uygun görünmüyor mu? Dinî motiflerle bezeli, milliyetçi hamasetle süslü fütühat politikasıyla Suriye’den, Irak’tan parçaların katılacağı, evvelâ Libya’ya, oradan da kimbilir nerelere kadar uzanacak vatan sözkonusuysa gerisini teferruat kabul etmede kimler birleşir, kimler ayrıksı kalır?
Haksızlık mı ediyoruz? Kimlere? Yoksa “Afrin’in yerleşik halkını sürmeseydik” diyen birilerine mi rastladınız Ankara’da? Ya da yoksulluk-işsizlik konuşulurken sorunun “mermi kaç para, biliyonuz mu!” restiyle bağlantısını hatırlatana? Seçilmiş belediyelere kayyım atanarak, “seçmen iradesi” diye bir kavramın geçerli rejimimizde artık varolmadığının hafta başı yeniden ilan edilmesini varoluşsal mesele sayana?
Mevcut partilere dair kesin, güvenilir, net tanımlar yapılamayışının ilk sebebi, çalkantılı veya taze veya belirsiz geçmişleri ya da oluşmamış veya dağılmış karakterleri ya da kadrolarının işbilmezlikleri veya güvenilmezlikleri değil sadece. Siyasetsizlikleri. Çünkü, onlara bırakılmış dar alanın dışına çıkmadıkça kendilerine özgü politikalara sahip olmaları imkânsız, böyle adımlar atmaya hevesli veya muktedir olup olmadıklarıysa belirsiz.
Vazgeçiş sürecinin siyasetçileri
Bu partiler, 7 Haziran sonrası partileridir. Anlamı şu: yürütme erkinin bir ölçüde denetlenip dengelenebildiği seçimli-parlamentolu rejim ile, şimdiye kadar esastan bozukluğuna rağmen en azından vitrinde bulundurulması dahi bazı kurumsal işleyişler sağlayan hukuk devleti iddiasından vazgeçiliş sürecine katılmış siyasetçilerin partileridir. Kimisi bu süreçte bilfiil yeraldı, kimisi geçişe yardımcı oldu, kimisi ses çıkarmadı…
Siyasî partilerin kişiliklerinin şekillenmesi ve hareket alanları bakımından bugünkü durum, askerî vesayet dönemindeki andırıyor. Memleketin hemen bütün aslî sorunlarına ilişkin devlet kararları var; siyaset bunlara ilişilmeksizin yapılıyor. Eskiden, ardında kararların sivillere tebliğ edildiği kapılar açıldığında oradan generaller çıkardı; şimdi kararların nasıl alındığını bilmiyoruz bile.
2000’lerin ilk yarısındaki AKP, eski vesayet rejiminin işleyiş zemininden hareketle tarif edecek olursak, gelmiş geçmiş ana akım düzen partileri arasında sahiden siyasî ilk örgüt olarak görünüyordu. Siyasî amaçlarının niteliklerini, “esas maksatlarını” gizleyip gizlemediğini tartışmıyoruz şu anda. Kendini tarif edişi ve iktidarının ilk yıllarındaki uygulamaları bakımından AKP böyleydi, siyasîydi. Dokunulamaz kılınmış devlet politikalarına ilişkin eleştirel görüşleri, önerileri, değişiklik vaatleri vardı. Bugün başlangıçta ilan edilmiş hedefleriyle taban tabana zıt çizgide, devlet çizgisinde, üstelik askerî darbe dönemlerinde bile devlet mekanizması içerisinde böylesine yer bulamamış faşist harekete hayallerinin ötesinde hareket alanı ve kudret temin ederek, yegâne amacı kendini zengin etmek ve iktidarda kalmak olan çıkar birliğine dönüşmüş örgüt, artık siyasî parti değil. Siyasete en uzak mihrak sayılan/sanılan Teşkilat-ı Mahsusa çekirdeği, siyasî olan. Onun “insan içine” çıkan uzantısı da AKP değil MHP. Yakın geçmişin iktidar partisi AKP, ünvanı müdür filanken gerçekte yalnız patronun günlük ayak işlerine bakan büro elemanı gibi bir şey.
Neye siyaset diyeceğiz?
Bu iktidar yapısı, eğer sahiden siyaset yapacaksa muhalefetin devlet politikalarıyla karşı karşıya gelmesini kaçınılmaz kılıyor. Halbuki bizdeki yerleşik düzen muhalefetinin, aman ha!, fellik fellik kaçtığı konum bu. Çıkıp, “Diyarbakır’a belediye başkanı seçildiği ve senin adamının rezilliğini teşhir ettiği için adamı kafana göre dokuz sene hapse mahkûm edemezsin, birader!” diyebilecek muhalif parti hangisidir? Bunu genel başkanın teessür ve teessüflerini bildirdiği iki cümlenin söylenmesinden öteye taşıyıp, politika malzemesi olarak sahiplenecek parti var mıdır? “Seçilenin yerine kayyım atayacaksan böyle seçimde yokuz” diyebilecek birileri var mıdır? Suriye politikasını sahiden, elbette ezcümle yetkililerin bilgisi dahilinde cihatçı otoyolları inşa edilir, maaşlı silahlı birlikler kurulurkenden başlayarak eleştirebilecek, “Suriye topraklarını ilhak mı ediyoruz?” diye yüksek sesle soracak kimse var mıdır? Devletin elinde toplanan akıl almaz miktarlarda paranın hem acımasızca, utanmazca hem beceriksizlikle çarçur edilmesine engel olabilmek için, topladığınızda milyonlarca destekçisi bulunan muhalefet partilerinin öngördüğü herhangi bir politik adımlar silsilesi, kampanya, faaliyet var mıdır?
Haydi, şöyle ya da böyle siyasî tercih konusu olabilecek her şeyi bir yana bırakalım, kanunun kanun, mahkemenin mahkeme, yargı mekanizmasının bir nebze güvenilir olması sağlanmadan, siyasî parti denen kuruluş ve siyaset denen faaliyet de en ufak güvenceye sahip değil ki. Bu alanda mevcut muhalefet partilerinin, “gelirsek düzelteceğiz” dışında sözü, adalet kavramını alay konusu haline getiren hukuksuzluk çarkının bu acımasızlıkla dönmesini önlemeye dönük girişimi var mıdır? Selahattin Demirtaş ve HDP’li birçok siyasetçinin mesnetsiz, hukuksuz tasarruflarla hapse atılmış oluşu, en ufak delilli suç isnat edilmeksizin üç yıla yakın zamandır hapiste tutulan Osman Kavala’nın vaziyeti, insan haklarının gaddarca çiğnendiği örnekler olmalarının yanısıra, düpedüz rejim sorunudur. Bunların rejim sorunu olduğunu idrak ve ifade edebilmiş, durumu değiştirmeyi iş edinmiş siyasî parti hangisidir? Baroların direnişine siyasî parti katılamazmış, yoksa hareketin saf amacına halel gelirmiş. Konu futbol mu burada? Veya sualtı araştırmaları mı? Bütün muhalefet partileri birarada siyasî destek hattı oluştursa ne olurdu peki? Mithat Sancar duvar kenarına oturmuş bekleşen baro başkanlarını ziyaret edince İYİP’lilerin takım elbiseleri birden şalışepiğe mi dönüşürdü?
Siyasetsizliği muhalefete baştan dayatan, bu konudaki geçen yazımda özel olarak üzerinde durduğum şey: Öncelik, HDP’nin nasıl dışlanacağı meselesinde. Fakat onu dışlayarak bile biraraya gelemiyorlar. Çünkü fiil değil fail kültürünün baskınlığı buna izin vermiyor. Çünkü öznenin değil yüklemin esas olduğunu kavramadan siyaset yapamazsınız. Yüklem esas addedilirse, sizin şunları şunları hedefleyen kimse olmanıza rağmen şunları değil de bunları isteyenle sırf şunun için şöyle yapmanız bir pratik-gündelik sorun olarak ele alınabilir ve incileriniz dökülmüş sayılmaz. Çünkü zaten yoklar aslında. Devletin onlar. Şimdilik takmanıza izin veriyor. Kıpırdamadığınız sürece. Kıpırdarsanız karşı karşıya geleceğinizi biliyorsunuz. Ve bunu istemiyorsunuz. Ve bunu o da biliyor. Ve siz de buna razısınız.
Durup bekleyerek…
Peki ne yapıyorsunuz? Durup bekliyorsunuz. Gereken her durumda tavır almak, gerekeni de beklemeksizin, fırsat yaratıp tavrınızı ortaya koymak yerine o lanet olası kavrama sığınıyorsunuz: Muhalif “duruş” sergiliyorsunuz.
Muhalefette saydığımız partiler, iktidardan ötede duruyorlar. Peki acaba nasıl oturup kalkıyorlar? Nasıl yürüyorlar? Geçerken çöp görünce ne yapıyorlar? Nasıl koşuyorlar? Nereye doğru? Bunları bilmiyoruz. Çünkü duruyorlar. Çünkü kendilerini destekleyenlerin ve destekleyecek olanların neredeyseler orada durdukları sürece bu teveccühü göstereceğine iman etmişler. Muhalefet politikası şöyle özetlenebilir: Halk bir noktada sıkılacak. Bakın, sıkılmaya başladılar bile! Sıkılınca ne yapacak? Onları artık istemeyecek, bize dönecek.
Hayır. Size dönmeyecekler. Bugünkülere sırtlarını dönebilirler, o durumda karşılarında mecburen siz olacağınızdan, bu böyle görünecek.
Ve siz, olumlu bir proje sunarak, herkes için geçerli hukuk-adalet zemini kurulmaksızın birarada yaşanamayacağı gerçeğinden başlayıp insanları bir gelecek tasarımına ikna ederek iktidara gelmiş olmayacağınız, siyasetin çekirdeğine el süremeyip en fazla kabuğuyla oynuyor olduğunuz için, birileri gelip önünüze “dosya” koyacak, aslî siyaset konularında yapacaklarınızı dikte edecek.
Daha muhtemeldir ki, devlet katında egemen eğilim, hazır kurulmuş giderken düzeni bozmama yönünde olacak. Bu yüzden, herkes yüz çevirse bile bugünkü iktidarın devamı için, bir kısmınızın içinde yeraldığı için gayet iyi bildiği, 7 Haziran ertesine benzer -belki kanlı- manevralarla, iktidarın devri önlenecek.
Buna meydan vermemek için, toplumca ciddîye alınabilir bir siyasî hat kurulması lazım. Ortadoğu koşullarında olabildiğince dürüst işleyecek, kuvvetler ayrılığına dayalı, seçimli-parlamentolu rejim ve yasaları, kurumları olan hukuk-adalet sistemi gibi asgarî, temel hedefler üzerinde anlaşamıyor, hep birlikte bunu geçici siyasî uzlaşma hattı olarak tanımlayamıyor, böyle bir hedefe ancak herkesin hiç hoşlanmadığı birileriyle yanyana gelmesi halinde ulaşılabileceğini siyasetinizin ve toplumu ikna çabanızın odağına oturtamıyorsanız, siyasî partiyiz diye ortada dolaşmamanız en münasibidir. Çünkü şu anda bu memlekette siyaset yapabilmenin asgarî zemini -Türk tipi III. Reich peşinde değilseniz- bunlardan meydana geliyor. Sahici demokrasi yoluna çıkarsak devlet politikalarıyla çatışırız diye kaygılanıyorsanız, bahçenize kuracağınız ufak kum havuzunda siyasetçilik oynamayı yeğleyebilirsiniz. Çünkü bugün devlet politikası olarak dayatılanlardan geriye kalan oyun alanını ancak kum havuzu olarak değerlendirebilir, ailenizin görüşmenizi istemediği fena çocukları yanınıza yaklaştırmazsınız. Resmî politikalara, memleketi bugünkü feci haline sürükleyen takıntılara ters düşmeye baştan niyetsizseniz de size zaten gerek yok.
Muhalefet partilerine sorulacak anlamlı soru şu olabilir: Yeni sezona yeni vitrin dekoru olmak mı hayaliniz? Değilse, siyaset sahibi olmalısınız. Biz de sizi tavırlarınıza bakarak tanımalıyız.
Öyle “duruş” halindeyken hepiniz birbirinize benziyorsunuz.
Yazarlar
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları




































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024